PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : HAYDİ ÇOCUKLAR! SOKAĞA...


kobali
01-01-2009, 13:13
Çağımızın hastalığı... Teknolojinin gelişmesiyle beraber çocuklarımız, kendilerini yalnızlığa hapsettiler. Sabahtan akşama kadar bilgisayarın başından kalkamıyor, o kutunun içine öyle bir giriyor ki... Ne düzenli bir yemek, ne düzenli bir uyku! Say sayabilirsen... Peki; bu çocukları bu duruma kim getirdi? Tabiki ana babalar. O ana babalar o kadar kolayını buldular ki; çocuğu o kutunun başına bağlayıp, kendi egolarını tatmine yöneldiler. Birisi, tv dizilerinde daldan dala konarken, bir diğeri de kahvehanelerde zaman öldürmeye sarıldılar. Nasılsa tuzları kuru! Çocuklarını sokağa salmayıp, merak derdinden kurtuldular. Çocuklarımızın sokak kültürlerinin ölmesine tek sebep, biz ana babalarız.

Çocuğu bu zaafiyete iterek neler neler kaybettiklerimizi bir bilebilsek! Eskiden bütün çocuklar sokaklardaydılar. Sokağa çıktıklarında vaktin geç olduğuna bile aldırmazlardı. Oyundan oyuna geçerek, fiziksel yetilerini geliştiriyorlardı, kültürün varlığına katkı sağlıyorlardı, arkadaşlığı dostluğu öğreniyorlardı, paylaşmayı biliyorlardı, yani kısacası fiziksel ve düşünsel yeteneklerini geliştiriyorlardı.

Peki; ana baba olarak bu olumsuzluğa başka ne katkı yaptık? Onların oyun alanlarını yok ettik, onları çoğu kez yok saydık, çocuktur dedik! Başka ne yaptık? En kolay biçimde, onların yeteneklerinin önüne geçtik. Ne adına? Kendi benliklerimiz adına!

Salın çocuklarımızı sokaklarına, yer açın oyunları için, insan olduklarını hatırlayın, geleceğin onların elinde olduğunu kabullenin, teknolojinin köleleri olarak görmeyin onları! Kurtarın çocuklarımızı itildikleri yalnızlıktan! Bilgisayarın başına geçtiğinde, dost olarak, arkadaş olarak o kutuyla bütünleşmesini engelleyin! Sanal dünyanın ucubesi olmasın çocuklarımız...

Bizler eski kuşak olarak sokak kültürüyle, arkadaşlık, dostlukla büyüdük. Gelişimimizi nispeten tamamladık. Kendi büyüklerimizden öğrendiklerimizi, çocuklarımıza aktarmak bir haktır. Bu hakkı; gelecek kuşaklara aktarılması gereken, çocuklarımızın sokak kültürlerine katkı yapmak amacıyla, çocuk oyunlarımızı gerek görsel ve işitsel, gerekse çizgi anlatımlarla, çocuklarla çocuk olarak yansıtarak kullanalım. Onları bilgisayarlarıyla yalnızlaştırıp, sanal dünyanın kölesi yapmayalım...

kobali
01-01-2009, 13:41
Bu oyun; sokak oyunlarımızdan biridir. Oynayacak çocuklarda sayı sınırı yoktur. Oyuna başlarken bir ebe (cezalı), sayışarak (tekerleme söyleyerek) belirlenir.

SAYIŞMA ÖRNEKLERİ: İne mine ucu kime,Laka luka pirinçle tunç,
o peti peti karakaymak (çikolata) sepeti, bu çıkan ebe olacaktır........gibi.

Sayışmadaki tekerlemede son hece kimde kalırsa o ebe olur ve oyun başlar. Ebe; bir duvar veya bir ağaca arkasını dönerek gözlerini kapatır ve kararlaştırılan kadar saymaya başlar.Ebe sayarken, oyundaki diğer çocuklar kendilerini gizlerler. Sayma işlemi bittiğinde, "yanım yörem, arkam önüm, saklanmayan ebe" der ve saklanan çocukları arar. Saklanan çocuklardan gördüklerini, sayı saydığı yere elini vurarak "sobe" diyerek sobeler. Oyundaki tüm çocukları sobeleyerek, ebelikten kurtulur. Eğer, oyundaki saklanan oyunculardan biri, ebeden önce sayma yerine elini değerse, eski ebe ebeliğine devam eder ve oyun böylece devam eder.

