PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türk evi


kobali
11-27-2015, 15:20
"Ev" denince, aklımıza bir çok şeyler gelmelidir. Ev gerçi, dört duvarlı, üzeri kapalı ve dış etkilerden ve tehlikelerden bizleri koruyan bir meskendir. Fakat evimizin çevresindeki bahçemiz ile derecikler ve küçük tepecikler de, bize ev kavramını anımsatır. Ev denince, evimizden dışarıya doğru uzanan, konu komşumuz ve mahallemiz ile obamız da onun içine girer. Eski Türklerde "yurt" sözü, yalnızca ev ve çadır anlamına gelirdi. Başka anlayışla ise yurt sözü genişlemiş, hayvanlarımızı otlattığımız otlakları içine almış ve bazan da, kendi devletimizin veya imparatorluğumuzun sınırlarına kadar uzanmıştır.

kobali
11-27-2015, 15:55
"Ev" sözümüzün kökleri üzerinde

EV VE BARK

Türklerin ev kavramını yabancılardan aldığı gerçekliği vardır. Türklerin ev sözünün başlangıçta çadır ile ilgili olduğu bilinir.

Ev sözü, eski türçede "eb" şeklinde söylenirdi. Selçuk çağının başlarında artık bu söz, ev şekline girmiştir. Fakat Göktürk çağında bile "eblenmek" sözü, henüz daha "evlenmek" anlamına geliyordu. Selçuk çağının başlarında, ev sözünün hem çadır hem de duvarlı ev anlayışına geldiğini görmekteyiz. Bu çağda derlenmiş sözlerde ""bedhizlig ev", yani "süslü ev" deyişlerinin geçmiş olması. Türklerin süsleme isteklerini de göstermektedir. Fakat bu süslü evler, süslü çadıtlar da oluyorlardı. Uygur harfleriyle yazılmış Oğuz Destanına gelince, "bedük ev", yani "büyüyk ev" deyişi, artık tam anlamı ile, büyük bina ve saray anlayışına söylenmeğe başlamıştı. Bu vesikada şöyle deniyordu:"Bu öynüng dagamı aldundın erdi. Dunglukları dakı kümüşdün, kalıkları demürdin, kapuluk erdi, açkıç yok erdi" "Bu evin duvarları altından idi, Pencereleri gümüşten, çatısı demirden idi. Kapısı vardı. Fakat anahtarı yok idi."
Bu vesikadan da anlaşılmaktadır ki, bu çağda yapı ile ilgili deyişler, artık türkçede yerleşmiş ve kökleşmiş olarak, günlük bir konuşma dili ile anlatılmaya başlanmıştır.

Dede Korkut da, "Dünlügi altun ban avüm" deyişi ile artık, yarı çadır ve yarı evi anlatır olmuştu. Yine Dede Korkut'da görülen, "Kırk evlü kul ile" sözü ise, "kırk hane" manasını anlatır gibi olmuştur.

kobali
11-27-2015, 16:15
"Bark" sözü ev anlamına:

Külteginin taşlarala yapılıp süslenen mezar odası ile tapınağına, Göktürk yazıtlarında "bark" dendiğini görüyoruz. Selçuk çağında ise bu deyiş artık "ev bark" şeklinde, birleşmiş olarak görülmeğe başlamıştı. Bu deyiş, yalnız evi değil; "mal ve mülk" anlayışını da, içinde toplanmıştı. Topkapı sarayındaki Oğuz destanı parçasında ise bu deyiş, "Evin barkın oda uran Oğuz", yani "evini barkını ateşe vuran, veren Oğuz" şeklinde devam etmişti. Daha önce Uygurlar'da da bark sözü hem mal ve hem de "saray" gibi yapılar için kullanılmıştı. Brahman abecesi ile yazılmış bazı belgelerde ise, bu sözün "park" şeklinde yazıldığı görülmüştür. Bugünkü Kuzey Altaylardaki Türk kavimlerinde de bu düşünce düzeni devam etmekte ve ev sözü ile mal mülk anlayışı, hala birbirine karıştırılarak düşünülmektedir.

kobali
11-27-2015, 16:21
"Ev" ile ilgili diğer deyişler

"Turug" sözü de, en eski türkçede ev anlamında kullanılan deyişlerden biridir. Fakat bu sözün, "konak" veya "konaklanacak yer" anlamına gelebileceği de bilirtilmektedir.

"Manistan" deyişi Uygur çağında, eski İran dillerinden türkçeye girmiş bir sözdür. Çağatay ağızlarında görülen "ket" sözü de böyledir. Türkçede "kana" şekline girmiş, farsça "hane" sözünü de, bu eski Soğd ve Tacik etkileri arasında görebiliriz.

kobali
11-27-2015, 16:36
"Ev kadını" ve ev

Eski Türklerde ev kadınları, yalnızca ev işleri ile değil; hayvanları sağma ve sütlerini hazırlama gibi vazifeleri de yüklemişlerdi. Buna rağmen Selçuk çağının başlarında "evlük", yani "evlik, evli" denince, akla yalnızca ev kadını gelirdi. Evlig sözü de, bundan ayrı olarak, "evi olan, ev sahibi olan kişi" anlayışında kullanılıyordu. Bu nedenle bizim bugün kullandığımız evli deyişimizin de, eskiden beri hem "evlenmiş" ve hemde "ev sahibi" gibi, iki anlayışı bulunduğunu unutmamamız gerekmektedir. Kuzeydeki Türk ağızlarında ise, üü kişi, yan, "ev kişisi" sözü, doğrudan doğruya "kadın" anlayışına kullanılıyordu.

kobali
11-27-2015, 21:11
TÜRK EVLERİNİN DIŞ BÖLÜMLERİ

1-Duvarlar: Öyle anlaşılıyor ki duvar karşılığı olarak kullanılan en eski Türk deyişi, "tam" yani "dam" sözü idi. Tam yalnızca ev duvarı değil; aynı zamanda, kaleyi ve bahçeyi çeviren duvar anlamına da geliyordu. Bunun için nHarezmşahlar çağında "bag tamı", yani "bahçe duvarı" denmek yoluyla duvarlar da birbirlerinden ayrılmış oluyorlardı. Selçuk çağının başlarında da, üzerinde burçlar bulunan "kale surları" için, belirtme yoluyla, "ükeklig tam" deniyordu. Dam sözü, Oğuz destanında "tagam" şeklinde karşımıza çıkıyordu. Daha eskiden, yani Uygur çağında da "tam" yine duvar anlamına geliyordu. Tamlıg sözü ise, "duvarlı ev" anlayışında kullanılan yaygın bir sözdür.

Uygur çağında "duvarcı" için ise "titigçi" denildiği görülür. Aslında titig, eski türkçede "çamur" anlayışına kullanılan bir söz idi. Türkler, ocak yapmak için kullanılan çamura da titig derlerdi. Titig sözü ölmemiş ve sonradan da yaşamıştır. Uygur çağında mimarlık çok ilerlemişti. Bu sebeple titig deyişi, zaman zaman, "duvarcı alçısı" anlayışına da kullanılmıştır.

Anadolunun bazı yerlerinde ise dam sözü, tam şeklinde söylenir ve yalnızca ev anlamında kullanılır. Türklerin tam sözü, yer yer Moğol dillerine de geçmiştir. Duvar sözü ise türkçede, ancak 14. yy görülmeğe başlamıştır.

kobali
11-27-2015, 21:27
2-Duvar temeli:

Selçuk çağının başlarında duvar temeline, "tam ulı" derlerdi. Aslında "duvar temeli" anlayışını karşılayan ana deyiş, "ul" sözü idi. Fakat unutmayalım ki temel sözünün aslı da, "taban ve dip" anlayışlarından geliyordu. Nitekim "ayakkabı ökçesi" anlayışına kullanılan ve bu kökten türemiş olan "uldang" sözünün, Anadoluda hala görülmekte olduğunu da biliyoruz. Bu nedenle eski Türkler, dipsiz ve sonsuz derinlikler için ise, "ulsuz" derlerdi. Bu deyişi de Anadolunun bazı yörelerinde bugün de rastlanmaktadır.

kobali
11-27-2015, 21:50
3-Dam ve çatı:

Eski türkçedeki "tam" sözü, hem duvar ve hem de dam ve çatı karşılığı olarak kullanılıyordu. Örneğin Harezmşahlar çağında şunları görebiliyoruz: "Berketti tamnı", yani "damını berkiştirdi, sağlamlaştırdı". "Bütkermek tiledi tamnı", "damını veya duvarını bitirmek istedi". "Biyik kıldı tamnı", "duvarını veya damını büyük kıldı, yani yaptı".

Bu sözler, herhalde hem duvar ve hem de dam için kullanılmışlardı. Aynı kaynaktaki "tamdın bir kesek", yani "duvardan bir parça veya kerpiç" sözü ise, yalnızca duvar için söylenmiş bir deyiş olmalıydı. Yine aynı kaynakta, "tam arasında koyar yıgaç", yani "duvar arasına konan ağaç" ile " tamdagı kuş evi", yani "damdaki kuş yuvası" sözlerini de görüyoruz.

"Örtmen" sözü de Selçuk çağında, "dam ve çatı" anlayışını karşılayan önemli sözlerden biriydi. Anadoluda görülen örtme sözü de, eski türk değerlerini taşıyan ayrı bir deyiştir. Yalnız, Anadoluda "sundurma" anlayışına gelen yasak sözünü, bunlardan ayırmak gereklidir.

kobali
11-28-2015, 13:48
4-Sıva ve sıvacılık:

Sıvamak sözü, ilk Türk kaynaklarından itibaren, "suvamak" şeklinde görülmeye başlar. Selçuk çağının başlarında suvalmak, "çamur ve buna benzer şeylerle sıvanmak"; suvaşmak sözü de, Çamur ve buna benzer şeylerle sıvamak işinde, yardım etmek ve yarışmak" anlayışlarına geliyordu. Harezmşahlar çağına gelince, sıvama aleti olan mala için suaguç, sıvaguç, gibi güzel türkçe deyişler kullanılıyordu. Bu söz Ortaasya ağızlarında şıbamak, şıbakçı gibi şekillere de girmişti. Bilinen gerçek, Türk kültür deyişlerinin en iyi saklanan yerin Anadolu olduğudur.

kobali
11-28-2015, 14:00
5-Çatı, duvar saçağı ve dam oluğu:

Çatı ile duvarın olduğu gibi, her bir şeyin bir saçağı vardı. Selçuk çağında, mendil ve elbise saçağına da, saçu denirdi. Bu deyiş Harezmşahlar çağında saçak şeklinde görülür ve ev saçağı için de söylenilirdi. Aynı söz Moğolcada çaçak olarak görülüyordu. Mısır Memluklarında saçak sözü zaman zaman "dam oluğu anlamında da kullanılıyordu. Bilindiği üzere eski türkçedeki oluk veya oğluk sözü, yaygın olarak, su hendeği ve oluğu anlayışında kullanılırdı. Bu deyişe Babürnamede de rastlanmaktadır.

