PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ynt: Anılacak Şahsiyetler


delibasozi
06-03-2008, 23:50
Evet komünisttir, hem de koyu komünisttir Nazım Hikmet. Yanlış zamanda, düşüncenin suç olduğu bir zamanda yaşamıştır. Düşünce suçundan 18 yıl mahpus yatmak:S... Kimisine göre yanlış düşünmüştür kimisine göre doğru ancak arzuladığı devrimi yönetimde, siyasette değil; Türk şiirinde yapmıştır. Kimsenin aklında doğru dürüst "serbest ölçü" yokken, o, serbest ölçü kullanarak yazmıştır şiirlerini, Türk Edebiyatında ilk kez (olmasa bile yarattığı tesir ile bi o kadar olmuştur). Ölümünün 45. yıldönümünde Nazım Hikmet Ran'ı hala Vatan Haini olarak anılıp da nacizane bir vasiyet olarak mezarını kabul etmemenin burukluğu içinde anmış olduk.

Sanatçılar, ayrı dünyalarda yaşar...

VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.

NAZIM HİKMET

Her ne kadar hep şair olarak anılsa da diğer yazı türlerinde de eserleri vardır:


26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLER
İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR
VE
İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ'E BAKAN NEFER



Saat 2.30.

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan
ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.

Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:
Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir
Akarçay Dereboğazı’ında değirmenlieri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.
Ve kocaman çiçekten eflatun kırmızı beyaz ve sapları bir,
bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar.

Ve Afyon önünde Altıgözler köprüsünün altından
gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına rastlayıp
yolda Büyükçobanlar köyünü solda ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp, gider.

Düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve
yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.

Kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, Yunan'dan önce
ve Seferberlik'ten evvel Selimşahlar çiftliğinde ırgatlık ederken
Manisa'da geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: 'Üç', dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.


Saat 3.30.

Halimur - Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir.

İzmirli Ali Onbaşı (Kendisi tornacıdır) karanlıkta göz yordamıyla
sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi
baktı manga efradına birer birer:
Sağda birinci nefer sarışındı, ikinci esmer.
Üçüncü kekemeydi fakat bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyleyen. Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.
Altıncı, inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam,
memlekette toprağını ve tek öküzünü
ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için kardeşleri onu
mahkemeye verdiler ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
ona 'Deli Erzurumlu' derdiler. Yedinci Mehmet oğlu Osman'dı.
Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı
ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir,
yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci İbrahim korkmayacaktı bu kadar
bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki:
tavşan korktuğu için kaçmaz kaçtığı için korkar.


Saat: 4

Ağzıkara-Söğütlüdere mıntıkası.

On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, mekanizmalar Üzerinde.
Herkes yerli yerinde.
Tabur imamı, mevzideki biricik silahsız adam: ölülerin adamı,
kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru, durdu boyun büküp
el kavuşturup sabah namazına, içi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır. Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenabı rabbülâlemîne şühedâyı.


Saat: 4.45.

Sandıklı civarı.

Köyler.

Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.

Çukurova beygiri kuyruğunu karanlığa vuruyordu:
dizkapaklarında kan, kantarmasında köpük...

İkinci Süvari Fırkası'ndan Dördüncü Bölük,
atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü. Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
ellerinin tersiyle yüzünü örttü. Karşı dağlar ardında,
düşman elinde kalan bir başka horoz vardır:
Baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar her hal onu çoktan kesip çorbasını yapmışlardır.


Saat beşe on var.

Kırk dakka sonra şafak sökecek.
'Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak'
Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde.
On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti ve onların genci,
uzunu, Darülmuallimin mezunu Nureddin Eşfak,
mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor:

— Bizim İstiklâl Marşı'nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam,
fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın 'Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın.
'Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum zaferden sonrasına dair.
'Kim bilir belki yarın...'



Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı:
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
ve pırıltılar görüp ve çok uzak
çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
bir müthiş ve mukaddes macerada, ön safta, en ön sırada,
şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzimi Hasan'ın yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi, kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük.
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki bütün ömrünü
ve hâtırasını ve yedi buçukluk bataryasını
ağlanacak kadar küçük buluyordu.

Yüzbaşı sordu:

— Saat kaç?

— Beş.

— Yarım saat sonra demek...

98956 tüfek ve şoför Ahmet'in üç numrolu kamyonetinden
yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
bütün aletleriyle ve vatan uğrunda, yani, toprak ve hürriyet için
ölebilmek kabiliyetleriyle Birinci ve ikinci Ordu'lar baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde, beygirinin yanında duran sarkık,
siyah bıyıklı süvari kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nureddin Eşfak baktı saatına:

— Beş otuz...
Ve başladı topçu ateşiyle
ve fecirle birlikte büyük taarruz...

Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar:
Karahisar güneyinde 50
ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.

Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihata ettik Aslıhanlar civarında 30 Ağustosa kadar.

Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyi külliyesi imha ve esir olundu.

Esirler arasında General Trikopis: alaturka sopa yemiş bir temiz ve sırmaları kopuk firenk uşağı...

Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı Nureddin Eşfak'ın ayağı.
Nureddin dedi ki:
'Teselyalı Çoban Mihail,'

Nureddin dedi ki:
'Seni biz değil, buraya gönderenler öldürdü seni...'

Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü ordularımız İzmir'e doğru yürürken
serseri bir kurşunla vurulan Deli Erzurumluydu.
Devrildi. Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı, baktı karşıya. Gözleri hayretle yandılar:
önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
seyredip güneşli gökyüzünü ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

Sonra.
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken
kederinden yüzlerini toprağa döndüler.

Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı,
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız ulaşmak da istiyordu bir yerlere
ve sadece kahretmiyor yaratıyordu da.
Ve kılıçların, nalların, ellerin ve gözlerin pırıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:
'Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e
bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim...'

Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,
Ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
onlar ki toprakta karınca,
suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların maceraları vardır...

Kuvayi Milliye/Destan

ATTİLA İLHAN'ın şiirini Nazım Hikmet Ran'ın yorumu ile dinlemenizi öneririm..

Tanrıkut
06-04-2008, 01:17
NAZIM HİKMET DEDİKLERİ

Nazım Hikmet 1902 yılında Selanik'te doğmuş, 1963 yılında Moskova'da ölmüştür. Yani O'nun doğduğu şehirde, öldüğü şehirde Cumhuriyet sınırlarımızın dışındadır.. Annesi Celile Hanım, Babası ise Hikmet Bey'dir.
Nazım'la birlikte 1921 yılında Rusya'ya kaçan Vâlâ Nurettin "Bu dünyadan Nazım geçti" adlı eserinin 32. sayfasında Celile Hanım'ın, büyükbabası olan Mustafa Celaleddin Paşa'nın, BORJENSKİ soyadlı Polonya'lı bir Yahudi olduğunu yazar. Yine aynı eserin 33. sayfasında ise Nazım'ın anneannesinin büyük dedesi olan Müşir Mehmet Ali Paşa'nın da Fransız asıllı bir protestan olduğu kaydedilmektedir. 8 Şubat 1977 tarihli Y.MİLLİ MÜCADELE dergisi bakınız Nazım Hikmetin kimliği hakkında neler yazıyor:

"Aslen bir Yahudi. Anne tarafından büyük dedesi Ferit Mustafa Celalettin Paşa, asıl adı Konstantin BORJENSKİ olan bir Polonya Yahudisi. Baba tarafından büyük dedesi Mehmet Ali Paşa ise Fransız kökenli olup; protestan mezhebine bağlı Magdeburg'lu Karl de Trois soyuna mensup.." Bu gerçek Nazım Hikmet tarafından bir şiirinde şöyle teyid edilmiştir:

"Lehistan'dan gelmiş dedelerimden biri...
Göğsümüzü kabartmıyor değil
Dedelerimden birinin lehli oluşu..."

NAZIM'A SAHİP ÇIKANLAR

Moskova'da ziyaret ettiği bir sanat okulunun hatıra defterine "Moskova uyanan dünyanın yeni Kabe'sidir. Ben yaptığım bu hac'da yeni imanımın ışıklarını buldum " yazarak komunistliğini Rusya'da tescillettiren Ertuğrul MUHSİN yaşadığı dönemde şüphesiz Nazım'ın en büyük hamisiydi.. Kafatası, Unutulan Adam gibi sonunda yasak kitaplar arasına giren eserler Ertuğrul MUHSİN' in marifetiyle Şehir Tiyatrosu sahnelerinde günlerce oynamış, o zamanın tek film şirketi olan "İpek Film" Stüdyosunda da Nazım'a vazife verilmesi yine Ertuğrul Muhsin'in tavassutu ile olmuştur.. Nazım'ın hamiliğini yapanlar, O'nun moskovadan azgın bir komunist olarak döndüğünü bilmiyorlar mıydı?

ATATÜRK'ÜN NAZIMIN ŞİİRİNİ DİNLEDİĞİNDE SÖYLEDİKLERİ...