kobali
01-01-2009, 17:01
Elim sende oyununda oyuncu sayı sınırlaması yoktur. Sayışmaca ya da gönüllü bir ebeyle oyuna başlanır. Oyunda, oyuncunun nefesleneceği kaleler vardır. Kaleler çizgiyle belirtilir (kare ya da yuvarlak) . Ebe, kaçanlardan birisine dokunması durumunda, dokunduğu kişiyi ebeler ve ebeden kaçar. Oyundaki amaç, ebeye yakalanmamaktır.

kobali
01-01-2009, 17:09
Köşe kapmaca oyununda, oyun alanının durumuna göre sayı belirlenir. Köçe kapmaca oyununda da bir ebeyle oyuna başlanır. Ebe dışındaki her oyuncu, bir köşe ya da ağacı korunak olarak kullanır. Oyuncular korunaktayken güvendedirler. Korunaktakiler sık sık yer değiştirmek zorundadırlar. Bu yer değiştirme sırasında ebe, yer değiştirenlerden birinin korunağını ele geçirirse, ele geçirdiği korunağın sahibi ebe olur ve oyun böylece devam eder.

kobali
01-01-2009, 17:17
Tıp oyununda oyuncu sayı sınırlaması yoktur. Oyunda bir eke (komutan) seçilir. Oyuncu öbeği sürekli hareket halinde olmak zorundadır. Komutan "tıp" komutunu kullandığı andan itibaren, tüm oyuncular donmak zorundadır, yani hiç kıpırdamadan durumunu korumak zorundadır. Şayet bulunduğu durumu koruyamaz da kıpırdarsa, o kişi, oyuncuların vereceği bir cezayla cezalandırılır ve oyun bu şekilde devam eder.

kobali
01-01-2009, 17:34
Bu oyun iki oyuncu öbeği arasında oynanır. Bıli (kura) çekerek altakiler ve üsttekiler belirlenir. Alttakiler,Art taraftan, eğilerek birbirlerinin bacak aralarına başlarını sokarak durum belirlerler. Alttakiler en başa bir yastık görevi gören şahsı dikerler (yastıklık yapan kişinin güçlü olması tercih edilir) bir kişide uzunum eşşek durumundaki arkadaşlarını kurtarmak için karşı öbektekilerin, arkadaşlarının sırtına binmesini önlemek için bekçilik eder. Üsttekiler, bir dizi gibi eğilmiş olan alttakilerin üstlerine binmek için fırsat kollarken, alttakilerin bekçi oyuncusu da kendi öbeğindeki arkadaşlarının sırtına binecek kişileri kollar. Alttakilerin sırtına bir şekilde binebilene bekçi dokunamaz. Eğer arkadaşlarının sırtına binmeden önce üsttekilerden birini yakalarsa, durum değiştirerek oyuna devam edilir.

kobali
03-11-2009, 23:00
BEZİRGANBAŞI



Bir tekerleme ile, iki ebe seçilir. İki ebe kendi aralarında, oyuncular duymadan, gizli bir isim seçerler (cennet, cehennem- su, toprak vb.). Oyuncular seçilen 2 ebe'nin kolları altından tekerleme eşliğinde geçerlerken, ebelerin seçtiği gizli isimler sorulur ve birini seçmesi istenir. Seçtiği isme göre ebenin arkasına geçer ve 2 farklı takım oluşturulur. Seçimin ardından ortaya bir çizgi çizilir ve 2 takım çizinin gerisine ip ile kim düşecek çekişmesi yapar. Çizgiyi geçen ya da yere düşen takım kaybederken, karşı taraftan "çürük elmalar" nakaratına maruz kalırlar.

TEKERLEME:

Açkapıyı bezirganbaşı, bezirganbaşı
Kapı hakkı ne verirsin, ne verirsin
Arkandaki yadigar olsun, yadigar olsun.

kobali
03-11-2009, 23:11
MENDİL KAPMACA



Ortada mendili tutacak biri seçilir. Sonra çocuklar aldım verdim ben seni yendim oyunuyla iki gruba ayrılırlar. Çizgilerden çıkış yapan çocuklar arasında mendili yakalayan, yakalayamayanı mendille ebelemeye çalışır. Mendile zamanında ulaşamayan oyuncu, ulaşandan kaçmak zorundadır. Mendili önce kapan oyuncu, mendili kapamayan oyuncuya dokunduğu an, kapamayan oyuncunun sırtına binip kendi çıkış çizgisine kadar gitmesini sağlar. Oyun böylece sürer. Bu tür oyunlarda çok ağır oyuncu hafif bir oyuncuya denk gelirse, af istenir. Ağır oyuncu cezada diretirse, diğer oyuncudan bir türkü ya da bir hayvanı taklit etmesini ister.