Ahmet Vefik Paşa ise "dam deresi oluğu" gibi, çok güzel bir karşılık bulmuştur. Savak, çortun, çörten gibi deyişler ise, Türklere dışarıdan girmiş sözlerdir.

kobali
11-28-2015, 16:50
6-Evin tavanı:

Bilindiği üzere, evin tavanı ile damı veya çatısı arasında yakın bağlar vardır. Bu nedenle türkçedeki sözler de, birbirine karışmıştır. Harezmşahlar çağında, evning kökesü (göğü?) şeklinde bir deyiş vardır. Henüz daha kökleri iyice tesbit edilemeyen bu söz, kültür tarihi bakımından gerçekten önemlidir. Tavan denince ilk akla gelen şey, "tavanın ana direkleri ile hatıl ve mertekleri" idiler. İki duvar veya iki sütun arasına atılan çapraz direklere ise eskiden "arkuk" adı verilirdi. Aslında "arkuk" sözü, aykırı anlayışına geliyordu. Dokuma tezgahlarında da, aykırı atılan ipler, bu adla adlandırılırlardı. Tavana atılan ana direklere, "evşük" dendiğini de, Selçuk çağında derlenmiş sözlerden anlaşılmaktadır. Aynı ana direklere, ev okı, oğulmuk gibi adlar da verildiği görülmüştür. Bu deyişlerin hepsi de, Selçuk çağının başlarında derlenmiştir. Bu türkçe sözlerin karşılıkları da aşağı yukarı aynı sözlerle karşılanmıştır. Aslında bu kadar çeşitli deyişin yalnızca tavan direkleri için söylenmiş olduğu düşünülmemelidir. Herhalde hepsi de ayrı ayrı, direk atma teknikleri ile ilgili sözler idiler.

"kubbeli tavan", Türklerin eskiden beri sevdikleri bir tavan çeşididir. Bu çeşit tavana Selçuk çağının başındaki Türkler, "egme" derlerdi. Brockelmann'a göre, hem kubbe ve hem de "tonozlu tavan" anlayışları, bu söz içinde toplanıyordu.

"Tavan merteği", Selçuk çağının başlarında "sunı" sözü ile ifade ediliyordu. Direkler arasına yerleştirilen düzgün ebatlarda biçimlendirilmiş odun mamulleriydi. Odunlar kapatma işlemini yapardı. Daha sonra bu tahtaların üzerine kamış veya benzeri dayanıklı ürünlerle üzeri örtülürdü. Bu örtme işine de "kamgak" denirdi. Anadoluda bu tür merteklerin üzerine konulan yongalara da "kamga" denir.

"Çatı ve tavan", ev yapısında birbirlerine bağlı olan iki şeydir. Bu sebeple sözler de, birbirlerine karışmıştır. Örneğin Selçuk çağının başlarındaki, "çatı anlayışına kullanılan "tarus" sözü, bizim için yabancı bir söz gibi durmaktadır. Anadoluda, tavanın ortasındaki süse de, "tavan göbeği" denirdi.

kobali
11-28-2015, 21:01
7-Evin çıkması ve balkonu:

Anadoluda balkon için, "artırma, ayaz, ayazlık, bakacak,, dizme, gezemek, güneşlik, koç, kaş, sündürme, yağlaman, yazla, yazlık, yellik, yertme, yetme, yürüdüm" gibi, bir çoğu eski Türk kültürünün izlerini taşıyan, pek çok çeşitli sözler kullanılır. Uygur çağında, gerçek bir ev balkonu anlayışına kullanılan ilk Türk sözü "bulang" sözüydü. Bunun da çincedeki pu-lend sözünden gelmiş olması muhtemeldir. Kuman Türklerinde ise ev balkonu anlayışında, "tulug" sözünün ortaya çıktığını görürüz. Harezmşahlar çağında ise balkonlu ev için "öçükde ev" şeklinde türkçe bir deyiş görülmektedir. Sözlüklerdeki bu sözün karşılığına bakılırsa çatı veya dam üzerinde bulunan bir çeşit balkon anlayışına geliyordu. Cumba gibi sözler ise, türkçeye farsçadan girmiş deyişlerdir.
Bu da gösteriyorki, balkon Türkler için eskiden de yabancı olan bir şey değildi.

kobali
11-28-2015, 21:12
8- Loğ ve dam yuvalağı:

Bilindiği üzere orman ve kerestesi bulunmayan yerlerde, çatı yerine toprak damlar yapılırdı. Ve bu damlar da, zaman zaman yuvarlak (silindirik) bir taşla bastırılırdı. Anadoluda buna "loğ taşı" derler. Loğ sözü türkçeye farsça lüğ sözünden girmiştir. Eski Anadolu sözlükleri ise bu farsça sözü, "dam yuvalağı, yuvak, yuğu taşı, yuğu, yuvu, yuvalak" gibi türkçe deyişle karşılarlardı. Anadoludaki derlemelerde ise loğ için, "tıvı taşı, topan, yıvgı, yivi taşı, yova, yuga, yugataşı, yugu "gibi türkçe deyişler kullanılır. Loğ ağacına da "gıcır" denir.

kobali
11-28-2015, 22:14
9- Sütun ve direk:

Sütun türkçeye farsçadan girmiş bir sözdür. Türkçede sütun karşılığı olarak kullanılan en yaygın deyiş, "direk "idi. Dede Korkut kitabında görülen "Türkistanın direği, Karaçuğun kaplanı" ile " Türkistanın direği, tülü kuşun yavrusu" gibi, sözlerdir. Uygur çağında "tirgek", yani direk sözü, bir ünvan olarak da kullanılıyordu. Selçuk çağında sütun gibi şeyler için, yine direkle ilgili, "tiregü" gibi sözler de kullanılıyordu. Direklik bir ağaç olduğu için, kavak ağacı "kavaklık tirek ya da tireklik ağaç" diye söyleniyordu.

Harezmşahlar çağında söylenmiş "Tirgük koydı tamka" yani duvara direk koydu sözü direğin yapı işlerindeki önemini anlatnaktadır. Ancak buradaki "tirgük" sözü dsaha çok bir hatılı anlatmaktadır. Başka örneklerdeki "dayak" sözcüğüyle kullanıldığından bu kanıya varılmaktadır. Kuman bölgesinde ise "tirek" sözü tam anlayışıyla sütun anlamında kullanılıyordu. Moğolcada ise "tulga" söyleyişine rastlanır.

Anadoluda evlere dik olarak konulmuş direklere, "dikki" denir. Dikme deyişine de Anadoluda çok rastlanır. Eski türkçede de ay7nı anlamda "tikme" deyişini görüyoruz.

"Dayak" sözü de, sütun için kullanılan değerli bir sözdür. Anadoluda dayamak karşılığı olarak, "diremek" sözü de kullanılır. "Tayamak " sdözü, eski türkçede "dayak koymak" anlamına gelirdi. Bu8 nedenle "tayak" sözü de sütun, ev direği anlamında kullanılıştır.

Uygur çağından itibaren görülmeye başlayan, bakan, bakana sözleri üzerinde de dikkatlice durmak gerek Bu söz hem "payanda" ve hem de sütun anlamına geliyordu. Selçuk çağında ise "bakan" sözünün "kayışı bağlayan toka" anlayışına geldiği biliniyordu.

kobali
11-28-2015, 22:25
EVİN ODALARI VE İÇ BÖLÜMLERİ

1.Oda ve otağ

Oda sözü herhalde otağ sözünden geliyordu. Otağ sözü Dede Korkut kitabında ,"ak, kızıl ve kara otağ" gibi sözleri geçmekteydi. Brockelmann ise otağ deyişini daha çok, "dostların toplandığı ve sohbet edip kararlar aldıkları bir çadır" anlayışına geldiğini ileri sürmektedir. "Otağ sözünün idari ve içtimai bir anlayış taşıdığı" fikri doğrudur. "Hükümdar ve Kurultay çadırları birer otağ idi". Eskiden küçük aile çadırlarına otağ dendiği çok doğru değildir! Ancak Karahanlı çağında otağ sözü, artık bildiğimiz oda anlayışında kullanılmağa başlamıştı. "Oda kiraladı" sözü artık, "otağ tuttı" deyişiyle söylenerek bununla yetiniliyordu.

kobali
11-29-2015, 15:50
2-Salon ve sofa

Türklerin kendi evlerine bir salon yapmaları adeti eskiden beri bir alışkanlık halindeydi. Türk mimarisine salon, Çinden girmiştir. Bu sebeple Uygur metinlerindesalona, tang adı verilirdi.Bu aynı zamnda bir tören salonuydu. Böylece türkçeye , ayvan ve sofa sözleri de girmiş oldu. Türkler çoğu zaman salonu, kapıdan giriş yeri veya ön oda anlayışı ile adlandırmışlardır. Örneğin; anadoludaki "ara ev, sallık tahtaboş, hayat, kökbaşı, örtme, öven, tahtalı yazlık, yörme, kaydırma damlı" gibi deyişler, türlü salon, ayvan ve sofa çeşitlerini belirtirler.