Nazım'ın oldukça basit piyesleri, yoldaşı Ertuğrul MUHSİN' in sayesinde Şehir Tiyatrolarında gösterime girince bu durum Nazım'a hem para hem de şöhret kazandırmıştı. Üstelik Nazım'ın şöhreti Atatürk'e kadar ulaşmıştı. Atatürk'te Nazım adına yapılan bu geniş reklam ve propagandaya pek iltifat etmediği için: "şunun şiirlerini bir de kendi ağzından plağa alın, getirin bakayım" talimatını verdi. Nazım'ın Hazer ve Salkımsöğüt adlı şiirleri kendi sesinden plağa kaydedilip ATATÜRK' e getirilmiş, ATATÜRK bu şiirleri dinledikten sonra aynen:

"BU ŞİİRLERDE TÜRK MİLLETİNİN HAYATINA KASTEDEN BİR BOMBA VAR"

demişti. Atatürk ona ilk notu vermiş, şiirlerinin muhteviyatındaki korkunç maksadı anlamış olmasına rağmen, Atatürk'e yakın olmaya çalışanlar, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayanlar, ATATÜRK' ün bu beyanından sonra bile Nazım balonunu şişirmeye devam etmişlerdir..

NAZIM ATATÜRK'E DE SÖVÜYORDU...

Nazım'ın 28 Kanunsani başlıklı şiiri dikkatle okunduğu zaman her hareket ve her hadisede Atatürkçülük'ten bahseden, bizdeki komunistlerin aslında Atatürk'ün adını bir maske, hatta bir cankurtaran simidi gibi kullandıkları daha iyi anlaşılır.. Nazım'ın ilk ve açık komunist propaganda yapan şiirine birlikte gözatalım...
.........
Trabzon'dan bir motor açılıyor
Sahilde kalabalık
Motoru taşlıyorlar
Son perdeye başlıyorlar
BURJUVA KEMAL' in omuzuna binmiş
KEMAL KUMANDANIN kordonuna
............
Nazım Hikmet görüldüğü gibi komunist Mustafa Suphi, Etem Nejat ve arkadaşlarının Trabzon açıklarında motörlü kayıkta öldürülüşlerinden dolayı büyük bir kin içinde .......

NAZIM'IN MOSKOVA HAVA LİMANINDA VERDİĞİ BEYANAT

Nazım Moskova'ya indiğinde kendini karşılayanlara ve Rus resmi haber ajansı İNTER TASS' a aynen şu şekilde konuşmuştur..

"O kadar bahtiyarım ki! Ben bütün hayatımı, idealimi, aşkımı bu muazzam şehre borçluyum. BEN SOVYETLER BİRLİĞİNİN ÇOCUĞUYUM. Bugün memleketimin halkı Amerikan Emperyalistlerinin elinde esirdir. Türk Halkı Amerikan üniforması giydirilerek Kore'ye kaatil olmaya gönderilmektedir.
.....
Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. BENİ STALİN YARATTI.. Her şeyimi ona borçluyum..

NAZIM'IN AHLAKI

Nazım Hikmet ensest (aile içi cinsel ilişki) ilişkileri savunan meşhur sapık SİGMUND FREUD' u fazla okuduğunu ve O'nunla çoğu konuda paralel düşündüğünü yakın dostlarına söyleyebilmiştir. Nitekim Nazım annesinden bahsederken:

"Annemin gençliğini çok iyi hatırlıyorum. Aşık olduğum ilk kadındır. Freud'u okudunuz mu? Hayranı değilim fakat doğru gözlemleri var. BEN KENDİ ANNEME AŞIKTIM. Şaşılacak kadar güzel kadındı" demektedir. Herhalde cinsel sapkınlığı olmayan hiçkimse annesi için bu tabirleri kullanmaz...

SON SÖZ

1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarılan komunist Nazım için yapılan kampanyalar şüphesiz ilk değildir ve son da olmayacaktır.. Günümüzde de bu tür kampanyalar devam etmektedir.. Geçmişte Ankara'nın CHP'li Belediye Başkanı Vedat DALOKAY, terörist Deniz GEZMİŞ' in mezarından aldığı toprağı Moskova' da Nazım Hikmet'in mezarına koyarak bu işin siyasiler içindeki yolbaşçısı olmuştu.. Günümüzde ise, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı FAZİLET PARTİLİ ALİ MÜFİT GÜRTUNA geçenlerde yaptığı Moskova ziyaretinde NAZIM HİKMET BORJENSKİ adlı bu YAHUDİNİN mezarı başında dua ederek (!), Nazım Hikmet'in mezarını İstanbul'a getireceğini ve ona anıt mezar yaptıracağını söyleyebilmiştir..
Ve bu sözleri ilede ÜLKÜCÜLER' in YEŞİL KOMUNİSTLER sıralamasında başsıraya oturmuştur.
SOSYALİSTLER, YEŞİL - KIZIL TÜM KOMUNİSTLER, SAHTE ATATÜRKÇÜLER, SUSARAK ZULME DESTEK OLAN SAHTE MİLLİYETÇİLER, HOMOLAR, KOMOLAR, BİLUMUM DEYYUSLAR...
Son sözü ben değil ORHAN SEYFİ ORHON söylesin.. Kulak verin, belki yüzünüz kızarır... tabi varsa..

"BU MİLLET ÇOK ESKİ BİR TARİHTEN GELMİŞ, EN ÇETİN MÜCADELE İÇİNDE SAVAŞMIŞ, YOK OLMAMIŞ, HÜR YAŞAMIŞTIR. GENE ÖYLE OLACAKTIR. HİÇ BİR KOMUNİST ŞAİR BUNU DEĞİŞTİREMEZ. ORTADA TABİR YANLIŞI VAR. HÜRRİYET REJİMLERİNDE BU TÜRLÜ ŞAİRLERE VATAN ŞAİRİ DENMEZ, VATAN HAİNİ DENİR!"

KAYNAKLAR:
1-Nazım Hikmet vatan haini mi , vatan şairi mi?
2-8 Temmuz 1976 tarihli Vatan Gazetesi (Şen olasın Nazım Hikmet- Aziz Nesin)
3-1976 tarihli YENİÇAĞ dergisi Nazım Hikmet Özel sayısı (TDKP' nin Doğu Almanya' da yayınlanan bülteni)

Konunun bir de bu yönü var. Nazım Hikmet hakkında iki ayrı bakış açısı.

ASLIM
06-04-2008, 05:30
Zihnimdeki Nazım Hikmet

İstanbullu, varlıklı bir aile çocuğu... Zamanının modasına uyup Komünist değerleri benimsemiş... Yine zamanının siyasi otoritesi ile anlaşamayıp yurt dışına kaçmış bir adam... Ülkesi ile sorunlu her Türk'ü bağrına basan, alanında yükselten dünya, ona da farklı davranmamış... Dünya şiirinin devlerinden, hatta en efsanevi izlerinden biri haline getirmiş...

Bir Rus şairden esinlenilmiş ya da kimi kez, bire bir taklit edilmiş olduğu düşünülen yüzlerce güzel Türkçe mısranın sahibi... Siyasi düşünceleri ile ülkesine ters düşmesi dışında, herhangi bir hainliğini okumadığım, öğrenmediğim bu adamı; Türkçeye kazandırdığı harika mısraları için seviyorum ben...

Tardu
06-04-2008, 06:06
Milli edebiyat değeri olmayan,evrensel edebiyatta değerli bir şairimiz.

Neden Milli edebiyatta değeri yoktur?

Türk edebiyatı en başından bu yana şiir ve şiir türevleriyle hayat bulmuş ve gelişmiştir.Düz yazı daha dün edebiyatımıza girmiştir.Yani Türkçe için şiir en önemli edebiyat kaynağımızdır.Türkçe için şiir bilinir ki vezin ve kafiyeyle yapılan bu vezin ve kafiye yapılırken de mananın derinliğinin önemi olan yazı türüdür.vezin ve kafiyesiz yazılara nesir denir tabii nesirden de şiir yapılır ama bunun türk edebiyatı açısından pek bir değeri yoktur sanatkarane değildir ki genelde bu şekil şiirler bayağı bir zevkin göstergesidir gerek yazan gerekse okuyan için.

artı olarak şiir türk edebiyatının baş tacıdır edebiyatın ta kendisidir.bu yüzdendir ki bayağı zevklere feda edilemeyecek kadar değerlidir.
haliyle serbest şiirler edebiyatımızın bir zenginliği olmakla beraber gerçek şiirlerin önüne geçtiği sürece türk edebiyatı için tehlikeldir ki günümüzde birçok şairin,büyük şair diye sunulan şairlerin serbestçi ve disiplinsiz olduğu görülünce tehlikenin boyutu farkedilmektedir.

İşte büyük şair diye sunulan Şairlerin başında Nazım gelir,ondan sonra benzerleri türemiştir ve günümüze gelindiğinde gerçek şiir kaybolmuş ve yerini bu disiplinsiz ve sanatkarane olmayan şiir almıştır.Yani Türk edebiyatının temelleri çökmüştür.

Uzun lafın kısası Nazım büyük bir Türk edebiyatı şairi yani büyük bir Türk şairi değil Türkçeyle şiir yazan büyük bir şairdir o kadar.

ASLIM
06-04-2008, 07:27
Milli edebiyat değeri olmayan,evrensel edebiyatta değerli bir şairimiz.

Neden Milli edebiyatta değeri yoktur?