kobali
03-11-2009, 23:20
Çarşıya gittim:

Çocuklar daire kurararak yere çömelirler,İlk başlayan oyuncu çarşıya gittim ile başlayarak ne satın aldığını söyler , diğerleride sırayla bir şeyler ekler ve aynı şeyleri sırası ile tekrar ederek akışın devam etmesini sağlarlar. Sırada şaşıran veya kelimeyi söylemeyi unutan kaybeder.

Ör: İlk başlayan eke şöyle başlar: Çarşıya gittim elma aldım. İkinci kişi, çarşıya gittim elma, armut aldım. Üçüncü kişi, çarşıya gittim elma, armut, kiraz aldım...... gibi.

Ceza: Sıralamada takılıp, şaşıran kişi daireden çıkar.

Çocuklar'ın hafıza güçlendirmesine oldukça katkı yapan, ilköğretim okullarında oynanabilecek güzel bir oyundur.

kobali
03-11-2009, 23:39
Dondu domino ( 12 kiremit)

Ortaya oniki kiremit üstüste konur. 2 gruba bölünen çocuklar, sayışarak, kiremit başı ya da top atanlar olarak ayrılırlar. Top atmayı kazananlar sırayla, ebe çizgisinden ( en az beş metre geriden) top yuvarlayıp, üstüste dizili olan kiremitlere isabet ettirerek yıkmaya çalışırlar. Kiremit başında olan öbek, iyi koşan bir eke seçerek, kiremitler top ile devrildiğinde, deviren öbekten birisini yakalamak için koşar. Kaçan kişinin arkadaşları da, devrilen kiremitleri üstüste dizmeye çalışırlar. eke seçilmiş olan kişi karşı öbekten yakaladığı kişiye dokunduğu an, durum değiştirilir. Eğer eke kimseye dokunamadan kiremitler üstüste dizilirse, bir hak daha kazanıp, top atarlar. Top atan ekip kiremitleri deviremediğinde de durum değiştirilir.

kobali
03-11-2009, 23:50
Sek sek oyunu:

Sayışarak bir ebe seçilir. Genişçe bir daire çizilerek ebe içine konur. Ebe, dairenin dışındaki kişileri tek ayakla sekerek yakalamaya çalışır. Daire dışındaki kişiler, dairenin içine girerek ebeden kurtulurlar. Dairenin dışında ebe tarafından yakalanan kişi ebe olur. Ebe olan kişi, eski ebeyi sırtına alıp on beş adım taşımak zorundadır.

Not: Ebe tarafından yakalanmadan daireye giren oyuncu, dinlendikten sonra tekrar çıkıp, oyuna heyecan katabilir.

kobali
03-12-2009, 00:03
Koza leppik. (leppik: düz bir taştır)

Oyuncular önce çok geniş ( Ör:beş metre çapında) bir daire çizerler ve koza olarak kulanacakları bir konserve tenekesini bu dairenin herhangi bir yerine dikerler. Sayışarak bir ebe seçilir ve kozanın başına dikilir. Diğer oyuncular oyun çizgisinden ellerindeki düz taşları yani leppiklerini tenekeye doğru isabet ettirmek için atarlar. Eğer koza daireden dışarı çıkarılırsa, tüm oyuncular tenekeye vura vura daireden uzaklaştırırlar. Ebe, kozayı daire içinde tutabilip, oyuncu çizgisi dışında birisine dokunabilirse, yeni ebe belirlenmiş olur. Oyun böylece sürer gider.

KEMALİST
03-12-2009, 19:39
Köşe kapmaca oyununda, oyun alanının durumuna göre sayı belirlenir. Köçe kapmaca oyununda da bir ebeyle oyuna başlanır. Ebe dışındaki her oyuncu, bir köşe ya da ağacı korunak olarak kullanır. Oyuncular korunaktayken güvendedirler. Korunaktakiler sık sık yer değiştirmek zorundadırlar. Bu yer değiştirme sırasında ebe, yer değiştirenlerden birinin korunağını ele geçirirse, ele geçirdiği korunağın sahibi ebe olur ve oyun böylece devam eder.