kobali
11-29-2015, 16:06
3-Misafir odası

Her Türk evinde konukların ağırlanabilmesi için, ayrı bir bölüm vardı. Konuk odası ve misafirhane için söylenmiş olan en eski Türk sözü ise, "muyanlık" idi. Yolcuların yollarda su içmeleri için yapılan çeşme ve konak yerlerine de muyanlık denirdi. Aslında muyan sözü "sevap ve hayır" anlayışına gelirdi. Daha sonra, misafir odası için "küdenlik" denmiştir. Küden sözünün türkçedeki en eski anlayışı, "düğün ve düğün yemeği" demektir. Bizim güveyi sözümüzün kökleri de bu sözle ilgilidir. Küden sözü sonradan "konuk" anlayışına da kullanılmaya başlanmıştı. Anadoluda misafir odası için "başoda, eğrek" gibi eski Türk kültür izlerini taşıyan sözler söylenirdi. Yatmadan önce ikram edilenmisafir yemeği için de, Anadoludan "yatalga" gibi, çok eski bir Türk özünü taşıyan sözler derlenmişti.

kobali
11-29-2015, 16:14
4-Avlu

Avlu deyişinin aslı Türk kültürünün en önemli sözlerindendir. "Agul, agula, agıl" ve buna benzer daha bir çok deyişler, bu çeşit anlayışla ilgili önemli kültür sözleridir. Anadoluda görülen "avlag, yasak, karaltı" gibi aynı anlayışte kullanılan sözler de, Türk kültür tarihi bakımından ayrı bir öneme sahiptirler. Avlu; evin önündeki kapalı veya açık olan ve eve ait bulunan bir bölümdür. Eski Osmanlı kitaplarında, avlunun çitle çevrilmiş olanına "avla" derlerdi.

kobali
11-29-2015, 16:21
5-Bodrum

Eski Türklerde bodrum için özel bir deyiş yoktur. Harezmşahlar çağında bodrum "yer astındaki ev", yani yer altındaki ev sözü ile adlandırılmıştı. Anadoluda da, "yerden yapma, yerevi, yerzem" gibi deyişleri görmekteyiz. Yad dillerden gelen "izbe" sözünü de, türlü şekillere girmiş olarak, türkçemizde çok erken çağlardan itibaren görmekteyiz.

kobali
11-29-2015, 17:04
6-Anbar ve depo

a- Hububat (tahıl) anbarları

Elde edilen hububat mahsullerini saklamak için, yeraltında anbarlar yapma adeti, eski Türklerde de çok yaygındı. Bununla ilgili en eski deyimlerden biri, Ortaçağ Mısır Türklerinde görülen, "kışlık" sözüydü. Bu söz, geniş olarak kış için hazırlanmış depo ve oturma yeri için kullanılırdı.

Uygur çağında, "kiler ve erzak anbarı" anlayışına gelen "sıng, komsoluk" gibi sözlere rastlanmıştır. Yine Uygur çağında "anbar ve antrepe" anlayışına kullanılan "agılık" sözünün de asıl anlamı "hazine" demekti. Zaten hazine ile depo arasında da, büyük bir fark yoktu.

Eski Anadolu kitap ve sözlüklerinde görülen ve "izbe, mahsen" anlayışlarına kullanılan "döleç" sözü üzerinde de durmak gereklidir. Yine eski Anadoluda hububat saklamak için, yeraltında yapılan bölüm ve mağaralara, "kesme ev" adı da verilirdi. "Sarpun" sözü, türkçeye biraz daha geç çağlarda girmiştir. Yabancı kökenli olan bu söz Anadoluda sık kullanılmıştır.

Aşlık veya aşlık kileri sözü, yalnız Anadoluda değil, Kuzey Türklerinde de yaygındı. Yine Kuzey Türklerinde görülen içinde zahire saklanan büyük sandıklara da, "kesmik, kesmek" adı verilirdi.

Selçuk çağında, kepek konan anbarlara ise, "kepeklik" adı veriliyordu. Anlaşılıyorki, anbar çeşitleri ve adları, içine konan şeylere göre değişiyordu.

kobali
11-30-2015, 11:05
b-Şarap deposu ve anbarı

Uygurlarda şarap depoları şle "şaraplık" önemli bir yer tutuyordu. Harezmşahlar çağında da aynı deyiş, "çağır evi" şeklinde söyleniyordu. Bu tür oldukça fazla söylem vardır ve İran kültürüyle karışmıtır.

kobali
11-30-2015, 11:06
b-Şarap deposu ve anbarı

Uygurlarda şarap depoları ile "şaraplık" önemli bir yer tutuyordu. Harezmşahlar çağında da aynı deyiş, "çağır evi" şeklinde söyleniyordu. Bu tür oldukça fazla söylem vardır ve İran kültürüyle karışmıtır.

kobali
11-30-2015, 11:17
c-Anbar ve kiler sözlerinin türkçeye girişleri

"kiler" sözünün, türkçeye kesin olarak ne zaman girdiği tam olarak bilinmemektedir. Diğer Türk kavimlerinde de, aşlık kileri şeklinde, bozularak söylenen deyimlere rastlanmıştır. Eski Anadolu kitaplarında ise, "kiler, kilar odası" gibi deyişler açık olarak görülmektedir.

"Anbar" dözünü ise, Harezmşahlar çağında türkçeye yerleştiği görülmektedir. Kaynaklarda "Anbarberdi yergendenmek" yolu ile, "yerde veya yeraltında yapılan anbar" hakkında açıklamalar yapılmak isteniyordu.

Anadoluda aynı anlayış için kullanılan "bayevi, yatık, yatuk" deyişleri de vardır. Anbar sözü Türklerden, Moğol ağızlarınada geçmiş bir sözdür.

kobali
11-30-2015, 11:32
AHIR VE TAVLA

A- TÜRKÇEDE AHIR SÖZÜ

Ahır, farsça bir sözdür. Türkçemizde Selçuk çağında "akur" şeklinde görülmüştür. Harezmşahlar çağında da," ahur kazugı" yan, "ahır kazığı" deyişine ratlanmıştır. <babürnamede de afır sözü, aynı şekilde söylenir. Bu deyiş Doğu türkçesinde "agır" şeklinde görülür. Anadoluda da aynı deyiş, aynı anlayışla devam ederken, bazı Ortaasya Türk kavimlerinde "akır" sözü, yalnızca "yemlik" anlamına kullanılmıştır.

kobali
11-30-2015, 11:46
B-AT AHIRI VE TAVLA

"Atluk" sözü bu konuda söylenmiş en eski bir Türk sözü olsa gerektir. Eski Türklerde "ögür" sözü ise, hem "at sürüsü" ve hem de "tavla" anlamına geliyordu. Uygur çağında karşımıza, çok daha ilgi çekici bir söz çıkmaktadır. "adhgırlık"yani "aygırlık" sözüdür. Herhalde bu deyiş "saray tavlası" ile ilgili olmalı idi. "Saray tavlası", eski Türklerde, aran sözü ile karşılanıyordu. Aslında aran sözü, "saray" anlamına geliyordu.

Ortaasyada görülen "atkana" yani "at hane" sözleri, sonradan türemiş deyişlerdir. Dede Korkut'ta geçen "tavla tavla şahbaz atlar", "yügrük atdan tavla verdi" gibi sözlere rastlanmaktadır. Selçuk çağında, "örk" sözü de at tavlası anlamında söyleniyordu.

kobali
11-30-2015, 12:00
C- SIĞIR, DEVE VE DİĞER HAYVAN AHIRLARI

Dede Korkut kitabında "sığır damı" deyişi geçer. Anadoluda ise, "sığır, inek ve buzağı ahırları" için, "dam, dörlek, gedeği, göme, kasu, kotanlık,kotara, oluk, salma, sayalık, sıllık tam, tokura yasla" gibi, çoğu eski Türk özlükleri taşıyan sözler kullanılır. Sürü ile ilgili ise(bütün hayvan sürüleri) "kası" denilen etrafı çitli ve örtülü ağıllara denmekteydi ve ahırla ilgili değildir.

Domuz, bilindiği gibi, eski Ortaasyada hoş görülmeyen ve Türkler tarafından yenmeyen bir hayvandı. Dede Korkut kitabında kötü evler için yaygın olarak, "kara tonguz tamı", "tonguz tamı" gibi deyişler kullanılmıştı.

Anadoluda "deve ahırı" için, "horun, horum" sözleri kullanılır. Harezmşahlar çağında ise "teve yeri" şeklinde bir deyiş geçmektedir ki, bu sözün arapçadan geçtiği bilinmekteydi.

kobali
11-30-2015, 12:15
D- AHIRIN BÖLÜMLERİ

Selçuk çağının başlarında,"at seyisi" ile devletin atlarına bakan büyük memurlar, "el başı" adı ile adlandırılıyorlardı. Aslında buradaki "el" sözü de, at ve devlet ile ilgili deyişdir.

Ahırdaki "yemlik" bölümlerine ise, "otluk" denirdi. Buna karşılık "yemlemek" anlayışı da "mengletmek" sözüyle karşılanırdı. Aynı anlayışı karşılayan, Anadoluda yaşayan "yasla" sözü de önemli bir sözdür.

Yine Selçuk çağının başlarından itibaren "eyerlik", yani "eyer, semer ve havutların konması için ayrı şekilde yapılmış yere" ise, "edherlik" yani "eyerlik" derlerdi.

kobali
11-30-2015, 18:30
KÜMES

Türkler kümes için "tünek" sözünü kullanmaktaydılar. Tünemek, gecelemek demektir. Tünek sözü ayrıca, eski türkçede hapishane ve zindan anlamında kullanılmaktaydı. Mezarlık ile karanlık yerler içinse eskiden, "tünerik" denirdi. Fakat bu söz gerek Anadoluda gerekse Ortaasya Türklerinde de kümes olarak kullanılmıştır. Anadoluda bu söz ayrıca "dünek" olarak da söylenmekteydi.

kobali
11-30-2015, 18:45
MUTFAK

Uygur çağından itibaren, Türkler tarafından mutfak için kullanılan en eski ve en köklü deyiş "aşlık" sözü idi. Bu deyiş Selçuk çağında da devam etmiş yüzyıllarca yaşamıştır. Oğuzlarda aşlık sözünün, yalnızca buğday anlamına geldiği gerçeği de vardır.