Türk edebiyatı en başından bu yana şiir ve şiir türevleriyle hayat bulmuş ve gelişmiştir.Düz yazı daha dün edebiyatımıza girmiştir.Yani Türkçe için şiir en önemli edebiyat kaynağımızdır.Türkçe için şiir bilinir ki vezin ve kafiyeyle yapılan bu vezin ve kafiye yapılırken de mananın derinliğinin önemi olan yazı türüdür.vezin ve kafiyesiz yazılara nesir denir tabii nesirden de şiir yapılır ama bunun türk edebiyatı açısından pek bir değeri yoktur sanatkarane değildir ki genelde bu şekil şiirler bayağı bir zevkin göstergesidir gerek yazan gerekse okuyan için.

artı olarak şiir türk edebiyatının baş tacıdır edebiyatın ta kendisidir.bu yüzdendir ki bayağı zevklere feda edilemeyecek kadar değerlidir.
haliyle serbest şiirler edebiyatımızın bir zenginliği olmakla beraber gerçek şiirlerin önüne geçtiği sürece türk edebiyatı için tehlikeldir ki günümüzde birçok şairin,büyük şair diye sunulan şairlerin serbestçi ve disiplinsiz olduğu görülünce tehlikenin boyutu farkedilmektedir.

İşte büyük şair diye sunulan Şairlerin başında Nazım gelir,ondan sonra benzerleri türemiştir ve günümüze gelindiğinde gerçek şiir kaybolmuş ve yerini bu disiplinsiz ve sanatkarane olmayan şiir almıştır.Yani Türk edebiyatının temelleri çökmüştür.

Uzun lafın kısası Nazım büyük bir Türk edebiyatı şairi yani büyük bir Türk şairi değil Türkçeyle şiir yazan büyük bir şairdir o kadar.


Değerli Gönüldaşım;

Türkçe yazan bir şaire, Türk şairi değildir demek; haksızlık olur... Siyasi düşünceleri, yaşadığı buhranlar, Türk vatandaşlığından çıkarılması vs. gibi başlıklar, bunu değiştirmez... N. Hikmet, bizim içimizden çıktı ve beğenmediği ya da eleştirdikleri dahil, bizden beslendi... iyisi ile.. kötüsü ile...

Türk şiir geleneğinin nereye, nasıl gittiği konusu ayrı bir tartışma gerektirir.... Geleneksel şiir anlayışımızla, Garipçilerle başlayan "serbest şiir geleneği"ni mukayese etmek ve her iki tarzın ürünlerini değerlendirmek ayrı bir konudur... Sayfa olarak, eğer istersek, böyle bir başlık açabiliriz; ama Türkoloji okumuş ben dahil, hepimizi epey yorar bu... Çünkü iyi bir ön hazırlık ve birikim gerektirir yorumlarımız... Sıradan bir okuyucu olarak yorum yapabilirim, yapabiliriz; ama fazlası için fazlası gerekir kanısındayım :)

Tanrıkut
06-04-2008, 10:10
Nazım Hikmet ikilemi Türk milletini fazlasıyla meşgul etmiş konulardandır.

Rahmetli Türkeş, bu tartışmaya son vermek için MÇP'nin açılış kurultayında Kuvayi Milliye Destanı'nı okumuştur. Burda iki kesime yapılan gönderme vardır. Milliyetçilere 'artık bu tür konularla kutuplaşmayın, herkese hakkını verin' ; o zamanın diğer Türklerle olan bağımızı inkar eden solcularına 'bakın Nazım Hikmet de Orta Asya'dan geldiğimizi kabuletmektedir' göndermesini yapmak ve kutuplaşmaya son vermekti.

Nazım Hikmet'in sanatsal yanını beğenip beğenmemek kişinin kendi zevkidir, buna saygı duyulmalıdır.

Nazım Hikmet'in 'kız çocuğu' adlı şiiri örnek olarak verilmiş, gerçekten güzel bir şiirdir ve Ruhi Su çok güzel bestelemiştir. Japonlara Amerika tarafından yapılmış zülmü anlatması da sanatçının örnek sorumlulukları arasındadır. Nazım Hikmet'in bizim için eksiği kalemini sadece Amerika düşmanlığı için kullanmış olmasıdır. Bu da Sovyetlere olan gönülbağından kaynaklanmaktadır. Tarafsız olsaydı ' Ahıska ve Kırım Türklerine ' Stalin tarafından yapılan katliamlar için de şiir yazardı. Ya da Doğu Türkistan'ın Çin tarafından işgal edilmesi hakkında da birkaç cümle yazabilirdi.

Unutmamak gerekir ki sömürgecilik sadece Amerikan sömürgeciliği değildir. Amerika'ya karşı olmak ayrıdır, sömürgeciliğe karşı olmak ayrıdır. Sömürgeciliğe karşı olan hepsine toptan karşı olmalıdır, birini görürken diğerini görmemezlikten gelmemektedir.

Nazım Hikmet, Türk şairi midir konusunda ise tartışma yapmak yersizdir. Bunu inkar etmek bize birşey kazandırmaz.

Tardu
06-04-2008, 10:32
Anlaşılan odur ki şiir konusunda kişisel zevklerimiz Nazım konusunda Türk lehli bir düşün açığa çıkarmamızı engellemektedir.

Serbest şiir...
Hepimizin bildiği gibi 1930ların sonlarından itibaren üniversitelerimize yerleşenler ağırlıklı olarak Komunist veya da sol düşünceli adamlardır.
En basiti Sabahattin Ali'nin gökten zenbille inercesine büyük mevkiilere gelmesidir.E peşine medyayı da buna ortak edersek bizim güncel anlamda şiir zevkimiz malesef ki bu ve benzeri insanlarla beraber şekillenmiş ve zevksizleşmiştir.

Soruyorum son 50 yılda yetişmiş ve populer olmuş kaç tane şair Türk şiir geleneğinden gelmektedir?

Anlaması kolay,yazması kolay güzel yazılardır Nazım vb kişilerin yazdığı şiirimsiler.
E haliyle zevksizleştirilerek iki arada bir derede kalmış bizim gibi şehir insanına uygundur malesef.

Neden son 50 yılda Türk şiir geleneğinden yetişen ve populer olan değerli şairlerimiz yoktur?

E böyle halka mal olmuş Türk şiir geleneğinden yetişen şairlerimiz yoksa Türk edebiyatı denilen olgu malesef ki gelişmemektedir.
Serbestçiler daha dün ortaya çıkmış ve Türk Şiir geleneğinin önünü keserek yukarıdaki bahsettiğim nedenlerden ötürü ambargo koymuşlardır.

Ben demiyorum serbestçiler,düzensizler,disiplinsizler,bayağı zevkin eserleri olmasın.Olsun onlar da zenginliktir.Ama bu disiplinsizler bu şekilde bir baskıyı asıl Türk edebiyatçıları üzerine oluşturmuşlarsa ve bunun Kökeni nazım hikmet gibilerse Nazımın Türk Şairi olması Malesef ki Türk şiirine zarar vermektedir.

Basit mantıkla 50 tane güzel şiirimsisi varsa Nazımın 1000 tane güzel Türk şiir geleneğinden gelme eserin ortaya çıkmasına,ortaya çıksa bile halka mal olmasına engel olmuştur.

Türkçüysek eğer bu gibi konuları da değerlendirmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.Yarın bir gün hece ölçümüz ve diğer değerlerimiz tamamen kaybolduğunda elimizde kalacak şeyler sadece şiirimsiler ve Türk kültürüyle yetişmedikleri için Türk Milletine de Milli anlamda hiçbir şey katamayacak Şairimsiler olacaktır.

Bilmiyorum sizler hiç dikkat ettiniz mi ama yeni gelişen nesil Hece ölçüsüne çocukça diye saldırmaktadır.
Ama hiç düşünmezler ki hece ölçüsündeki emek üstüste dizilmiş sözcükler yığınından daha değerlidir.

Tardu
06-04-2008, 10:40
Tarafsız olsaydı ' Ahıska ve Kırım Türklerine ' Stalin tarafından yapılan katliamlar için de şiir yazardı. Ya da Doğu Türkistan'ın Çin tarafından işgal edilmesi hakkında da birkaç cümle yazabilirdi.




Tarafsız olsaydı veya da Ahıska Türklerini ve Doğu Türkistanı düşünebilecek kadar Millet sevgisini içinde barındırsaydı zaten Moskof özentisi şiir yazma yöntemini kullanmazdı.

Kişisel zevktir şiirlerini beğenmek ama yukarıda da belirttiğim üzere zevklerimizi biz oluşturmayız.Aklımız başımıza gelince biraz yön veririz o kadar.

Tardu
06-04-2008, 10:58
Ha alın size Nazım şiiri siyasi olarak kullanmaya yeltenebileceğimiz.

dörtnala gelip uzak asya'dan
akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim.

bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...

yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Allah Aşkına kara renkli olan dizelerde arka arkaya kullanılan iki tane ve nasıl bir zevkin eseridir?
daha yeni yeni yazı yazmaya başlamışken arka arkaya iki tane ve kullanmanın ne kadar zevksiz bir şey olduğunu çözebilen biri olarak ben akıl sır erdiremiyorum.Hadi Şiirimsileri gerçek anlamda şiir olsa bir nevi eh pek şık durmamış ama ahengi de bozmamış diyebileceğim ama şiirleriniz tümcelerin sadece başı sonu kesilmiş düz yazı gibi olunca iyice sırıtıyor.