Küçükken traktörümüzün kasasında bu oyunu oynardık çok zevkli bir oyundur

kobali
03-14-2009, 00:00
Ana, babalar olarak bizler, çocuklarımıza bu oyunları oynatabilme cesaretini gösterebilsek, Amerikanın istediği gibi değil, kendi istediğimiz gibi çakı gibi birer çocuk olurlar ama nerede... Biz ana, babalar olarak uyanırsak eğer, bu ancak sağlanabilir. Ne diyeyim; İnşallah!

kobali
04-13-2009, 10:48
TAKLİTÇİLİK OYUNU:

Sayışarak bir eke seçilir ve seçilen eke ortada çömelir. Çocuklar etrafında el çırpıp tekerleme söyleyerek dönmeye başlarlar. Ortadaki gönüllü bir konu seçer ve çocuklar o konu ile ilgili taklit duruşları yaparlar. Uyguladığı duruşu benzetemeyen çocuk ceza olarak bekler. Örneğin: Ayı takliti yapıyor da benzetemiyorsa gibi! Aynı konu iki kere seçilemez. Taklitini benzetemeyenler birer birer dışarda kalır ve son kalan oyuncu, konu veren eke olarak ortaya geçer ve oyun böylece devam eder.

Oyun tekerlemesi:

Oyun oyun ne oyun,
İster at ister koyun,
İster doktor olursun,
İstersen uzun boyun,
Haydi beğen kendini,
Seçelim en ekeni,
Çat çat çat,
Hemen taklite yat!
Hem yazarım hem okur,
Seç de taklitine dur...

kobali
04-13-2009, 11:14
MENEKŞE MENDİLİM DÜŞE OYUNU:

Bu oyunda oyuncu sayı sınırlaması yoktur. Oyuncular eşit sayıda iki öbeğe ayrılırlar. Öbekleşen oyuncular karşılıklı, on metre kadar mesafede, yanyana gelerek sıkıca birbirlerinin ellerini tutarlar. İlk başlayan taraf tekerlemeyle oyuncu göndermek için bağırır "Menekşe". Karşı tarafın sözcüsü yanıtlar "Mendilim düşe". Birinci sözcü tekrar bağırır "Bizden size kim düşe". İkinci tarafın sözcüsü karşı taraftan kimin gelmesini istiyorsa onun adını söyler. Ör: "Vedat düşe" gibi. Karşı taraftan, örnek olarak verdiğimiz isimli çocuk hızlıca koşarak, el ele tutuşmuş çocukların, tutuşunu bozmak "yani,zinciri kırmak" için vücudunu, sıkıca tutulan elleri çözmek için
aralarına hızlıca bırakır. Eğer tutulan ellerin çözülmesini sağlarsa, o öbekten bir kişiyi alır ve kendi öbeğine götürür. Eğer elleri çözemezse, o öbeğe katılır. Bir öbek, diğer öbekten beş oyuncu fazla oluncaya kadar oyun devam eder. Beş fazla sağlanınca, ip çekme oyunundaki gibi bir çizgi çizilir ve öbekler çizginin her iki tarafında, oyuncular arka arkaya dizilip, birbirlerinin beline sıkıca sarılırlar. İki öbek de güç göstererek, birbirlerini araya çizilen çizgiyi geçirtmek için çekerler. Çektikleri her oyuncu, kendi taraflarına kazanılmış güç olur. Karşı tarafın son oyuncusu da çekilinceye kadar oyun devam eder. Oyunun sonunda, yenilen tarafa "çürük elmalar" diye nakarat tutturulur.

kobali
04-13-2009, 11:43
KULAK ÇEKME OYUNU: ( Kırda ya da evde oynanacak oyun)

Bu oyun en az altı kişiyle oynanır. Sayışarak bir ebe seçilir. Oyuncular bir halka oluşturarak dizüstü oturur ve ebeyi ortaya alırlar. Ebe de ortada diz üstü oturtulur ve gözleri bir tülbent ya da bir bezle sıkıca örtülür. Amaç; ebenin kimseleri görmemesidir. Oyun başlayınca oyun tekerlemesi söylenirken, halkada olan oyuncular hemen yer değiştirerek otururlar. Halkadan bir oyuncu, ortadaki ebenin kulağını tutar. Ebe, kulağını kimin tuttuğunu tahmin eder. Eğer bilirse, kulağını tutan kişi ebe olur. Eğer bilemez ise, kulak tutan kişi, ebenin kulağını çeker. Oyun böylece devam eder.