Eski Anadolu kitaplarında ise, ufak değişmelerle, "aşocağı, aş evi, aş damı" gibi deyişler görülmüştür. Anadolu köylerine gelince, oralarda da, "aşdamı, aştamı, aşevi, aşkana, tandırbaşı, tokanak" gibi eski türkçe sözler görülür. Ortaasyanın birçok yerlerinde de, mutfağa "aşkana" yani aşhane denir.

Mutfak deyişi, türkçeye oldukça geç çağlarda girmiştir. Nitekim Dede Korkut kitabındaki, "Kara mutbak dikilen de ocak kalmış" sözünde bile mutfak sözü, garip bir şekilde türkçeleşmiştir.

kobali
12-02-2015, 10:18
A.Mutfak dolabı

Mutfak dolaplarıyla odalarda bulunan dolap ve yüklük gibi bölümleri birbirinden ayırmaya imkan yoktur. Bir gerçek varsa, o da Türklerin raflara, eskiden beri "sergen" adını verdikleriydi. Ortaçağ Mısır ve Kıpçak Türklerinde sergen sözünün yanında, yine raf karşılığı olarak söylenen "ilgevür" deyişi deyişine de rastlanmaktadır.

Selçuk çağının başlarında, yine sergen sözünün köklerinden gelen "serü" deyişi de görülüyordu. Anadolunun köylrinde de, raf anlayışına kullanılan"serek, seren, serenlik, sergen, seri serken" gibi bir çok deyişe rastlanmaktadır.

Eski Türkler raflara "körünçlük" yani "görünçlük" de derlerdi. Aslında körünç, yani görünç sözü, seyredilecek bir şey anlayışına geliyordu. Herhalde bu raflarda Türkler, herkeste bulunmayan antika şeylerini gösteriyorlardı! Aynı eyilim şimdiki ev sahiplerinde de görülmektedir. Çadırların köşelerinin üst kısımlarında da, öte beri koymak için raflar bulunurdu. Eski Türkler bunlara "uğ" derlerdi.

"Dolap "ise biraz daha başka anlayışla incelenmelidir. Anadoluda evdeki fazla eşyaların konması için yapılan dolap veya sergenlere, "yüklük" denirdi. Uygur ve Selçuk çağındaki Türkler ise, yüklemek sözünü, "yüdmek, yüdürmek" şeklinde söylerlerdi Bunun için de üzerine eşya konan masa, raf veya dolap gibi şeylere de "yüdrük" derlerdi. Bu deyiş bizim "yüklük" sözümüzden başka bir şey değildi.

Ortaçağ Mısır Türklerinde ise dolabın şıkardığı sese bakılarak "şıkrak" adı verilmişti. Bu deyiş eski türkçedeki "çıkramak" sözünden gelmekteydi. "çekmece gözü" gibi çekilen dolaplara ise, yine tartmak, çekmek kökünden gelen "tartma" sözü kullanılmıştır. Ayrıca obalarda kumaşlardan yapılan şık ve görkemli raflara da, "tekçe" denilmişti.

kobali
12-02-2015, 10:33
B. Mutfağın içi

Eski Türk mutfağı, şimdi olduğu gibi, ayakta yemek pişirilecek dar bir oda değildi. Burası aynı zamnda bütün gün oturulup, istirahat edilip ve sohbet edilecek bir yerdi. Bunun için mutfağın bir tarafına oturmak için yerler ve sedirler yapılırdı. Bazı yörelerde ise mutfağın bu oturulacak bölümü, alçak parmaklıklarla, ocak ve tandır yerinden ayrılmıştı. Bunların birkaç başamakla çıkılan, seki şeklinde yapılmış olanları da vardı.

Bazı Türklerin mutfağa "kadınlar odası" demiş olmaları da boş değildi! Ayrıca mutfağın bir "soğukluk" bölümü de bulunur ve buraya da et asılırdı. Nitekim Harezmşahlar çağındaki "et asar neme", yani "et asılan şey" deyişini, kasaplar için olduğu kadar, evler için de değerlendirilebilir.

kobali
12-03-2015, 22:14
Çardak ve kulübe

Türklerde yayla evi ihtiyacı her çağda, değişmez bir meseleydi. Nitekim Harezmşahlar çağında, yazlık ev deyişine sık sık rastlamaktayız. Bağ bekçilerinin geceleri barınmaları için bazı kulübeler de vardı. Selçuk çağının başlarında, bekçi kulübesi çoğu zaman "satma" diye söyleniyordu. Bu küçük kulübeler ağaç üzerinde kurulurdu. Yabancı araştırmacılar bu tür kulübelere avcı kulübesi olarak adlandırmışlardı.

Eski Anadolu kaynaklarında yayla ve kır evi, bazı sözcüklerde, yalnızca "çatma" adı ile adlandırılmıştır. Uygur çağında da kamışlar veya ağaçlarla örtülmüş, böyle yayla ve bostan kulübeleri vardı ve bunlara "çit" adı verilirdi.

Kırgızlar ise küçük baraka ve kulübelere "körkö, kürkö derlerdi. Anadoluda da bu deyişe "gerge" şeklinde rastlanır.

"Çardak" sözü türkçeye Ortaasyada farsçadan girmiştir. Bu söz Türk kavimlerinin çoğunda da görülür. Çardak sözünün Anadoluda kullanılan türlü anlayışları da vardır. Burada Dede Korkut kitabında gördüğümüz yalnızca şu örneği verelim: "Beyrek yüce çartaktan baktı". Bundan da anlaşılıyorki çardak sözü, eski türkçede yalnızca basit ve kötü bir kulübe anlayışına kullanılmıyordu.

Anadoluda çardak karşılığı olarak kullanılan, "ayaz, cergi, gerge, karaçav, koymaca, sayunt, turluk, yazlık," sözleri ile, kulübe anlayışına gelen " alacık, alaçuk, alaçık, alak" gibi daha birçok deyişler, Türk kültür tarihi bakımından birinci derecede değer taşırlar.

kobali
12-04-2015, 23:10
D.TÜRK KAPILARI


Türklerde kapı ile eşik sözleri, çoğu zaman eş anlayışda kullanılmışlardır. Bu sebeple zaman zaman, bu iki deyişi birbirine karıştırarak, esas anlayışları üzerinde durulacaktır.

"kapuğ ve kapığ" şekilleri eski türkçede, kapı anlamı olarak en çok rastlanan deyişlerdir. Uygur çağında kapıya, bazan doğrudan doğruya "kapağ" da denirdi.

kobali
12-04-2015, 23:18
1.KAPI ÇEŞİTLERİ

1.Ev kapısı

Türkler ev kapılarıyla çadır ve otağ kapıları için, aynı deyişi kullanmışlardır. Dede Korkuttaki "kapu baca" deyişi, hem ev ve hem de çadır için kullannılmıştır. Ev kapısı için, daha çok, eşik sözü kullanılmıştı. Uygur çağında olduğu gibi, Selçuk ve Harezmşahlar çağında da, "eşik" sözü, kapı anlayışı karşılığında söyleniyor ve yazılıyordu. "Yaptı eşikni" sözünü, "kapısını yaptı" manasında anlamamız gerekir. Zaten asıl kapı eşiği, Dede Korkut kitabında sık sık geçtiği gibi, "kapu eşiği" deyişi ile, açık olarak belirlenmişti.

kobali
12-06-2015, 22:25
2-Kale kapısı

Türkler, başlangıçta kale ve saray kapısı gibi, "büyük kapı" karşılığı olarak türkçe "kapga" deyişini kullanıyorlardı.

"Kapka" sözü, Selçuk çağından itibaren görülmeğe başlar. Fakat nedense bu söz Batı Türklerinde kaybolur! Bir ara Ortaçağ Mısır Türklerine ait İbn Mühenna sözlüğünde kendini gösterir. Bu deyişin izleri bazı Ortaasya Türklerinde seyrek olarak devam etmiştir. Fakat Kuzey Türklerinde kapga, kesin bir şekilde yaşatılmıştır. Öyleki, uzaktaki Çuvaş Türk lehçelerine bile girmiştir.

Aslında kapga sözü, eski türkçedeki "kapgak" yani, "kapak" deyişine yakın olsa gerek!

Anadoluda kale kapısı sözü başlangıçtan beri kullanılmıştır. Eski sözlüklerimizde "kale kapısı trabzanı" gibi deyişlere rastlanır. Dede Korkut Kitabında, "kori kapısı" Yani "koru kapısı" deyişini de görüyoruz. Şehir kapısı da, kale kapısı gibi beraberce düşünülmelidir.

kobali
12-06-2015, 22:36
3-Saray kapısı

Selçuk çağındaki kapga sözünün bütün kapılar gibi, saray kapısı olarak da söylendiğini biliyoruz. Uygur yazısıyla yazılmış Oğuz Destanında, bir saray anlatılırken "Demürdın kapuluk" yani "demir kapılı" sözüne rastlanmaktadır.