Tardu
06-04-2008, 11:18
Milli edebiyat değeri olmayan,evrensel edebiyatta değerli bir şairimiz.

Neden Milli edebiyatta değeri yoktur?

Türk edebiyatı en başından bu yana şiir ve şiir türevleriyle hayat bulmuş ve gelişmiştir.Düz yazı daha dün edebiyatımıza girmiştir.Yani Türkçe için şiir en önemli edebiyat kaynağımızdır.Türkçe için şiir bilinir ki vezin ve kafiyeyle yapılan bu vezin ve kafiye yapılırken de mananın derinliğinin önemi olan yazı türüdür.vezin ve kafiyesiz yazılara nesir denir tabii nesirden de şiir yapılır ama bunun türk edebiyatı açısından pek bir değeri yoktur sanatkarane değildir ki genelde bu şekil şiirler bayağı bir zevkin göstergesidir gerek yazan gerekse okuyan için.

artı olarak şiir türk edebiyatının baş tacıdır edebiyatın ta kendisidir.bu yüzdendir ki bayağı zevklere feda edilemeyecek kadar değerlidir.
haliyle serbest şiirler edebiyatımızın bir zenginliği olmakla beraber gerçek şiirlerin önüne geçtiği sürece türk edebiyatı için tehlikeldir ki günümüzde birçok şairin,büyük şair diye sunulan şairlerin serbestçi ve disiplinsiz olduğu görülünce tehlikenin boyutu farkedilmektedir.

İşte büyük şair diye sunulan Şairlerin başında Nazım gelir,ondan sonra benzerleri türemiştir ve günümüze gelindiğinde gerçek şiir kaybolmuş ve yerini bu disiplinsiz ve sanatkarane olmayan şiir almıştır.Yani Türk edebiyatının temelleri çökmüştür.

Uzun lafın kısası Nazım büyük bir Türk edebiyatı şairi yani büyük bir Türk şairi değil Türkçeyle şiir yazan büyük bir şairdir o kadar.


Değerli Gönüldaşım;

Türkçe yazan bir şaire, Türk şairi değildir demek; haksızlık olur... Siyasi düşünceleri, yaşadığı buhranlar, Türk vatandaşlığından çıkarılması vs. gibi başlıklar, bunu değiştirmez... N. Hikmet, bizim içimizden çıktı ve beğenmediği ya da eleştirdikleri dahil, bizden beslendi... iyisi ile.. kötüsü ile...

Türk şiir geleneğinin nereye, nasıl gittiği konusu ayrı bir tartışma gerektirir.... Geleneksel şiir anlayışımızla, Garipçilerle başlayan "serbest şiir geleneği"ni mukayese etmek ve her iki tarzın ürünlerini değerlendirmek ayrı bir konudur... Sayfa olarak, eğer istersek, böyle bir başlık açabiliriz; ama Türkoloji okumuş ben dahil, hepimizi epey yorar bu... Çünkü iyi bir ön hazırlık ve birikim gerektirir yorumlarımız... Sıradan bir okuyucu olarak yorum yapabilirim, yapabiliriz; ama fazlası için fazlası gerekir kanısındayım :)


Ben bu konuda uzman değilim,olamam da olmama da luzum yok.Bahsettiğim üzere Türk Şiiriyle,Serbestçilerin şiirimsileri arasındaki sanat açısından karşılaştırmadan çok Birinin diğerini ezmesinden bahsediyorum.Bilmiyorum belki de serbestlik daha bir sanatkaranedir de ben anlamıyorumdur.Ama serbestliğin bizden olmadığını biliyorum geçmişten son 50 yıla kadar gerçek Türk edebiyatı eserlerini incelediğimde.

Türk Şairliğine gelince,Mevlana farsça yazar,Mevlana fars kültürlüdür,Mevlana felsefesi fars aklıyla çalışır.Mevlana fars şairi midir?
Değildir.Keza Türk Şairi de değildir.

Bunlar Beynelmileliğin garip ürünleridir.Ürünleri dünya için gereklidir ama milli değillerdir.Beslenilir ama tamamen benimsenmez.

Benim anlatmak istediğim okunsun bilinsin ama Özden uzaklaşılmasın.
Yoksa benim müzik zevkimden tutun,edebiyat zevkime kadar bin türlü yabancı öğe vardır.Ama özümü bilirim ve öncelikli olarak özümdür.
Ben yığınlar halinde Türk çocuklarının
"Hangi Tür Şiirden hoşlanıyorsun" sorusuna
"Serbest şiirden hoşlanıyorum" yanıtını almak istemiyorum bir Türkçü olarak.
Nedeni ise "kendimi rahatça ifade edebiliyorum,rahatça kavrayabiliyorum ne güzel kural yok" Mantığı olması ise yazıda bile disiplinden,kuraldan sıkılan gençliğin disipline bir hayat öneren,militarist bir yapıda olan Milliyetçilikten ve Vatan sevgisinden iyice uzaklaşmasına az veya çok ki bu görecelidir katkı sunmaktadır.

Anlayacağınız Toplumu etkileyen konular şiir de olsa uzantıları ve olumsuzlukları gayri Milli olduğu sürece başka yerlerden de çıkmaktadır.
Bu yüzden de kendime Nazımın şiirini eleştirecek yetkiyi Edebiyattan az anlayan ama Türkçü düşünceyi,toplumbilimini bilen ve bunu Mühendisin analitik düşüncesiyle,sebep sonuç ilişkisi ve matematiksel düşüncesiyle yoğurup nerelere gittiğini ve gidebileceğini gören biriyim.Yoksa sadece konu edebiyat ve sanat olsa benim haddime değildir hayatını şiire adamış birinin şiirlerini eleştirmek.

ASLIM
06-04-2008, 11:58
Anlaşılan odur ki şiir konusunda kişisel zevklerimiz Nazım konusunda Türk lehli bir düşün açığa çıkarmamızı engellemektedir.

Serbest şiir...
Hepimizin bildiği gibi 1930ların sonlarından itibaren üniversitelerimize yerleşenler ağırlıklı olarak Komunist veya da sol düşünceli adamlardır.
En basiti Sabahattin Ali'nin gökten zenbille inercesine büyük mevkiilere gelmesidir.E peşine medyayı da buna ortak edersek bizim güncel anlamda şiir zevkimiz malesef ki bu ve benzeri insanlarla beraber şekillenmiş ve zevksizleşmiştir.

Soruyorum son 50 yılda yetişmiş ve populer olmuş kaç tane şair Türk şiir geleneğinden gelmektedir?

Anlaması kolay,yazması kolay güzel yazılardır Nazım vb kişilerin yazdığı şiirimsiler.
E haliyle zevksizleştirilerek iki arada bir derede kalmış bizim gibi şehir insanına uygundur malesef.

Neden son 50 yılda Türk şiir geleneğinden yetişen ve populer olan değerli şairlerimiz yoktur?

E böyle halka mal olmuş Türk şiir geleneğinden yetişen şairlerimiz yoksa Türk edebiyatı denilen olgu malesef ki gelişmemektedir.
Serbestçiler daha dün ortaya çıkmış ve Türk Şiir geleneğinin önünü keserek yukarıdaki bahsettiğim nedenlerden ötürü ambargo koymuşlardır.

Ben demiyorum serbestçiler,düzensizler,disiplinsizler,bayağı zevkin eserleri olmasın.Olsun onlar da zenginliktir.Ama bu disiplinsizler bu şekilde bir baskıyı asıl Türk edebiyatçıları üzerine oluşturmuşlarsa ve bunun Kökeni nazım hikmet gibilerse Nazımın Türk Şairi olması Malesef ki Türk şiirine zarar vermektedir.

Basit mantıkla 50 tane güzel şiirimsisi varsa Nazımın 1000 tane güzel Türk şiir geleneğinden gelme eserin ortaya çıkmasına,ortaya çıksa bile halka mal olmasına engel olmuştur.

Türkçüysek eğer bu gibi konuları da değerlendirmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.Yarın bir gün hece ölçümüz ve diğer değerlerimiz tamamen kaybolduğunda elimizde kalacak şeyler sadece şiirimsiler ve Türk kültürüyle yetişmedikleri için Türk Milletine de Milli anlamda hiçbir şey katamayacak Şairimsiler olacaktır.

Bilmiyorum sizler hiç dikkat ettiniz mi ama yeni gelişen nesil Hece ölçüsüne çocukça diye saldırmaktadır.
Ama hiç düşünmezler ki hece ölçüsündeki emek üstüste dizilmiş sözcükler yığınından daha değerlidir.