Oyun Tekerlemesi:

Elim elim epenek,
Kelden çıktı kepenek,
Kepeneğin ne suçu,
Oyuncunundur harcı,
Haydi elim kulağa,
Kulağım çok yanıyor,
Acıya dayanıyor,
Sayım suyum yok bunda,
Oyundur bunun adı
Hem balı hem yağını,
Salla salla çek,
Ebenin kulağını...

kobali
04-13-2009, 12:25
EN ÜSTTE KİMİN ELİ VAR: (Kırda ya da evde oynanır)

Oyun, en az altı kişi ile oynanır. Sayışarak bir kişi ebe olur ve yerde yüz üstü yatar. Diğerleri ellerini onun sırtında üst üste koyarlar. Ellerin konması bittikten sonra sorarlar En üstte kimin eli var? Eğer bilirse en üstte eli olan ebe olur bilemezse sırtı çimdiklenir veya açık ellerle acıtmayacak şekilde dövülür. Çimdiklenen ya da dövülen sırt, aynı zamanda masaja maruz kalacağından dolayı, yararlı bir eylemdir.

Dipçe: Çimdiklenmek ya da dövülmek arzusu, ebeye aittir.

kobali
04-13-2009, 12:29
EL KIZARTMACA:

İşte size İki kişi ile oynanan bir refleks oyunu. Bir kişi ellerini açar diğeri de ellerini onun avuçları üzerine koyar. Elleri üstte olan kişi ( ebe ) ellerinin üzerine vurulmadan ellerini kaçıramaz. Vurmayı başaramayan ebe olacaktır. Acıtıcı ve direnç isteyen bir oyundur.

kobali
04-13-2009, 12:33
YÜZÜK KİMDE OYUNU:

Ebenin avucunun içinde bir yüzük olur. Diğer oyuncular sırayla dizilmiş olarak oturmaktadırlar. Oturanlar iki ellerini avuç içleri birbirine bakacak şekilde birleştirir. Ebe iki avucu arasında gizlediği yüzüğü diğerlerinin avuçlarının arasında sırayla dolaştırırken birine gizlice bırakır. Oyunda amaç yüzüğün kimde olduğunu bulmaktır. Ebe yüzüğü sakladıktan sonra eline havlu veya eşarp gibi bir şeyden yapılmış bir sopa alır. (Sopa haline getirmek için havlu önce ikiye katlanır. sonra ip büker gibi bükülerek sertleştirilir.) Ebe oyunculardan istediğine yüzük kimde diye sorar. Bilen ebe olur. Bilemeyene bu sopayla, ellerine vurulur.

kobali
04-13-2009, 12:37
YAĞ SATARIM OYUNU:

5-6 kisi daire seklinde dizilir ve yere cömelinir. Ebe bunların dış etrafinda, elinde mendil ile gezer ve hep beraber şu şarkı söylenir.

Yağ satarım bal satarım
Ustam ölmüş ben satarım
Ustamın kürkü sarıdır
Satsam on beş liradır
Zam-bak zum-bak
Dön arkana iyi bak

der ve mendili birinin arkasına yere bırakır. Fark eden oyuncu mendili alıp ebenin peşinden koşar yakalayamazsa ebe kendisidir aynen yine devam edilir. Ama yakalarsa ebe tekrar ebelik yapıp yine sarkı söyleyerek gezecektir.

kobali
04-13-2009, 12:44
ÇELİK ÇOMAK OYUNU:


İki kişi ile veya iki öbek oluşturularak oynanan bir oyundur. Engül, holla ya da çomak denilen bir metre uzunluğunda bir sopa ile bilik ya da çelik denilen yirmi cm. uzunluğundaki bir çubuk bu oyunun araçlarıdır.