Farsçada büyük kapı anlayışına gelen "dervaze" sözü de, türkçeye çok geç zamanlarda, değişme yoluyla "darbaza" şeklinde dilimize girmiştir. Fakat aynı Türk kavimlerinde kapı sözü, daha çok "ooz", yani "ağız" gibi sözlerle karşılanıyordu. Örneğin Türk efsanelerinde, "altın saray kapısı" için, "altın ooz ordo", "altın kapılı saray" deniyordu. Dervaze sözü Anadoluda "darvada" şeklinde söylenmiştir.

kobali
12-07-2015, 21:18
4-Bahçe kapısı

Bahçe kapısını, biraz geniş bir anlayış içinde düşünmek gerekir. Ağıl ve çit kapıları da, bu çeşit kapılar içine girmektedir. Örneğin Anadoluda avlu kapılarına, bazı yerlerde "gezmeç" derler. Bağ bahçe ve bostanlarda, çit veya tahtadan yapılan kapılara ise, "kapsak, kapsa, kapsalak, kapsalık" gibi deyişler kullanırlar. Köylerde yollara konulan kapılara da, "tokutma" adı verirler. Anadolu köylerinden toplanan bu deyişlerin hepsi de, eski Türk kültür izlerini gösterirler. Harezmşahlar çağında ise, küçük bahçe kapılarına, "bağ eşiği" gibi güzel adlar verilirdi.

kobali
12-07-2015, 21:25
II. KAPI ŞEKİLLERİ

1. Küçük ve tek kanatlı kapılar

Türkler, küçük kapılara yaygın olarak eşik adı verirlerdi. Anadolu köylerinde, ara kapılara, "aşma"; iki komşu arasındaki küçük kapılara "aşacak"; büyük kapıdan başka yan kapılara da, "girek, koltuk kapısı, yolak" adları verilir. Bu deyişlerin hepsi de eski Türk özleri taşırlar. Normal büyüklükten küçük kapılara ise Türkler, yaygın olarak "eşikçe" adı vermişlerdi.

kobali
12-07-2015, 21:31
2. Çift kanatlı kapılar

Anadolu köylerinde, geniş olarak kapı kanadı, kanat sözü ile karşılanır. Bununla ilgili bir çok deyişler de vardır. Fakat nedense Anadolu ağızlarından söz derlemesi yapanlar, bu öz türkçe sözlere fazla önem vermemişlerdir!

kobali
12-07-2015, 21:39
3-Kuzulu kapı

Eski Türklerde ve Anadoluda, çift veya tek kanatlı büyük kapıların üzerine, büyük kapıyı açmadan girip çıkabilmek için, ayrı bir küçük kapı açılmıştır. Eski Anadolu sözlüklerinde bu kapılara, yaygın olarak "kuzulu kapı" adı verilir. Bazı kitaplarda ise buna, "oyma kapı, küçük oyma kapı, küçük kapı" denirdi.

Anadolu köylerinde büyük han kapılarının ortasındaki küçük kapılar için ise, "enik kapı, enikli kapı, ennikli kapı" gibi, eski Türk özleri taşıyan deyişler kulanmaktadırlar. Bazı yerlerde ise bu kapıya"kuzuluk" denmiştir.

kobali
12-07-2015, 21:44
4-Parmaklıklı kapı

Bazı büyük kapılarda, tahta veya demir parmaklıklarla yapılmıştı. Bu çeşit kapıları, eski Türkler de seviyorlardı. Selçuk çağının başlarında, bu parmaklıklı kapılara Türkler, "kapu sedhrek", yani "seyrek kapı" derlerdi. Türklerde dokumacılık bölümünde rastladığımız seyrek dokunmuş kumaşlara verilen ad "seyrek bez" idi. Bu söz Türk sözlüklerine girmiştir.

kobali
12-08-2015, 14:26
5-Kafesli kapı

Eski Türk kapılarında kafes şeklinde, parmaklıklı yapılmış kapılara da raslamak mümkündü. Anadolu köylerinde yaz aylarında, bu şekildeki kafesli kapılara çok rastlanır. Bu kapıların birçok yararları olduğu da gerçektir. Ortaasyada evlerde olsun çadırlarda olsun bu kafesli kapılar mutlaka yapılırdı. Kırgızlar bu kapılara "ergilçek" derler. Bu deyiş daha çok örme tekniği ile ilgilidir. Çünkü "ergimek" sözü, "bir atlamak" demektir.

kobali
12-08-2015, 14:30
6-Asma kapılar

Bu kapılarla ilgili deyişleri, daha çok eski Anadolu kitaplarında görmekteyiz. Herhalde bu deyiş, kaldırılıp indirilen "kale kapıları" ile ilgili olmalıydı. Kalkıp inen bu çeşit kapılara, evlerde rastlamak çok seyrek bir olaydı.

kobali
12-08-2015, 14:35
III. KAPININ BÖLÜMLERİ

1. Kapının sövesi.

Söve sözü, çok eski bir Türk sözüdür. Eskiden "söbe" şeklinde söylenirdi. Bu söz Türklerden Moğollara da geçmiştir. Harezmşahlar çağında söve için "eşik ayagının teşügi", yani "kapı ayağının deliği" de denmiştir. Daha eski çağlarda, yani Selçuk çağının başlarında ise kapı sövesine" yangak" adı verilirdi.

kobali
12-08-2015, 20:37
2-Kapı demiri

Türk evlerinin bazıları demirle kaplanırdı. Bu demir kapıların yanında, demir pervazlarla süslenen veya sağlamlaştırılan kapılar da vardı. Harezmşahlar çağında "temür kadagan ekiş", yani "demirle kaplanmış kapı" deyişini görüyoruz. Aynı çağ kaynaklarında "eşik demiri, yani "eşik temür" sözü de vardı ama karşısındaki tercümeye göre kapının anahtarından bahsetmekteydi.

kobali
12-08-2015, 20:49
3-Kapı anahtarı

"Açkıç" sözü, herhalde anahtar karşılığı olarak kullanılan en eski Türk deyişi olsa gerek. Bu söz Uygur çağından itibaren görülmeğe başlar. Batıda, Anadoluya çok yakın olan Ortaçağ Mısır Türklerine kadar yayılır. Bugünkü bazı Ortaasya Türk kavimlerinde de yaşar. Anadolu köylerinde ise "açgıç, açkaç, aççak, açkıç" şeklinde görülür.

"Açar" sözüne, Anadoluda da rastlanır. Aslında bu söz daha çok Çağatay türkçesinde görülen bir deyiştir. Bundanda anlaşılıyor ki, kültür sözleri konusunda, Batı ile Doğu Türkleri arasında çok büyük bir ayrılık yoktu.

"Açku" sözünü, daha çok eski Anadolu kitap ve sözlüklerinde görüyoruz. Derleme sözlüğünde de, anahtar anlamında söylenen "açkı, açky" gibi halk deyişlerini bulabiliyoruz. Anahtar sözü ilk defa, Osmanlı ve Çağatay gibi yüksek bir kültür diline sahip olan, Türk kavimlerinde görülmüştür.

kobali
12-09-2015, 20:58
4-Kapı kilidi

"Yozak" sözü, "kapı kilidi" anlayışına gelen en eski ve en önemli türkçe bir deyiştir. Eski Türkler "kilitlemek" fiilini karşılamak için de, "yozaklamak" derlerdi. Türk kültür tarihi bakımından bu deyim büyük bir öneme sahiptir. Çünkü Türkiyede halk ağzından "söz derleme dergisinde" "yozak" sözünün kilit anlayışına kullanmış olarak görüyoruz. Diğer Türk kavimlerinde yaşamış olması, önemli bir mesele olarak görülmüştür.

"Kilit" sözü, türkçeye çok erken çağlarda girmiştir. Hatta bu sözün, İran dillerine bile, Yunancadan geldiği söylenmiştir. Asıl gerçek olan, bu sözün Türklere, Soğdlardan geçtiğidir. Bu söz Batı Türkistanda yaşamış ve diğer Türk kavimlerinede geçmiştir.

Selçuk çağının başında kilit sözü, "kirit" şeklinde türkçeleşmiş olarak görülür. Bu çağda Türkler kilitli kapıya ise, "kirtlig kapug" diyorlardı. "Kilidin dişleri" için, "kiritlig enüklüg" deniyordu. Selçuk çağında buna benzer başka deyimler de vardır. Bundan da anlaşılıyorki Türkler, bu deyişi oldukça erken çağlarda almışlar ve kendi dillerine uyarlamışlardı.

Harezmşahlar çağında artık farsçadaki gibi kilit denmeğe başlanmıştı. "Kilidin dişleri" için tıpkı bugünkü gibi "kilit tişi" deniyordu. Kilit deyişi Anadoluda da devam etmiştir. Dede Korkuttaki, "Elli yedü kalenin kilidi" sözü, bunun güzel bir örneğidir. Ortaasya Türklerinde kilit daha çok anahtar ve maymuncuk anlayışına kullanılır olmuştu.ç

"Sürmeli kilit"'i de Türklerin çok eski çağlardan beri iyi tanıdıklarını bilkiyoruz. Eski Anadolu kitaplarında buna, "sürme kilit" adı da verilmiştir. Kapının, başka türlü sürgü ve tırkaz çeşitleri de vardır.

kobali
12-09-2015, 21:11
TÜRKLERDE EV KÜLTÜRÜNÜN GELİŞİMİ

EV TİPLERİ

1-Uygurlar ve evleri

Eski Türklerdeki yerleşik yaşamın en gelişmiş temsilcileri hiç şüphe yok ki Uygurlardı. Ama yerleşik Türk yaşam ve medeniyeti, Uygurlar ile başlamış ve yine Uygurlarla bitmiş değildi. Uygur kültür ve medeniyetinin en parlak çağlarına eriştiği X. yüzyılda, zaten batıda da Türkler arasında yaygın bir şehir yaşamı başlamıştı. Isığ-gölden batıya doğru uzanan bir sürü Türk şehirleri, Arap ve İranlı coğrafyacıların kitaplarında bol bol yer alıyorlardı. Bu konuda geniş araştırmalara rağmen hala eski yanlış anlayışları devam ettiren kişilere de rastlamak mümkündür!

kobali
12-10-2015, 23:10
2- Ev tipleri ve iklim

İklim şartlarıyla evin şekli arasıbda çok yakın ilgiler vardı. Her iklim ve bölgenin şartlarınagöre, evlerin dış şekilleri de değişirdi. Bu nedenle Türklerin türlü kültür çevrelerinde, evlerin dış şekilleri bakımından, tam bir birlik ve sürekli bir Türk geleneği bulabilmek, çok güçtür. Ormanlı, ormansız; soğuk, rüzgarlı veya sıcak bölgelere yerleşmiş olan Türkler arasında, ev şekli bakımından büyük ayrılıklar meydana gelmişti. Yarım yüzyıl önce, aynı yurttan göçerek, ayrı yerlere yerleşmiş Türkler arasında bile fark vardı. Fakat önemli olan, Türk evinin iç yapısı ve iç döşemesi idi. Halılar, döşekler, örtüler, sedirler, raflar, ocaklar vs. Türk evinin değişmeyen motifleri bunlardı.