Türkçü olmam, nesnel olmama engel değil, olamaz da... :) Tekrar edeyim... -Sabit bir hainliğini görmediğim N. Hikmet- bir Türk şairidir... Türkçe yazdığı için, Türk Edebiyatı içinde değerlendirilmelidir... Bu hem kişisel düşüncem hem bilimin emri... Yani ötesi yok... :)

Gelelim diğer konuya…

Serbest şiir anlayışını nasıl da kolay harcamışsın… Orhan Veli gibi bir dev sanatçıyı nasıl yok sayabiliyorsun? Oktay Rıfat’ı, Melih Cevdet Anday’ı, Özdemir Asaf’ı…Attila İlhan’ı, Cahit Külebi’yi..…………… Bunu yapmak hiçbirimizin haddi olamaz… Öyle rahat harcamışsın ki koca Cumhuriyet şiirini… açıkçası, ne yazacağımı çok düşündüm Tardu… :)

Şunu bilmelisin ki, serbest şiir demek; disiplini olmayan, temeli olmayan şiir demek değildir… Günümüzün popüler isimlerine bakarak böyle bir kanıya varmamalısın.. Eline kalem alan herkes şair biliyorsun… Senin zevksiz diye nitelendirdiklerin, onlar olmalı… Bu konuda daha çok araştırmanı öneririm… İnşallah bir gün, aynı ortamda bulunabiliriz de bunu daha iyi konuşabiliriz…

ASLIM
06-04-2008, 12:21
Ben bu konuda uzman değilim,olamam da olmama da luzum yok.Bahsettiğim üzere Türk Şiiriyle,Serbestçilerin şiirimsileri arasındaki sanat açısından karşılaştırmadan çok Birinin diğerini ezmesinden bahsediyorum.Bilmiyorum belki de serbestlik daha bir sanatkaranedir de ben anlamıyorumdur.Ama serbestliğin bizden olmadığını biliyorum geçmişten son 50 yıla kadar gerçek Türk edebiyatı eserlerini incelediğimde.

Türk Şairliğine gelince,Mevlana farsça yazar,Mevlana fars kültürlüdür,Mevlana felsefesi fars aklıyla çalışır.Mevlana fars şairi midir?
Değildir.Keza Türk Şairi de değildir.

Bunlar Beynelmileliğin garip ürünleridir.Ürünleri dünya için gereklidir ama milli değillerdir.Beslenilir ama tamamen benimsenmez.

Benim anlatmak istediğim okunsun bilinsin ama Özden uzaklaşılmasın.
Yoksa benim müzik zevkimden tutun,edebiyat zevkime kadar bin türlü yabancı öğe vardır.Ama özümü bilirim ve öncelikli olarak özümdür.
Ben yığınlar halinde Türk çocuklarının
"Hangi Tür Şiirden hoşlanıyorsun" sorusuna
"Serbest şiirden hoşlanıyorum" yanıtını almak istemiyorum bir Türkçü olarak.
Nedeni ise "kendimi rahatça ifade edebiliyorum,rahatça kavrayabiliyorum ne güzel kural yok" Mantığı olması ise yazıda bile disiplinden,kuraldan sıkılan gençliğin disipline bir hayat öneren,militarist bir yapıda olan Milliyetçilikten ve Vatan sevgisinden iyice uzaklaşmasına az veya çok ki bu görecelidir katkı sunmaktadır.

Anlayacağınız Toplumu etkileyen konular şiir de olsa uzantıları ve olumsuzlukları gayri Milli olduğu sürece başka yerlerden de çıkmaktadır.
Bu yüzden de kendime Nazımın şiirini eleştirecek yetkiyi Edebiyattan az anlayan ama Türkçü düşünceyi,toplumbilimini bilen ve bunu Mühendisin analitik düşüncesiyle,sebep sonuç ilişkisi ve matematiksel düşüncesiyle yoğurup nerelere gittiğini ve gidebileceğini gören biriyim.Yoksa sadece konu edebiyat ve sanat olsa benim haddime değildir hayatını şiire adamış birinin şiirlerini eleştirmek.


Mevlana'nın durumu halen tartışmalıdır Tardu... İslamiyet'in en güzel yorumunu Türk mutasavvıfları ortaya koymuşken, Mevlana'nın Farsça yazması ile ortaya çıkan çelişki, Türk Edebiyatının talihsizliğidir.. Öğrenciliğimde, Hacettepeli hocalarımız çok tartışırlardı bunu..

Öğrencilerimize, yetişmekte olan gençlerimize gelince... Dediklerinin çok doğru; ama emin ol, bilinçli çocuklarımızın payı da azımsanmayacak kadar fazla... Bir eğitimci olarak en fazla dikkat ettiğim şey; öğrencilerimin Türk Edebiyatını bir bütün olarak görüp, kaynaklandığı durumları, geçirdiği evreleri iyi çözümleyebilmelerini sağlamak ve onları, Türk Edebiyatının seçkin isimleri ile, mümkün mertebe tanıştırmaktır... Bu bilinçle, Edebiyatımız karşısında daha farklı bir duruş sergileyeceklerini düşünüyorum; hatta bunun örneklerini yaşıyorum...

kobali
06-04-2008, 13:33
Günümüzde edebiyata yönelmiş genç kalemlerin ortaya koyduğu değerler, ne yazıktır ki:
Ya "abartılı", ya da "zorlamalı" suçlamalarıyla karşılaşıyorlar. Oysa ki; biz bu değerlerin "arı türkçe" için bir geçiş dönemi yaratacak değerler olabileceği ve gelecekte daha akıcı, daha kalıcı "arı türkçe" eserlerin ortaya çıkmasını sağlayacaklarına inanmalıyız.

Bazıları için şans, bazıları içinse şansızlık (bana göre de) sayılabilecek, Araplarla, Farisilerle komşu oluşumuz, kendi öz Türk edebi değerlerimizin sönükleşmesine sebep olmuştur ( Osmanlıdaki edebiyat ürünleri ortadadır). Yavaş yavaş da olsa dilde arınma şarttır. Adını Osmanlıca koydukları dilde yazılanların top yekunu, konunun yetenekli kalemlerince arı türkçeye çevrilmelidir. Bazıları da arşivlerdeki yerini almalıdır. Bu günkü nesil arapça ve farsça sözcükleri, kendi kültürü gibi algılamaktadır.Bunun tek sebebi ısrarla dil emperyalizmini dayatan kafalardır.

Bu konu her tartışıldığında, her defasında "türkçemizin zenginliğidir" söylemiyle sığınılan kalıp, öz türkçeyi gönülden sevenleri her defasında yürekten yaralamaktadır. Basri Gocul'un çalışması olan Oğuzlama, bu geçişe yardımcı olacak eserlerden sadece birisidir.

Sözün özü şudur: Diller de etkileşim mutlaka olur. Benim kendime en çok sorduğum soru; "neden Türkler bu etkileşimden çok fazla zarar görüyorlar?" dır. Elbette yanıtsız değildir bu soru ancak; o istenci gösterecek cesaretli dil devrimcileri bir şekilde bastırılıyorlar. İşte; bizim gibi insanlara burada çok iş düşmektedir. Arı türkçeyi casaretlendirecek tüm eylemlere açık olmalıyız. Belki, bir iki nesil sonra türkçemizin değeri daha çok ortaya çıkar!

Tanrıkut
06-04-2008, 14:02
Anlaşılan odur ki şiir konusunda kişisel zevklerimiz Nazım konusunda Türk lehli bir düşün açığa çıkarmamızı engellemektedir.

Soruyorum son 50 yılda yetişmiş ve populer olmuş kaç tane şair Türk şiir geleneğinden gelmektedir?

Anlaması kolay,yazması kolay güzel yazılardır Nazım vb kişilerin yazdığı şiirimsiler.
E haliyle zevksizleştirilerek iki arada bir derede kalmış bizim gibi şehir insanına uygundur malesef.

Ben demiyorum serbestçiler,düzensizler,disiplinsizler,bayağı zevkin eserleri olmasın.Olsun onlar da zenginliktir.Ama bu disiplinsizler bu şekilde bir baskıyı asıl Türk edebiyatçıları üzerine oluşturmuşlarsa ve bunun Kökeni nazım hikmet gibilerse Nazımın Türk Şairi olması Malesef ki Türk şiirine zarar vermektedir.

Basit mantıkla 50 tane güzel şiirimsisi varsa Nazımın 1000 tane güzel Türk şiir geleneğinden gelme eserin ortaya çıkmasına,ortaya çıksa bile halka mal olmasına engel olmuştur.

Bilmiyorum sizler hiç dikkat ettiniz mi ama yeni gelişen nesil Hece ölçüsüne çocukça diye saldırmaktadır.
Ama hiç düşünmezler ki hece ölçüsündeki emek üstüste dizilmiş sözcükler yığınından daha değerlidir.



Dedesinin birinin yıllar önce ordan gelmiş olması onu Lehli yapmaz, ne o dili bilir ne de o kültürü. Serbest şiir geleneğini Nazım Hikmetle başlamamıştır, serbest şiiri başlatan Orhan Veli'dir. Serbest şiir Türk edebiyatına katkı sağlamıştır. Serbest şiirle birlikte uyaklı yazılan şiirlerin azalması, serbest şairin hatası olamaz. Hece ölçüsüyle yazayım, uyak oluştursun diye Türkçe'ye birçok Arapça Farsça sözcük eklenmesi de hece ölçüsünün suçu değildir. Serbest şiir de hece ölçüsüyle yazılmış şiirler de bizimdir. Biz burda Nazım Hikmet'in kökeninden ya da edebiyatından değil de siyasi yanından konuşuyoruz.