Önce yere büyükçe bir daire çizilir sonra oyuna önce kimin başlayacağını belirlemek için sayışma yapılır. Oyuna önce başlama hakkını kazanan oyuncu biliği, havaya atıp yere düşmeden engülle vurarak uzaklara fırlatır. Diğer oyuncu biliği düştüğü yerden alıp eliyle fırlatarak dairenin içine sokmaya çalışır. Dairenin yanındaki oyuncu ise engülle vurarak biliği daireye sokmamaya uzaklaştırmaya çabalar. Uzaklaştırdığında ise daire ile bilik arasını engülle ölçer.
Oyun önçesinde kararlaştırılan sayı hedefine önce ulaşan oyuncu oyunu kazanır. Oyuncu engülle biliğe vurup fırlatamazsa (ıskalarsa) ve diğer oyuncu geri fırlattığı zaman bilik dairenin içine düşürse oyun el değiştirir.

kobali
04-13-2009, 13:10
İSTOP:

Bu, kır veya sokakta oynanan bir oyundur. Sayışarak, ilk başlayan oyuncu seçildikten sonra, topu kuvvetlice havaya atar ve oyunculardan birinin adını bağırır. Adı söylenen kişi, havaya atılan bu topu yere düşürmeden tutarsa, o da bir isim bağırarak topu havaya fırlatır. Şayet top yere düşerse, topu elinde kavrayıncaya kadar, diğer oyuncular topun olduğu yerden hızlıca uzağa kaçarlar. Topu tam kavrayan kişi "istop diye bağırır. İstop dendiğinde hiç bir oyuncu yerinden kıpırdayamaz. İstop diyen oyuncu, vurabileceği bir oyuncuya nişan alır ve tupu o kişiye fırlatır. Fırlatılan top, oyuncu tarafından tutulursa, istoplayan kişi oyundan çıkar. Aksi durumda, top atılan kişinin herhangi bir yerine top değerse, o kişi oyunu terkeder. Terk eden oyuncu son topunu, bir isim bağırıp havaya fırlatarak dışarı çıkar. Oyun böylece devam eder.

kobali
04-13-2009, 13:23
ORTADA SIÇAN:

Bu oyunda oyuncu sayı sınırlaması yoktur. Sayışarak bir ebe seçilir ve halka oluşturulup ebe ortaya geçer. Oyunun aracı toptur. Top, halkadakilerce birbirine atılırken, ebe de atılan bu topu tutmak için gayret eder. Atılan topu havada yakalarsa, topu atan kişi ebe olarak derhal ortaya geçer. Oyun böylece devam eder.

kobali
04-13-2009, 13:33
DON:

Bu oyunda da oyuncu sayı sınırlaması yoktur. İlk önce çizgilerle bir kale belirlenir. Sayışarak bir ebe seçildikten sonra oyun başlar. Ebe, diğer oyuncuları kovalayıp onlara dokunmak için çabalar. Ebenin dokunduğu kişiye "don" diye bağırdığında oyuncu olduğu yerde kalır. Don olan oyuncular, belirlenmiş kaleye hapsolurlar. Ebe hem kaledeki mahpusları korurken, hem de kalan oyuncuları "don" yapmaya uğraşır. Dışardaki "don" olmamış bir oyuncu, kaledeki mahpuslara ebeye yakalanmadan "cereyan" deyip dokunursa, dokunduğu kişi mahpusluktan kurtulur ve kaçar. Oyun son oyuncu yakalanana kadar devam eder. Son yakalanan oyuncu ebe olur ve oyun böylece devam eder.

Dipçe: Oyunda kaçma alanı olarak belirlenen yerlerin dışına çıkmak yasaktır. Yasağa uymayan ceza olarak ebe yapılır.

kobali
04-13-2009, 13:45
1,2,3 ZIMBA:

Önceden belirlenen kale seçilir. Sayışarak ya da bıli (Arkada, avuç içinde saklanan minik taşın bulunması) tutarak ebe belirlenir. Ebe, koşarak 1-2-3 zımba der ve 3 ten sonra tek ayak üzerinde zıplayarak sınırlı alan dahilinde diğer kişileri ebelemeye çalışır eğer ebelerse ,ebelenen kişiye kaleye koşana kadar, ölçülü olmak kaydıyla popoya tekme atarak dalınır. Yok eğer ebe ebeleyemeden ayağını yere değdirirse kendisi dayak yer. Çok güzel ve hararetli bir erkek çocuk oyunudur.

kobali
04-13-2009, 14:03
ORTA GOL:


Oldukça basit bir top, hatta ayaktopu oyunudur. Tek sayıda (1,3,5) oyuncu ile oynanır, sokak boylamasına değil enlemesine kullanır, kesinlikle bir saat gerektirir. Öncelikle kaldırımda uygun iki ağaç belirlenerek kale oluşturulur. Sonra takımlar seçilir: Bir kaleci (tarafsız), iki takım (En uygun sayı üç kişi olmakla birlikte abartılırsa dört kişiye kadar çıkılabilir, ama bu kalabalıkta ne gol olur ne de zevki çıkar. İki kişilik takımlarla ise gol atmak hayli zorlaşacaktır). Kaleci kaleye geçer. Her takımın eşit süresi vardır. Bu süre boyunca bir takım “hücum”, diğeri de “savunma” oynayacaktır. Tek amaç gol atmaktır. Ancak bunun yolu orta yapmaktan geçer, çalım vb. yasaktır. Hatta orta yapıldıktan sonra top yere değdiğinde hücum hakkı sona erer, gol olmuşsa olmuştur, olmamışsa yeniden orta yapılır. Savunma yapan takım topu olabildiğince uzağa atarak süre geçirmeye çalışırken, hücum yapan takım da olabildiğince seri ve hızlı gol atmaya çalışır. Hücum takımı gol sahasında bir kişi eksik olduğundan son derece efor gerektiren bir oyundur. Buna karşın kişi eksikliğini şaşırtmacalarla ve baskın gollerle bertaraf etmek gerektiğinden zekâ da gerektirir. Bildiğimiz plastik toplarla oynanabileceği gibi, meşin kaplı toplarla da zevkle oynanır.

kobali
11-25-2009, 11:57
NE MENEM OYUNCAKLAR!

Çocuğun gelişiminde oyunun gerekliliği çok önemlidir.. Oyuncak diye kullanılan her türlü araç gerecin, yani, oyuncakların, onları kullanan çocukların, hayal dünyaları, duyusal algıları (içsel ve dışsal) yani, çeşitli evrelerde çocukların gelişiminde oynadıkları rol oldukça önemlidir.

Biz ebeveynler, abiler, ablalar, teyze, dayı, amcalar, yakınlarındaki çocukları mutlu edebilmek için oyuncaklar alırlar. Bu oyuncakları alırken ne derece bilinçliyiz? Aldığımız oyuncakların albenisine kapılıp çocuklarımızı mutlu edecek iken, onlara ne kadar zarar verebileceğimizi bir türlü aklımıza getirmeyiz. Onların severek oynadıkları plastikten yapılmış ürünlerde, onu üretenlerin “her şey para” diyerek çocukların sağlık gelişimlerini tehlikeye sokacak kimyasalların oluşturduğu tehlikeleri görmek mümkündür.

Aklı başında ülkeler, çocuklarının bu tür tehlikelerden koruyabilmek için çeşitli komiteler oluşturmuşlardır, yani bu olayı devlet duyarlılığı olarak görmüşlerdir. Ülkemizde durum nasıl? Tabi ki, her zamanki gibi “Allah vekil”...

“Her şey bir lira” diyerek yaşamlarımıza sokulan uzakdoğu menşeyli albenili ölümcül tehlikesi olan oyuncaklar cirit atmakta! Bu konuda sağlık ve çevre bakanlıklarının bir yaptırımları var mıdır? Yoksa; onlarda ekonomik gelişme adına sessizliği mi tercih etmektedirler?

Piyasalarımız; çocuklarımızı bekleyen tehlikeli, tuzak ürünlerle dolu! Ambalajı, rengi, kokusu, tadı v.s. itibariyle “albeni” diye bağıran bu ürünlerin denetimi, ne yazıktır ki yapılmıyor. Aklı başında ülkelerin, aklı başında yöneticileri, sağlık ve çevre konusunda duyarlılık göstererek, bu tür ürünlerin ülkelerine girmesini yasaklamışlardır. Yani, onlar çocuklarını, gelecekleri olarak görmektedirler.

Biz büyükler bu konuda gerekli eğitimi yakalayarak, gelecek kuşaklarımız dediğimiz çocuklarımızı kurtarabiliriz. Çocuklarımızın gelişmeleri için düşündüğümüz beslenmelerindeki yapay gıdaları, giysilerini ve ayrılmaz ikili oldukları oyuncaklarını, bilinçli olarak seçebiliriz. Seçmekle kalmayıp çocuklarımızın bu konularda bilinçlenmesini sağlayabiliriz. Ama ne zaman? Doğaldır ki, kendi egolarımızı bir kenara bırakabildiğimiz zaman...