Turfan ovasında, şimdi ağaç yoktur. Geçmişta bu ovada bir orman olduğu jeologlarca söylenmekteydi. Buraların ağaçlarla kaplı olması Uygur evlerindeki ağaç yapılar için önemli rol oynamıştır.

kobali
12-11-2015, 19:23
3- Dışa penceresiz ve duvarla çevrili evler.

Araştırmacıların kitaplarında Turfan ovasındaki evlerin çoğunun, dışa açılan pencerelerinin olmadığını görüyoruz. Pencereler, evin ortasındaki bir avluya bakıyordu. Bu tipteki evlere bizim Güney doğu bölgelerimizde de sıklıkla rastlanır. Bunun başlıca sebebi, sıcağa karşı korunmak içindi. Doğal olarak Turfan ovasında, buna rüzgarlar ile kum fırtınalarını da eklemek gerekiyordu. Daha eskilere gidilirse, Anadolunun köy evleri de böyleydiler.. Çünkü ev, yalnızca oturmak için değil; hırsız ve haydutlara karşı korunmak için de yapılırdı. Bunlara kan davaları ile köyler ve aileler arasındaki, rekabeti de eklemek gerekiliydi. Doğal olarak bu ev tipini, Türk kültürünün devam edip gelen, tek bir geleneği olarak kabul edemiyoruz. Bu ev şekli daha çok insanoğlunun korunma ve yaşama ihtiyacından doğmuş bir ev tipiydi. Ama avlunun içi, pencereler önüne yapılmış ve parmaklıklar ile çevrilmiş sundurmalar ile evin iç döşemesi, Türk kültürünün devam eden ve değişmeyen geleneklerindendi. Oturma ve yaşama rahatlığıyla gönlün ferahlığı Türk evlerinin gelişmesinde, en önemli neden olmuştur.

kobali
12-12-2015, 00:59
4-Mağara evleri ve mabedleri

Uygurların mağara evleri ve içleri: Bilindiği gibi, mağaralar içine mabedler yapma düşüncesi, -anafikir olarak- Buda dininin geleneklerinden geliyordu. Bu gelenek, Çine doğru uzanıyor ve ilk basamak olarak da, kendisini Çinin batısındaki Tun-huang şehri ile, çevrelerinde gösteriyordu. Bilindiği üzere Tun-huang, Çinin Ortaasyaya açılan en önemli bir kapısı idi. Ortaasyaya yapılan Çin akınları, bu bölgeden başlıyorlardı. Bu sebeple, büyük Çin askeri garnizonları da, bu bölgede konaklamışlardı. Tun-huang valisine de bir nevi "Ortaasyanın genel valisi" gözü ile bakılıyordu. Çünkü bütün ticaret yolları ile, batı bölgesinin gözetilmesi de , hep bu valinin vazifeleri arasına giriyordu. Çin orduları ile ticaret yollarını beslemek ve korumak için de, bu bölgeye oldukça kalabalık olan Çin kolonileri yerleştirilmişti. "Bin-Buda" mabedleri adı verilen, mağara mabedleri de, yine bu bölgede yer almışlardı. "Ortaasya ve Çin kültürlerinin benzeşmesi"de, yine bu bölgede başlıyor ve Çinin içlerine doğru yayılıyordu. Bilindiği üzere ÇÖine Budizm, Ortaasya yoluyla girmişti. Daha doğrusu Buda dini, Ortaasyada yeterli bir gelişme derecesini bulduktan sonra, Çine yayılmıştı.

Turfandan başlayan Buda dini, ilk konak olarak "Bin Buda mabed" lerinin bulunduğu, Tun-huangda konaklamıştı. Bundan sonra Çinin içlerindeki Yün-kang çevrelerindeki "mağara mabedleri" ile, en üst gelişme seviyesine erişmişti. Bu kısa girişi, Turfan bölgesindeki mağara mabedleri ile, mağaralar içine yapılmış olan evleri, daha iyi anlayabilmek için yapmış bulunuyoruz.

1Mağara evleri" yapmak için, Turfan bölgesinin arazisi ile iklimi çok uygundu. Ovanın içinde alçak tepeler uzanıyor ve bu tepelerin yamaçları da, dik dönemeçler yapıyorlardı. Tanrı dağlarından inen büyük seller, mağara evleri yapmağa uygun, girintili ve çıkıntılı kalker tabakalar bırakmışlardı. Bu sebeple Turfandaki arazi, Buda dininin geleneklerine uygun ve yeni mağara evler yapmak için de çok elverişliydi. Konunun araştırmanları bu konuda şöyle diyorlardı:

"Mağara ev yapma geleneği, fakirlik vce yoksulluğun bir işareti değildi. Aksine mağara evler insanları, yazların sıcaklığından ve kışların da souğundan, en iyi koruyan mesken tipleriydiler. Hele bu mağara evlerinin içleri, türlü freksler, tablolar ve çeşitli konfor ile süslenmiş ise, Buda dininin girmiş olduğu her yerde, mağara evi yapma geleneği vardı. Nitekim bu gelenek, Tanrı dağları eteklerinden başlayarak, Batı Türkistan ve Afganistana kadar uzanıyordu.

Türklerde mağara evleri yoktu. Hayvancı Türklerin günlük hayatları ile yiyecek ve içecekleri, Buda dininin esaslarına uygun dfeğildi. Çünkü Türklerin güçlü kesimleri, daha çok hayvancı idiler. Onların günlük yiyecekleri de, et ve süt ile ilgiliydi. Et ve süt ise, Buda dini tarafından yasaklanmıştı. Ayrıca bir mağaraya bağlanıp kalmak, hayvancı kavimlerin yaşayışlarına uygun bir alışkanlık değildi. Nitekim M.S. 572 den sonra Göktürk Kağanı Tabo Kağan ile Bilge Kağan, Buda dinini almak için, bazı girişimlerde bulunmuşlardı. Fakat bu istekleri, Türkler arasında büyük bir isteksizlik ile karşılanmıştı. Bilge Kağan ile büyük veziri Tonyokukun, bu konudaki sert tartışmalarını, "Türklerde şehir hayatı" ile ilgili kitapta geniş olarak bahsedilmiştir.Bilindiği üzere Türklerce mağara karşılığı olarak en çok söylenen söz, "in" idi. İn denince akla gelen ilk şey, "hayvanların yaşadığı" bir yer oluyordu. XI. yüzyıl Türkleri, yani Selçuk çağının başlarında, Ortaasyada yaşayan Türkler ise mağaraya, "üngür diyorlardı. Aslında bu söz, bir "boşluk" demektir. Uygur yazılarında ise bu söz, "karın boşluğu" anlayışına geliyordu. Üngürmek de, "değiştirmek, deldirmek" anlamında söyleniyordu. Fakat Ortaasyanın batısındaki Türklerde ise bu söz, daha çok bir "mağara" demekti.
Nitekim Kutadgu Biligde, "mağara duran ve dua eden bir din adamı" için, "üngürde turuglı" deniyordu. Ancak burada adı geçen mağara , buda dininde olduğu gibi, süslü muhteşem bir mağara evi veya tapınağı değildi.

Fakat Batıdaki Türkler de, Uygurların bu güzel mağara ev veya mabedlerini tanıyorlardı. Bu mağara evlerini ise, "kerem" adı ile anıyorlardı. XI. yüzyıl Türklerine göre "Kerem yer altında kazılmış olan bir mağara veya izbe" demekti. Kaşgarlı Mahmuda göre bu söz türkçe değildi.

kobali
12-20-2015, 09:58
Evin içinin çadır gibi döşenmesi ve yapılması

Mimarlık tarihi üzerine çalışanlar, daha çok taş ve toprak ile kubbe ve tonoz yapma tekniğine büyük bir değer verirler. Yapı tekniği her memleketin iklim şartlarına ve malzeme imkanlarına göre gelişmiştir. Doğal olarak buna, dış kültür etkileriyle, insan ruhunun gelişme ve yenilenme isteklerini de katmak gereklidir. Evin iç döşemesiyle iç yapısı ise, eski ve köklü geleneklerin bir aynası ve yaşam alışkanlığının bir devamıdır. Uygurlardan önce, yani M.S. 840 yılına kadar Turfan bölgesinde, Batı Türkistan ile eski Hint kültür baskıları daha çoktu.

Buna "İran-Hint" kültür çağı diyenler de vardır ki bu görüş, tamamen yanlıştır.
Bir defa, "Batı Türkistan, İran değildi." Gerçi eski Batı Türkistanda, İran dillerinin bazı kolları konuşuluyordu. Fakat Batı Türkistan, coğrafya, askerlik sıtratejisi ve ekonomik zenginlik bakımından, Ortaasyanın bir parçasıydı. Yine her çağda, Batı Türkistanın yerlileri, Çine kadar uzanan Ortaasya ticaret şehirlerine yayılmış ve iç Asyanın birer yerli halkı gibi olmuşlardı. Bunların dışında, Afganistan yoluyla, Hindistan kültürleri ve ticareti ile olan ilgilerin köprü başı da, yine Batı Türkistan olmuştu.

Turfan bölgesinde görülen kişilere ait mağara evler, diğer yerlere göre, sayıca daha çoktular. Doğu Türkistanın diğer yerlerindeki mağara evler ise, genellikle mabed olarak kullanılıyorlardı. Turfandaki evler, çoğu zaman tek tonozlu bir tavan ile yapılmışlardı. Tek ve geniş bir oda gibiydiler. Giriş yeri ise, ön kısımda yapılan bir balkon ile temin edilmişti. Dışarı ile olan temasları ise, merdivenlerin yardımı ile kurulmuştu. Bunlar daha çok tek cepheli evlerdi. Buna rağmen ayrı oturma yeri olarak yapılan evler ile mağara mabedleri arasında, oldukça geniş ayrılıklar vardı. Buda herhalde, "Buda dininin" eski geleneklerinin, mabedlerde daha uzun yaşamış olmasından, ileri geliyordu. Aslında Hindistandaki Öz Buda dini geleneklerinin, Doğu Türkistan gibi Hindistana çok uzak bir ülkede, ne kadar devam etmiş oldukları da çok şüphelidir. Ancak Budist mabedlerinde düzenlenen Buda dini merasimleriyle türlü gelenekleri, ana çizgileriyle belliydiler. Buda dinindeki sunaklar ile Tanrıların nerelerde yer alacakları da, aşağı yukarı yine rahipler tarafından, iyi biliniyorlardı.