Halka mal olan şiirlerin olmamış olması halkın edebiyata olan ilgisinde olan azalmayla ölçülebilir. Kaldı ki Yahya Kemal'i bile yaşadığı zamanda bilen genelde okumuş yazmış insanlardır. Basın ve sermaye Türk kültüründen uzaklaştıkça ne serbest ne de uyaklı şiire yer kalmaktadır, edebiyat sayfasının yerini magazin almaktadır.

Saygı görmenin ilk şartı saygı göstermektir. Eğer sen kendi beğenine uymayan şiirlere şiirimsi dersen, diğeri de çıkar seninkine çocuksu der.
Malesef sözcük yığını ve şiirimsi gibi tabirlerle doğru olan bazı tespitlerinin birçok kişi nazarında kabuledilmemesini sağlıyorsun.

Siyasi yönüne gelince kendi fikirlerinde tarafsız olsaydı tüm Dünya'da olan haksızlıklara karşı durması gerekirdi. Amerika'nın yaptıklarına karşı
gelirken, kendi fikirdaşlarının yaptıklarına karşı sessiz kalması onun anti emperyalist kişiliğindeki çelişkilerdendir. Hiroşima'yı anlattıktan sonra Ahıska'yı da anlatsaydı o zaman anabilirdik.

KEZBAN YENGENİZ
06-04-2008, 16:09
Yazılanların hepsini okuyamadım evladım, ama anılacak en büyük kişi Atatürktür. Bu da benim yorumum olsun.

ASLIM
06-04-2008, 16:18
Yazılanların hepsini okuyamadım evladım, ama anılacak en büyük kişi Atatürktür. Bu da benim yorumum olsun.


Hoşgeldiniz Kezban Yengecim :) Sayfamıza renk kattınız gerçekten ne diyeyim :D

Tardu
06-04-2008, 19:23
Anlaşılan odur ki şiir konusunda kişisel zevklerimiz Nazım konusunda Türk lehli bir düşün açığa çıkarmamızı engellemektedir.

Soruyorum son 50 yılda yetişmiş ve populer olmuş kaç tane şair Türk şiir geleneğinden gelmektedir?

Anlaması kolay,yazması kolay güzel yazılardır Nazım vb kişilerin yazdığı şiirimsiler.
E haliyle zevksizleştirilerek iki arada bir derede kalmış bizim gibi şehir insanına uygundur malesef.

Ben demiyorum serbestçiler,düzensizler,disiplinsizler,bayağı zevkin eserleri olmasın.Olsun onlar da zenginliktir.Ama bu disiplinsizler bu şekilde bir baskıyı asıl Türk edebiyatçıları üzerine oluşturmuşlarsa ve bunun Kökeni nazım hikmet gibilerse Nazımın Türk Şairi olması Malesef ki Türk şiirine zarar vermektedir.

Basit mantıkla 50 tane güzel şiirimsisi varsa Nazımın 1000 tane güzel Türk şiir geleneğinden gelme eserin ortaya çıkmasına,ortaya çıksa bile halka mal olmasına engel olmuştur.

Bilmiyorum sizler hiç dikkat ettiniz mi ama yeni gelişen nesil Hece ölçüsüne çocukça diye saldırmaktadır.
Ama hiç düşünmezler ki hece ölçüsündeki emek üstüste dizilmiş sözcükler yığınından daha değerlidir.



Dedesinin birinin yıllar önce ordan gelmiş olması onu Lehli yapmaz, ne o dili bilir ne de o kültürü. Serbest şiir geleneğini Nazım Hikmetle başlamamıştır, serbest şiiri başlatan Orhan Veli'dir. Serbest şiir Türk edebiyatına katkı sağlamıştır. Serbest şiirle birlikte uyaklı yazılan şiirlerin azalması, serbest şairin hatası olamaz. Hece ölçüsüyle yazayım, uyak oluştursun diye Türkçe'ye birçok Arapça Farsça sözcük eklenmesi de hece ölçüsünün suçu değildir. Serbest şiir de hece ölçüsüyle yazılmış şiirler de bizimdir. Biz burda Nazım Hikmet'in kökeninden ya da edebiyatından değil de siyasi yanından konuşuyoruz.

Halka mal olan şiirlerin olmamış olması halkın edebiyata olan ilgisinde olan azalmayla ölçülebilir. Kaldı ki Yahya Kemal'i bile yaşadığı zamanda bilen genelde okumuş yazmış insanlardır. Basın ve sermaye Türk kültüründen uzaklaştıkça ne serbest ne de uyaklı şiire yer kalmaktadır, edebiyat sayfasının yerini magazin almaktadır.

Saygı görmenin ilk şartı saygı göstermektir. Eğer sen kendi beğenine uymayan şiirlere şiirimsi dersen, diğeri de çıkar seninkine çocuksu der.
Malesef sözcük yığını ve şiirimsi gibi tabirlerle doğru olan bazı tespitlerinin birçok kişi nazarında kabuledilmemesini sağlıyorsun.

Siyasi yönüne gelince kendi fikirlerinde tarafsız olsaydı tüm Dünya'da olan haksızlıklara karşı durması gerekirdi. Amerika'nın yaptıklarına karşı
gelirken, kendi fikirdaşlarının yaptıklarına karşı sessiz kalması onun anti emperyalist kişiliğindeki çelişkilerdendir. Hiroşima'yı anlattıktan sonra Ahıska'yı da anlatsaydı o zaman anabilirdik.


Türk Lehine,Demek istedim.Ama dedesinin Lehistanlı olması ve düşününün de Türkçe olmamasından kaynaklı o kişiyi Türk de göremeyiz.
Kaldı ki soyuyla sopuyla veya da siyasi görüşüyle ilgilenmiyorum şuan.

Hece ölçüsü Türk halk edebiyatının temel kaynağıdır,birçok halk eserlerinde görülmekte ve bunların Farsça sözcüklerle pek de işi yoktur bildiğimiz kadarıyla.Zaten Divan edebiyatının birçok şairinin,Osmanlının aydın kesiminin birçoğunun Türk olmaması Farsçayı,arapçayı bu denli tepemize çıkartandır.

Şiirimsi olmasına gelince bu bir hakaret veya saygısızlık değildir.Benim 2000 yıllık şiir tanımın içerisine son 50 yılda giren yazılardır ve benim 2000 yıllık şiir tanımımla tamamen çelişmektedir ve şiir tanımımım üzerine çıkıp şiir tanımımı ezmektedir.Nasıl vitessiz bir motorun asıl adı Motorlu bisikletse,Buna rağmen bir chopperın adı Motorsiklet olması gibidir bu tanımlama.

Medyanın etkisine gelince,Medya sadece tvlerdeki magazin programları değildir, bunların güya enteller için olanlarıdır da.Kitap basımevleridir de,gazetelerin güya entel sayfalarıdır da.Daha eski mecmuaların yerleridir de.

Siz benim ne demek istediğimi anlamamakta diretiyorsunuz bana kalırsa.

Ben şiirin baskın Türünün doğal seleksiyonla değişmesine karşı değilim.Kültür bir ekosistemse ve şiir bu ekosistemimizin önemli bir baskın türüyse bunun doğal yollarla değişmesi,evrime ve adaptasyona neden olur.Ancak bu değişim bugün doğal yollarla değildir.Birileri gelip baskın türü değiştirmiştir.Baskın türün değişmesi de ekosistemimizin diğer önemli türlerini bozmuştur bozacaktır ve günü gelince eski baskın Tür olan şiirimizi yok edecektir.Bu da ekosistemin çökmesine ve kültürün yok olmasına haliyle Türklüğün yok olmasına neden olacaktır.

Tardu
06-04-2008, 19:35
Anlaşılan odur ki şiir konusunda kişisel zevklerimiz Nazım konusunda Türk lehli bir düşün açığa çıkarmamızı engellemektedir.

Serbest şiir...
Hepimizin bildiği gibi 1930ların sonlarından itibaren üniversitelerimize yerleşenler ağırlıklı olarak Komunist veya da sol düşünceli adamlardır.
En basiti Sabahattin Ali'nin gökten zenbille inercesine büyük mevkiilere gelmesidir.E peşine medyayı da buna ortak edersek bizim güncel anlamda şiir zevkimiz malesef ki bu ve benzeri insanlarla beraber şekillenmiş ve zevksizleşmiştir.

Soruyorum son 50 yılda yetişmiş ve populer olmuş kaç tane şair Türk şiir geleneğinden gelmektedir?

Anlaması kolay,yazması kolay güzel yazılardır Nazım vb kişilerin yazdığı şiirimsiler.
E haliyle zevksizleştirilerek iki arada bir derede kalmış bizim gibi şehir insanına uygundur malesef.

Neden son 50 yılda Türk şiir geleneğinden yetişen ve populer olan değerli şairlerimiz yoktur?

E böyle halka mal olmuş Türk şiir geleneğinden yetişen şairlerimiz yoksa Türk edebiyatı denilen olgu malesef ki gelişmemektedir.
Serbestçiler daha dün ortaya çıkmış ve Türk Şiir geleneğinin önünü keserek yukarıdaki bahsettiğim nedenlerden ötürü ambargo koymuşlardır.