Turfan ve Kuça'da, "çadıra benzeyen tek kubbeli mağara mabedleri" vardı. Bu mağara mabedlerinin kubbe kenarları yaygın olarak çiçek motifli süslü çerçeveler tarafından çevrilmişlerdi. Kubbenin ortasında ise bir baca vardı. Kubbe ile duvarlar ise Budist Mitolojisinden alınmış freksler ile süslenmişlerdi. Bu mabedler, yapı ve şekil bakımından gerçekten eski "Türk çadırlarını" andırıyorlardı. Fakat bu tip eserler, Ortaasyadan ta Afganistan'a kadar uzayan, bir gelenek halinde yayılmışlardı. Türkler ile içiçe yaşamış olan bu şehirler ile yapılarda, çadır geleneklerinin etkilerini görebilmek, elbetteki normaldir. Yanyana ve içiçe yaşamış olan kavimlerin, kültürleri arasına, kalın bir duvar çekmek ise, insanoğlunun yaradılışına aykırıdır.

kobali
12-20-2015, 10:16
TÜRK EVLERİNİN YAPI MALZEMELERİ

1. Alçı ve alçı işi

Turfan ovasındaki Uygur çağına ait evlerin birçoklarında alçı ve alçı işlerini çok görürüz. Özellikle zenginler ile devlet ileri gelenlerinin evlerinde. Bu evlerin duvar döşeme ve tavanları alçı ile yapılmıştı. Alçı sürüldükten sonra üzeri iyice cilalanmıştır. Duvarlara sürülen alçının kalınlığı, üç santim kadardı. Tavanlar da, alçıyla kaplanırdı. Çiçekli bir göbekten gelişen süslemeler. etraflarına doğru yayılıyorlardı. Alçı üzerinde Anadoluda ki söylem; acı kireç şeklindedir. Kuzey Türklerinde yani Kazan bölgesinde alçılamak eylemine"akşarlamak" deniyordu.

kobali
12-20-2015, 10:50
2.Çivi ve çivileme

Bilindiği gibi çivi, hem demirden hem de ağaçtan yapılır. Kazık da, aynı zamanda bir çiviydi. Bu nedenle eski Türklerdeki bu anlayışlar, çoğu zaman birbirine karışmıştır. Örnek olarak Uygurlarda "talguk" sözü, hem çivi hem de kazık anlayışını karşılıyordu. Bir Uygur yazısında, "beş yüz demir kazık veya çivi" den yani, " beş yüz temir talguk" , denmek yoluyla söz açılıyordu. Herhalde bu "talguk" sözü, dalmak ya da daldırmaktan gelen bir deyiş olsa gerekti. XI. yüzyılda Ortaasyanın batı kesimlerinde oturan Türklerde ise, aynı deyişin anlamının, biraz daha değişmiş olduğunu görürüz. Bu çağda "talguk", baltanın sapını sıkıştırmak için çakılan çivi demekti.

Kazık ile çivi aslında zaman zaman eski Türklerce de biri birilerinden ayırd edilmişlerdi. Uygur Türkleri kazık için "kazguk" diyorlardı. Eski Uygur yazılarında "demir kazığı yere çakmak" karşılığı olarak, "temir kazukug yere tokısar" sözüyle karşılanıyordu. XI. yüzyılda Ortaasyanın Batı kesimlerinde oturan Türkler ise, herhalde "kazınmak" kökü ile ilgili olarak, kazık için "kazunguk" demişlerdi. Bu sözden alınarak "kutup yıldızı" için, "temir kazunguk" denmiştir. Bu; demirden yapılmış kazık demektir. Oğuz destanında ise bu, "kazuk" olarak görülmektedir.

Çivi için, Türkler tarafından söylenen diğer önemli bir deyiş de, "kadak" idi. Çivilemek de, "kadamak" fiiliyle söyleniyordu. Derleme sözlüğüne göre bu anlayış ile deyişler, Anadolu köylerinde yaşamaktadır. Anadoluda kadamak daha çok "çivi çakmak" için söyleniyordu. Altaylardaki Şor Türkleri çiviye "kadık; Çağatay Türk kültür çevresinde ise çivi için, "kadak" deniyordu. Bu deyiş sonradan Moğollar ile Moğolların Batı kesimlerinden olan Kalmuklara da geçmişti.

Anadolu köylerinde çivi için söylenen "eğseri" sözü de vardır. Arap-Fars kültüründen gelen "mıh, mıhlamak" sözü ise, XI. yüzyıllarda Batı Türkleri; Mısır-Kıpçak Türk kültür çevreleri arasında yayılmaya başlamıştı.

kobali
12-20-2015, 11:14
3.Boru

Boru, en eski türkçede de boru diye söylenirdi. XI. yüzyıl kaynaklarına göre, "borı, okun ucuna geçirilen temrenin oyuğu ve halkası" demektir. "Hokka ve tas gibi şeylerin yarılmaması için ağzına geçirilen halka" için de "borı" denirdi. Görülüyor ki eski Türkler, halka ve oyuk için, borı diyorlardı. Üflenecek ve öttürülecek, içi boş boru için ise "borguy" diyorlardı. Bu daha çok bizim bugünkü "burgu" sözümüz ile ilgiliydi ve bu deyiş Mısır ile Kıpçak Türk kültür çevresinde de "burgu" olarak söylenirdi. Boruya bazı Türk çevrelerinde "burga" olarak yazılıp söylendiği görülmüşse de bunun yanlış söylendiği araştırma bilgilerindedir. Bir de "borı kırtık" deyişi vardır. Bu boynuzdan yapılan ve üflenerek çalınan bir boruydu.
Aslında buna "kurtak ve kartak" da deniyordu. Demirci ve marangozların kullandıkları burgu aletinin de, bu söz ile bir bağı vardır.

kobali
12-20-2015, 13:13
4.Oluk

Oluk sözü, en eski çağlardan beri değişmeyerek günümüze kadar gelen kültür sözlerimizden biridir. XI. yüzyıl Ortaasya Türklerince oluk, ağaç kütüğünden yemlik gibi oyularak, içerisinde şıra soğutulan ve hayvan suvarılan yalak demekti. Yine bu çağda küçük kayıklar için de oluk deniyordu. Çünkü küçük kayıklar da ağaçlardan oyularak yapılıyordu. Oluk deme geleneği, Batı Türkleri ile eski Mısır ve Kıpçak Türk kültür çevrelerinde de. devam edip gitmiştir. Zamanla anlamlar biraz değişmiştir.Örneğin Kıpçak Türk kültür çevresinde oluk; "suyun hızla aktığı yer" demektir. Bazı Ortaasya Türklerinde ise, oluk yerine "oğluk" denir ki bu söyleniş, aslına daha uygun olsa gerektir. Elbetteki her kavim, yeni yerleştiği yerden birçok yeni deyişler almış ve geliştirmiştir. Bu sebeple Anadoluda dam olduğu için söylenen bazı yad sözler vardır. Ama Türklerin eski oluk sözü, Anadolu Türklüğünde her sözün esası ve anası idi.

kobali
12-20-2015, 13:30
ÇATILAR

Çatı, bilindiği üzere çok eski bir Çin geleneğidir. Bu sebeple çatı, batıda daha azdır. Uygur mimarlığı ile ev yapma geleneklerinde çatı önemli bir yer tutmuştur. Çünkü Uygurların, Çin ile yakın ilgileri olmuştu. Bunun içindir ki batıdaki çatı yapma tekniklerini incelerken, Uygurların bu eski alışkanlıklarını da unutmamak gereklidir. Çünkü Ortaasya yoluyla bu konuda Batıya da bir çok şeyler geçmişti. Çinliler çatılarının alt bölümlerini "kao-liang" dedikleri bir darı çeşidinin sapları ile kaplarlardı. Bu saplar, çatının alt kısmının ana yapısını meydana getirirlerdi. Bu darı saplarının altı ve üstü, killi çamur dökülerek iyice kaplanırdı. Alt kısım, böyle iyice pekiştirildikten sonra, üzerine de tuğlalar serilirdi. Bilindiği üzere, Çin mimarisinde çatı tuğlaları yeşil çiniler ile yapılırdı. Bu bilgilerin çoğunu Uygurların duvar frekslerinden, yani boyalı resimlerinden öğreniyoruz. Ancak bunların, Uygurlardaki gerçek yaşam ile ne kadar bağları olduğunu ise, açık olarak bilemiyoruz. Uygurların çatı altları bugün Anadoluda "mertek" denilen teknik ile yapılıyordu. Fakat bu "tuğla çatı" sistemi, Anadoluya kadar gelememişti. İleri bir ziraat kültürüne sahip olan Uygurlarda, çatı yapımında, saman da önemli bir rol oynamıştır. Fakat Çinde saman geleneği yoktu.

kobali
12-20-2015, 13:44
DUVARLAR

Ortaasya şehirlerinde, yalnız şehirler değil, evler ile mabedler bile birer duvar ile çevrilmişti. Bu yüzden duvar yapma bilgisi Türkler için yabancı değildi. Çinde de yalnız şehirler değil, Köyler bile duvarlar veya çitler ile çevrilmesi gerekliydi. Bu duvarları yalnızca haydutlar için değil; gece dağdan inen kaplanlar için de hayati bir önemi vardı. Akşam olunca hiç kimse bu çitlerden dışarıya çıkmazdı. Çinde ev duvarları geniş olarak bambu ile dokunurdu. Ev yapmada daha çok ağaç tekniği hakimdi. Ortaasyada ise duvar yapımında değerli olan malzeme, daha çok pişmiş veya pişmemiş tuğlalar idiler.