Ben demiyorum serbestçiler,düzensizler,disiplinsizler,bayağı zevkin eserleri olmasın.Olsun onlar da zenginliktir.Ama bu disiplinsizler bu şekilde bir baskıyı asıl Türk edebiyatçıları üzerine oluşturmuşlarsa ve bunun Kökeni nazım hikmet gibilerse Nazımın Türk Şairi olması Malesef ki Türk şiirine zarar vermektedir.

Basit mantıkla 50 tane güzel şiirimsisi varsa Nazımın 1000 tane güzel Türk şiir geleneğinden gelme eserin ortaya çıkmasına,ortaya çıksa bile halka mal olmasına engel olmuştur.

Türkçüysek eğer bu gibi konuları da değerlendirmeli ve ona göre hareket etmeliyiz.Yarın bir gün hece ölçümüz ve diğer değerlerimiz tamamen kaybolduğunda elimizde kalacak şeyler sadece şiirimsiler ve Türk kültürüyle yetişmedikleri için Türk Milletine de Milli anlamda hiçbir şey katamayacak Şairimsiler olacaktır.

Bilmiyorum sizler hiç dikkat ettiniz mi ama yeni gelişen nesil Hece ölçüsüne çocukça diye saldırmaktadır.
Ama hiç düşünmezler ki hece ölçüsündeki emek üstüste dizilmiş sözcükler yığınından daha değerlidir.



.. :) Tekrar edeyim... -Sabit bir hainliğini görmediğim N. Hikmet- bir Türk şairidir... Türkçe yazdığı için, Türk Edebiyatı içinde değerlendirilmelidir... Bu hem kişisel düşüncem hem bilimin emri... Yani ötesi yok... :)

Gelelim diğer konuya…

Serbest şiir anlayışını nasıl da kolay harcamışsın… Orhan Veli gibi bir dev sanatçıyı nasıl yok sayabiliyorsun? Oktay Rıfat’ı, Melih Cevdet Anday’ı, Özdemir Asaf’ı…Attila İlhan’ı, Cahit Külebi’yi..…………… Bunu yapmak hiçbirimizin haddi olamaz… Öyle rahat harcamışsın ki koca Cumhuriyet şiirini… açıkçası, ne yazacağımı çok düşündüm Tardu… :)

Şunu bilmelisin ki, serbest şiir demek; disiplini olmayan, temeli olmayan şiir demek değildir… Günümüzün popüler isimlerine bakarak böyle bir kanıya varmamalısın.. Eline kalem alan herkes şair biliyorsun… Senin zevksiz diye nitelendirdiklerin, onlar olmalı… Bu konuda daha çok araştırmanı öneririm… İnşallah bir gün, aynı ortamda bulunabiliriz de bunu daha iyi konuşabiliriz…









Ben vatan hainliğiyle vb konularla ilgilenmiyorum.Siyasi değil kültürel bakıyorum.Bugün Nazımın vatan hainliği devam etmekteyse eğer bana göre yaptığı hainlikler yüzünden değil Şairlliğinin bir zehir gibi türk edebiyat dünyasını sarıp sarmalamasındandır.Türk insanı bir gariptir,Nazım muhteşem derseniz biraz da mazlumluklar yüklerseniz herkes ona muhteşem gözüyle bakar ve karşı çıkmaya burada da görüldüğü üzere cesaret edemez.Nazımın bu açıdan Serbestçiliğin yayılmasındaki Rolü Orhan veliden vb şairlerden farklıdır.Kaldı ki Nazım olmasa Attila İlhan gibi bir kalemi güçlü bir şairden daha verimli bir şekilde faydalanacağımızı da düşünmeliyiz.Keza Nazım sonrası dönemdeki bütün serbestçi şairler için geçerli bu.Etkileşimi tek yönlü incelemek pek mantıklı olmaz.

Orhan veli.Bu işin başlangıcına neden olduğu için en yaptığı değil yaptıklarının şiiri ne hale getirdiği önemlidir.Bir Makine parçasına yeni bir differansiyel kayışı takarsanız ve bu kayışın ömrünü 1 yıl belirlemişken o 10 ay çalışır 10 ayda diğer kayışlardan daha verimli çalışır ama 10. ayda siz 12 ay çalışacak diye beklerken o kopar ve makinanın diğer parçalarını heba eder.Bu yüzdendir ki 10 ay boyunca diğerlerinden daha fazla verimle çalışan ama hiç hesapta yokken bozulan bu parça daha az verimle ama faydası kestirilebilir olan parçalara göre bozuktur,hatalıdır,hatta işe yaramazdır.Tek faydası hatalı yönüne bakıp 12 ay çalışan en az onun kadar verimli bir parçayı üretebilmemiz için bize yol gösterir.

Teşbihte hata olmazsa Orhan veli ki haz ettiğim bir şiirine rastlayamadım,diğer bütün serbestçiler bu hatalı makina parçası statüsünde incelenirse Türk şiirini de katkıda bulunabilirler.Ama şu da bilinmelidir ki hata yapmadan da gelişimi sağlayamazsınız.



"Türkçü olmam, nesnel olmama engel değil, olamaz da."

Bu Tümce ise Türkçülükle çelişen bir Tümcedir.Bizim tartıştığımız konu şuan Termodinamik,Hidromekanik vb fen bilimleri değildir.Toplumsal bir konudur.E haliyle burada Nesnellik Türkçünün işi değildir.Burada Türk Milletinin çıkarına bir düşünce önemlidir.

yeni bir şiir akımı çıksa bu ciddi anlamda sanat açısından muhteşem örnekler verdirse,şairlerimiz de bu işi cidden çok iyi kıvırsa ve bunu kitap dergi vb konularda halkın içinde yaysanız.Bu benim hece ölçümden ve diğer şiir kurallarımdan daha işlevsel olduğu anlamına gelmez benim için.İsterse Şiirin mikelanjı olsun yeni gelen Şiir türü yine de benden olamaz,sadece çerezlik bir durumda olur.

Neden mi?

Bizler Adı Türk olan bir şeye sadece Türkün olduğu için sevgi ve saygı duygusuyla sahip çıkmayız.Biliriz ki Yılların içerisinde Türkün ürettiği ve Türkleşmiş olan her şey Türk ekosisteminin bir parçasıdır ve diğer konularla bağlantılıdır.Yok olması ekosistemin yok oluşunu hızlandırır.

Malesef ki nesnelliğiniz şu anlama gelmektedir,Benim köpeğim kapı önünü koruyor ama pek verimli değil.tavuklarla da iyi anlaşıyor vesselam,ördeklerle de öyle.Ama dur ben ördeği,tavuğu nasıl koruduğunu bilmediğim ama kapıyı çok iyi koruyan bir köpek alayım.
E ne oldu tavuklarla ördeklere?

Bu açıdan Nesnel olamam Kötü de olsa bizim kötümüzdür,bizdendir ve iyiden daha değerlidir benim için.

ASLIM
06-04-2008, 21:45
"Türkçü olmam, nesnel olmama engel değil, olamaz da."

Bu Tümce ise Türkçülükle çelişen bir Tümcedir.Bizim tartıştığımız konu şuan Termodinamik,Hidromekanik vb fen bilimleri değildir.Toplumsal bir konudur.E haliyle burada Nesnellik Türkçünün işi değildir.Burada Türk Milletinin çıkarına bir düşünce önemlidir.

yeni bir şiir akımı çıksa bu ciddi anlamda sanat açısından muhteşem örnekler verdirse,şairlerimiz de bu işi cidden çok iyi kıvırsa ve bunu kitap dergi vb konularda halkın içinde yaysanız.Bu benim hece ölçümden ve diğer şiir kurallarımdan daha işlevsel olduğu anlamına gelmez benim için.İsterse Şiirin mikelanjı olsun yeni gelen Şiir türü yine de benden olamaz,sadece çerezlik bir durumda olur.

Neden mi?

Bizler Adı Türk olan bir şeye sadece Türkün olduğu için sevgi ve saygı duygusuyla sahip çıkmayız.Biliriz ki Yılların içerisinde Türkün ürettiği ve Türkleşmiş olan her şey Türk ekosisteminin bir parçasıdır ve diğer konularla bağlantılıdır.Yok olması ekosistemin yok oluşunu hızlandırır.

Malesef ki nesnelliğiniz şu anlama gelmektedir,Benim köpeğim kapı önünü koruyor ama pek verimli değil.tavuklarla da iyi anlaşıyor vesselam,ördeklerle de öyle.Ama dur ben ördeği,tavuğu nasıl koruduğunu bilmediğim ama kapıyı çok iyi koruyan bir köpek alayım.
E ne oldu tavuklarla ördeklere?

Bu açıdan Nesnel olamam Kötü de olsa bizim kötümüzdür,bizdendir ve iyiden daha değerlidir benim için.


Değerli Gönüldaşım;

Birincisi, nesnellik yalnızca fen bilimleri için değil; bilimin bütün dalları için, dil ve edebiyat bilimleri de dahil,olmazsa olmaz bir koşuldur, temeldir...