kobali
12-20-2015, 13:51
TUĞLA VE KERPİÇ

Kerpiç sözü Türklerde oldukça erken çağlarda görülüyordu. Bu sözü Uygur yazılarında pek göremiyoruz. Çünkü onların yapı teknikleri daha başkaydı. XI. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış olan Kaşgarlı Mahmud'un kitabında ise iki türlü kerpiçten söz edildiğini görmekteyiz.
1. Güneşte kurutulmuş kerpiç
2. Ateşte pişirilmiş kerpiç (tuğla)

kobali
12-20-2015, 14:00
1.Güneşte kurutulmuş kerpiç

Buna doğrudan doğruya kerpiç deniliyordu. Turfan ile diğer Batı Türkistan şehirlerinde de, bu çeşit kerpiçlerden bol bol yararlanılmıştı. Batı Türklerinde Çin tesirleri açık olarak görülmüyordu. Batı Türklerinin sahaları ayrıydı. XI. yüzyılda Ortaasyanın batısında "kuruduğu zaman, kuru bir balçık haline gelen ince kumlu çamur" çeşitleri de vardı. Kaşgarlı Mahmud bunlardan söz açıyor ve bu çamura Türklerin "liyü" adını verdiklerini söylüyordu. Bu söz tam anlamıyla çince bir söz idi. Tahminlere göre Türkler bu çamurla Çinin porselen tekniği ile ilgili eşyalar yapıyorlardı.

kobali
12-20-2015, 14:08
2.Ateşte pişirilmiş kerpiç (tuğla)

XI. yüzyıl Ortaasya Türkleri pişmiş tuğla için "pışıg kerpiç" diyorlardı. Bu pişmiş kerpiç demek idi. Aynı gelenek Harezmşahlar Türk kültür çevresinde de devam etmişti. Onlar da pişmiş tuğlaya "pişig kirpiç" diyorlardı. Bu anlayış XIV. yüzyılda Ortaavrupada yaşamış olan Kuman Türklerinde de yaşamış ve onlar da tuğla için "bişmiş kerpiç" demişlerdi. Anadolu Türk kültür çevresi ile çok yakın kültür bağları kurmuş olan Mısırdaki Memlük devletinde ise, kerpiç, kirpiç ve bazan da kilürpiç denmiştir.

kobali
12-20-2015, 14:13
3.Kerpiç kalıbı

Kerpiç ya da tuğlaların nasıl döküldükleri hakkında, herhangi bir bilgi kaynaklarda geçmiyor. Ancak Kaşgarlı Mahmud bize kerpiç kalıbı ile ilgili çok eski bir Türk deyişi vermektedir. Ona göre XI yüzyıl Türkleri, kerpiç kalıbına "kerpiç kipi" derlerdi. Bugünkü kalıplara göre bu sözün "kerpiç kebi" şeklinde okunmasının daha doğru olacağı kanaati de vardır.

kobali
12-25-2015, 22:45
4.Kerpiççi ya da kalıpçı

Kerpiççilik ya da tuğlacılık, ayrı bir meslek idi. Bu meslek ile ilgili deyişler ancak XIII. yüzyılın başlarında, Harezmşahlar Türk kültür çevresinde görebiliyoruz. Zamanşarı'ye göre, kerpiç yapan kişilere "kirpiççi" deniyordu. XI. yüzyılda Batıdaki Moğollar da Türklerden bu deyişleri alarak, "kirbiç kikçi" yani kerpiç yapan demişlerdi.

kobali
12-25-2015, 22:53
5. Duvar örmek ve kerpiç dizmek

Eski Türklerin duvar örme ile ilişkili anlayış ve sözleri Harezmşahlar Türk kültür çevresine ait kaynaklarda "tizgen kirbiç", yani "dizilmiş kerpiç" diye bir not görmekteyiz. Anadoluda da kerpiç dizme işi ev yapma kültüründe oldukça yaygındı. Harezm göçmenlerinin Anadoludaki Türk kültürünün gelişmesinde önemli bir rolleri olmuştur.

kobali
12-25-2015, 23:02
6. Çamur yoğurma ve çamur basma

Uygurlardaki duvar yapma tekniği ise bambaşka idi. Bazı bölgelerde onlar, iki kalıp arasına çamur bastırarak dolduruyorlardı. Çamur basma tekniğiyle yapılan bu duvarlar için Uygurlar, "tam tokıyu" , yani "duvar basıyor ya da tepiyor" diyorlardı. Kalıplar arasına çamur basılırken, bir yandan da çamur yoğurma işi yapılıyordu. Bunun için de, "titig yoguru" diyorlardı. Bilindiği üzere Eski Türkler çamura "titig" ve duvara ise "tam" diyorlardı. Bu sözler, çinceden tercüme edilmiş olan "sekiz yükmek" adlı Uygur kitabından alınmıştır. Buluntulara bakıldığında durum pek de kitapların dediği gibi görünmemektedir. Çünkü Turfan ovası ve diğer Türkistan şehirlerinde, böyle Çin usulü basılmış duvarlar yok denecek kadar azdır.

kobali
12-25-2015, 23:08
7. Toprak ve çamur tezgereleri

Türkler, Harezmşahlar Türk kültür çevresinde, "toprak taşıguçı" diyorlardı. Bu alet ahşaptan yapılan karşılıklı koları olan ve iki kişi tarafından tutulan bir aletti. Günümüzde bu işi tek kişinin kolarından tutup ittirerek sürdüğü tek tekerlekli araba yapmaktadır.

kobali
12-25-2015, 23:20
SIVALAR VE BADANA

1.Badanalı evler

Badana hem güneşe karşı bir koruyucu ve hem de bir temizlik maddesi idi. Uygur şehirlerindeki buluntulara göre Uygur evleri, geniş olarak badanalı idiler. Mabedler ve tapınakları ise freks ve tablolarla kaplanmıştı. Bu tabloların yanlarında, arabesk bezekler de görülmekteydi. Kalın bir sıva ile kaplanmış duvarlar da vardı. Bazı duvarlar ise resimlerle süslenmiş tahta kafesler ile kapatılmışlardı. Türklerde badana oldukça önemli yeri olan bir yapı malzemesidir.

kobali
01-05-2016, 13:33
2.Suvamak ve çapmak

Anlaşıldığına göre bu sözler eski Türklerin, sıvama için kullandıkları, iki ayrı deyişleri idiler. Aslında çapmak eski Türklerde "vurmak" demektir. "Çamuru duvara vurma ve çarpma" yoluyla sıvamak, Türklerin bu sözü ile anlatılmaktadır. Hatta Kaşgarlı Mahmud, Selçuk çağı Ortaasya Türklerinin söyledikleri bir örneği bile bize vermektedir: "Adam evini arı çamurla sıvadı" demek için o çağ Türkleri, "er evin çapdı" diyorlardı. Türkler suda yüzmek veya atını bir çubuk ile çırpıştırmak için de böyle söylüyorlardı.

Sıvamak da, çok eski bir Türk kültür deyişidir. XI. yüzyıl Türkleri pasif olarak "ev suvaldı" ,yani "ev sıvandı" diyorlardı. Sıvama işi de bir tek kişiyle olmazdı. Sıvama işinde de, komşular arasında bir imece yapılırdı. Bu imece için,, Türk kaynaklarında örnekler veriliyordu: "O bana ev sıvamada yardım etti", veya "evi sıvarken benimle yarıştı" demek için XI. yüzyıl Türkleri, "Ol manga ev suvaşdı" , sözlerini kullanıyorlardı.

kobali
01-05-2016, 13:48
3.Evin dışı ile iç duvarları sıvamak

Bu iki ayrı iş de, anlam bakımından birbirlerinden ayrılıyorlardı. Burada bu iki iş ile ilgili olarak, Harezmşahlar Türk kültür çevresinden iki türkçe örnek verelim. Zamahşariye göre bu çağdaki Türkler, "köşkünü kireç ile sıvadı" sözünün karşılığını, şu eski türkçe söyleyiş ile karşılıyorlardı. "Suvadı köşkni geç birle" . Burada kireç sözü, geç sözüyle karşılanmıştır. "Duvarı kireç ile sıvadı" demek için ise, "geç birle suvadı tamnı" diye söylüyorlardı. Evi sıvamağa gelince, onun için de, "geç suvadı evni" diyorlardı. Anadolu Türk kültürünün gelişmesinde önemli bir rol oynamış olan Harezmşahlar Türk kültür çevresinde, evler, köşkler ve duvarları, hep kireç ile sıvanıyorlardı.

Batı Türkleri arasında eski suvamak sözü, sıvamak şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Anadoluda olduğu gibi Mısırdaki Memlük devletinde de, çoğu zaman sıvamak deniyordu. Bazı kaynaklarda bu söze "sızamak" olarak da rastlanmaktadır.

kobali
01-05-2016, 14:11
SIVAMA ALETİ

Sıvama aleti mala için üç tane eski Türk sözü vardır. Bunlardan birincisi çok eski bir söz olup Kaşgarlı Mahmud kitabında; XI. yüzyıl Ortaasya Türkleri sıva aleti için, "salı" diyorlardı ibaresi görülmektedir. İkincisi ise güneyde, Kaşgar bölgesindeki Yağma Türklerinden gelen bir deyiş idi. Yağma Türkleri Karahanlı Devletinin Kaşgar, yani güney kanadını kurmuşlardı. Başlarındaki Bey veya Hakan ailesi de, eski Uygur ailelerinden geliyordu. Yani Yağma Türkleri, Uygur kültürüne de açık olan bir Türk kesimi idi. Onlar ise sıva malası için "çigne" veya "çikne" diyorlardı. Bu Türk kesimleri, tarlaları tapanlamak için kullanılan "sürgü" için de, yine bu adı veriyorlardı.

kobali
01-05-2016, 14:16
Mala

Mala sözü, Fars kültüründen türkçeye, oldukça geç çağlarda girmiş bir sözdür. Eski Anadolu Türkleri, "sıvacı" ile "sıva iskelesi" için, "karaçav" adını verirlerdi. Bu türkçe bir söz idi.

"Suvaguç" sözüne gelince, bu sözü de Harezmşahlar Türk kültür çevresinde, yine sıvama aleti ve mala karşılığı olarak görüyoruz. Bu çok değerli Türk kültür deyişini de bize, yine Zamahşari vermektedir.