İkincisi, yapı olarak akılcıyım.. Gerektiğinde, duygularımı önemsemeyecek kadar... Nesnelliğim de buradan kanaklanıyor.. Benim Türkçülüğüm de Atatürkçülüğüm de öncelikle, elbette gönlümün birer ürünü; ama eğer aklımdan onay almasalardı, şu an ikisi ile de beraber olamazdım :) Bir gün aklımla çelişirlerse, tüm ilişkimiz bitecek :) Bu böyle.. benim gerçeğim bu...

Üçüncüsü; Türklük çok büyük ve önemli bir olgudur... hem bizim için hem dünya için... Türklük bu büyüklüğü, tarih sahnesine çıktığı noktada sayarak yakalamamıştır ya da kendi içine ve değerlerine gömülerek... Biz Türkler hep akıncı bir millet olduk... ama akıncılığımız da değildir Türklüğü yücelten, Türklük olgusunu güçlendiren... Biz çevresi ile uyumlu, çevresi ile gelişen ve büyüyen; çevresinden aldıklarını kendinden kattıkları ile harmanlayıp değerlendirebilen bir millet olduğumuz için gelişti ve güçlendi Türklük... Dünya yüzünde, günümüze ulaşıp da arı bir dil ve kültürle yoluna devam eden, üstelik de etkili olan bir millet yok... Değişim kaçınılmaz; sorun bu değişimin yaşanma biçiminde... Zaten bu da ayrı bir başlık konusu Tardu :)

Gelelim şu köpek, tavuk ve ördekli örneğe :) Bu örneği vermen gereken ne söylediğimi düşünüyorum da bulamıyorum Sevgili Arkadaşım ::)

Tanrıkut
06-04-2008, 22:24
Konuyu ele alan arkadaş Nazım Hikmet'in siyasi yönünü ele alarak anılması taraftarı idi. Konuyu edebiyat tartışmasına döktün. Burası bir edebiyat sayfası olsaydı, Nazım Hikmet'i anardık ama anılacak şahsiyetlerde bizim için tek kıstas o kişinin sanatı değildir.

Uyaklı yazılsa da yazılmasa da şiir şiirdir. Beğenirsin beğenmezsin, sen şiir değil desen de Orhan Veli de Nazım Hikmet de şairlerdendir ve Dünya'da en çok tanınan Türk şairleri arasındadır.

Uyaklı şiir yazmak ise en çok Müslüman ülkelerinde görükür. Bunun sebebi Kuran'ın aynı zamanda çok büyük bir edebi eser olmasından kaynaklanır. İslam kültürü'nün etkisiyle uyaklı şiir yazılmasının geliştiğini söyleyebilir. Bizim anlayışımızda yenilikleri redetmek veya ondan korkmak olmamalıdır.

Serbest ve hece ölçüsüyle şiirler yazıyorum çünkü ikisi de Türk Edebiyat'ının bir parçasıdır. Sana şiir köşesi açmıştık, bu köşeyi açarken önüne şu ölçüde yaz ya da serbest yaz da demedik. Kendini orda şiirlerinle ifade edebilirdin ama oraya şiirlerini bile koymadın. Şimdi de burda Türk edebiyatı'nın bir dalının Dünya'ya mal olmuş şairlerini oldukça haksız bir şekilde eleştiriyorsun.

Bu konu edebiyat tartışması değildir. Edebi yönüyle yorumları sileceğim.
Siyasi yönü açısından da Nazım'ı anmamızı savunan varsa görüşlerini ve sebeplerini açıklasın.

Yağmurun Tütüsü
06-04-2008, 22:25
Sevgili Tardu, serbet şiir ve Nazım Hikmet konularındaki karşı çıkışın asıl nedenlerini bilinç altına itmiş, kendince bu karşı çıkışları başka nedenlere bağlabilmiş olara gördüm sanki seni.

Benzer diretircesine karşı çıkışlarını Nazım Hikmet ve serbest şiir dışındaki diğer konularda da gözleyebildiğimi söyleyebilirim.

ASLIM'ın da dediği gibi değişim kaçınılmaz. Senin de dediğin gibi yaşanılan yeniliklerden ders almalıyız, hatalarını gözlemlemeliyiz.

Fakat nedir o hata dediklerimiz?

Başka bir yorum daha yapayım: Kafiye ve uyak bizimdir diye ona, başka yeniliklere kapıyı kapatırcasına saplanıp kalmak; günümüzün mevcut matematiksel kuramlarına saplanıp kalmak, mevcut sorunlara hep alışılagelmiş formülleri uygulayarak aşmaya çalışıp başarısızlığa uğramak gibidir. Bilimin geldiği son nokta bu deyip kapıyı kapatmak, yeni matematiksel kuramlar geliştirebilmeyi denememek, bunu aklımızın ucundan bile geçirmemek veya reddetmek gibidir. Bu kafiye ve uyağı red edeceğimiz anlamına da gelmez.

Kahvecioğlu
06-04-2008, 23:34
Romantik insan Nazım Hikmet,Nazım Hikmet şu şiirinde Atatürk'e büyük övgüler sıralıyor,Nazım Hikmet aslında vatan hasreti ile öldü,tek istediği Anadolu'da bir ağacın gölgesinde yatmaktı,aslında Nazım Hikmet Türkçü idi,Nazım Hikmet'i anlatmaya kelimeler yetmez....

Hepimiz Nazım'ız,gel nazım'ım gel..

Bizim milletimiz hala romantik,hala sevecen herşeyimiz sentez herşeyimiz ılımlı,ne olursan ol gel,gel be birader,kapımız size de açık,sende gel.
Hep bizi böyle kandırırlar,siz ne kadar misafir seversiniz böyle,Datça'da faturaları bile ingilizce göndermeye başladınız o kadar çok misafir seviyorsunuz ki muhteşemsiniz bilmem kaç bin yahudi anne Diyarbakır'da doğum yapıp çocuklarına Türk kimliği kazandırdı,bunu unutmayız lütfen mütevazi olmayın,bankalarınızın büyük kısmını bize sattınız,yabancı sermayeyi bile çok seviyorsunuz,ham meyve tadında gençleriniz Che tişörtleri ile dolaşıyor komünistlerin romantikliğini de seviyorsunuz,sevecenlikten komünistleriniz bile Lenin,Marks hayranı olmuş dünyadaki diğer komünistler gibi kendi liderinizi bile oluşturmadan bu sevecenlikle dışarıdaki liderleri benimsemişsiniz.

Filistin'e oturup hüngür hüngür ağlıyorsunuz o kadar insancılsınız ki Doğu Türkistan,Azerbaycan,Bulgaristan,Yunanistan'daki eziyet çeken soydaşlarınızı Türk diye hiç "kayırmamışsınız" çok iyisiniz gerçekten,hem sizin tasavvufi kişiliklerinizi de çok seviyoruz,bizim stratejilerimize çok uygunlar.Kıbrıs konusunda size zamanında çok eziyet etmiştik ama şimdi sağolun bizi bağrınıza bastınız o kadar ki orada kan veren şehitlerinizi bile unuttunuz.Çok yücesiniz,kindar hiç değilsiniz.
Sizi çok seviyoruz.

Ha Nazım mı ? Nazım şiir yazdı bakmayın soyadının "verzanski" olduğuna yahut "beni lenin yarattı" ,"benim bayrağım al bayrak değil kızıl bayraktır, benim vatanım Türkiye değil tüm dünyadır" dediğine,Kurtuluş savaşı yıllarında ortalarda görünmediğine de aldırmayın.

Ha bu arada sizde Akif ve Atsız diye kişiler vardı," ayrı dünyalarda yaşamamışlar" vatanları,Türklükleri için çırpınmışlar ne garip.Sizce de öyle değil mi .!?

Sevin sınırsızca sevin..!

Türk'ÇE
06-05-2008, 00:13
Stalin benim için çok mühimdir. Gözümün ışığı, fikirlerimin kaynağıdır. BENİ STALİN YARATTI.. Her şeyimi ona borçluyum

Stalin hakkında biraz bilgimiz var ise her şey anlaşılır, bu kadar uzunca yazmanın bir alemi yok...

Şimdi bu konu ile bir kurşun da bana sıkıldı.

Konu edebiyat bölümünde tartışılsaydı daha iyi olurdu ama syasi olarak ele alınırsa herşey ortada...

Akçura
06-05-2008, 00:14
Konu başlığı “Anılacak Şahsiyetler”, konu da “Nazım Hikmet” olunca akıllara şu soru geliyor: Nasıl anılacak? İyi mi anılacak kötü mü? İsteyen istediğini yapsın yalnız yanlışlar doğruları götürmesin.

Nazım Hikmet’in sadece anti-emperyalist olması, Amerika’ya karşı olması yeterli değildir. Bu topraklarının insanı her türlü emperyalizme karşı olmalıdır. Kaldı ki biz Türkçülerin her türlü emperyalizme, kapitalizme ve faşizme karşı duruşumuz net ve kesindir. Fikri yönden Nazım Hikmet’i tasvip etmemiz kendimizle çelişmemiz anlamına gelebilir. Edebi yönü ise Nazım’ın kendi tercihidir, bunu eleştirmeye hakkımız olmadığını düşünüyorum. Yazılanlardan yeteri kadar Nazım hakkında bilgi sahibi olduk, daha fazla tartışmak, konuyu kişiselleştirmek başka bir şey değildir. Kilitliyorum.