Tekil İleti gösterimi
Eski 04-15-2010, 16:35   #3
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,837
Varsayılan Cevap: KKTC Seçimlerine Doğru

KKTC Seçimlerine Doğru-2

KKTC’yi Rumlara yamama tezgahı...

Diplomasi havucuyla KKTC üzerine kurulan tezgah ve bunun devamında oylatılan Annan Planı elimizde patlayan el bombasına dönüştü
Kıbrıs Türk’ünü adada yok etme planları çok eskiye dayansa da içinden geçtiğimiz süreçte bunun en önemli göstergesi olarak Annan Planı önem kazanıyor. Bunun devamında ortaya çıkan diplomatik görüşme süreçleri ana fikir olarak sürekli bu plan üzerinden yapıldı. Sonuçta bunu Türk tarafı kabul etti, Güney Kıbrıs Rum Kesimi kabul etmedi. Türkiye’nin diplomasideki derinlik aklıevvelleri bunu sürekli olarak diplomatik bir koz olarak masaya sürseler de, diplomasi havucunun kozu ancak toprak altında kalacağındandır ki, bu bir türlü hayata geçmedi. Bu havuç sürekli olarak geri tepti. Bir anlamda derinlik planları elimizde patlayan el bombasına dönüştü. Kıbrıs Türk’ünün bağımsızlığında ve aynı zamanda adada Türk varlığında gedik açmak isteyen planı kısaca bir hatırlayalım.
Kıbrıs neden önemli
Aslında çözüm tartışmalarının temelinde Kıbrıs’ın önemi yatıyor. Her ne kadar adada Türk varlığının nedeni sadece stratejik önemle açıklanamazsa da dünyanın gözü niye bu adada ve aynı zamanda neden tartışma yarattığının anlamı bu noktada yatıyor. Akdeniz’in 3. büyük adası olan Kıbrıs, tarih boyunca Doğu Akdeniz’i kontrol eden en önemli nokta oldu. Ada, Türkiye’ye 65, Suriye’ye 112, İsrail’e 267, Lübnan’a 162, Mısır’a 418, Yunanistan’a 965 kilometre uzaklıkta. Dolayısıyla bölgede yapılacak herhangi bir operasyonda, Kıbrıs çok önemli bir atlama taşı konumunda. İşte bu nedenle ada üzerinde uluslararası güçler sürekli olarak hak iddia etmekte ve büyük stratejik oyunların piyonu olarak kullanılmak istenmekte. Yunanistan ise Türklerin ve Rumların yaşadığı bu adayı Megali İdea felsefesinin içerisinde bir Yunan adası olarak görmek istiyor. Bu nedenle sürekli olarak aynı tezi kullanarak adada çözüm arayışlarını kilitleyen Rum tarafı, Annan Planına da Türkiye’nin iyi niyet olarak adlandırılan stratejik hatalarına rağmen karşı çıkıyor. Annan Planına bu açıdan bakıldığında elbette bir çok parametrenin gözönüne alınarak hazırlanmış bir plan olduğu anlaşılmakta. Ancak Planın en önemli etkisi adadaki Türk varlığına oluyor. Bu plan üzerinde ısrar ederek diplomatik bir koridor açmak isteyen Türkiye’deki mevcut yönetim, genel politika içerisinde aslında adaya bir türlü yeni bir konum yüklemekte zorlanıyor.
Ekonomik yük
Ada ekonomik olarak yük gibi görülmek istenirken yapılan hata adadaki Türk varlığına darbe vuracak kadar etkiliyken tek bir nokta üzerinde yoğunlaşılarak adadaki yönetimin siyasi yapısının değiştirilmek istenmesi de KKTC’de ve Türkiye’de karşıt fikirlerin çarpışmasına yol açıyor. Bu nedenle her iki ülkede de Denktaş’ın fikirleri bir mücadele alanı haline getirilmek isteniyor. Denktaş bir tartışma konusunun öznesi yapılarak yıpratılmak istendiği gibi, Türkiye’nin anlamsız gündemi de bir şekilde adaya bulaştırılarak, Türkiye’nin net olarak ortaya koyması gereken haklı tezi kafalarda bulanıklık yaratılmak suretiyle tartışmaya açık bir konu haline getiriliyor. Bu tez adeta zihin kontrolü politikalarının kurbanı edilerek, pazarlık konusu yapılabilir bir zeminde çürütülmek isteniyor. Yapılan basit derinlik hesaplarının altında yatan çıkar ilişkileri Türkiye’yi her geçen gün adanın gündeminin dışına attığı gibi, Kıbrıs barış gücünde bulunan Türk askerini de işgalci duruma getirmek niyetinde. Dünyada Soros destekli hiçbir operasyona katılmayarak, “yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini Cumhuriyetin kuruluş felsefinden buyana kabul eden Türk Ordusu’nun varlığı, işgalci olarak gösterilmek istenerek TSK’ya uluslararası alanda da itibar kaybettirilmenin bile hesapları yapılıyor.
Türkiye’nin bütünlüğü
İşte tam böyle bir ortamda yapılacak KKTC seçimlerinin Türk tarafının kendi içinde bütünlüğü açısından da anlam kazanıyor. Seçimler öncesinde demokrasi adına yayın kuruluşlarının taraf olmasının doğru olduğu ilkesi dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de artık görmezden gelinse de Kıbrıs gibi Türkiye’nin uluslararası arenada en haklı davasında bunun böyle olmayacağı şimdiden anlaşılmışa benziyor. Bu nedenle yapılacak seçimler KKTC’nin geleceğini olduğu kadar, Türk halkını da yakından ilgilendiriyor. KKTC ve Türkiye’nin bütünlüğünün ispatlanacağı bu seçimlerde Milli davanın haklılığı nedeniyle Türk’ün adadaki varlığını savunanlarla, Yes Be Annemciler ile Kazan-kazancılar bu seçimlerde adeta göğüs göğüse bir cephe savaşı vermek durumuna geldi. Bu nedenle çok dikkatli tercihlerin yapılması gereken bu seçimlerde Türk tarafı adeta kendi varlığını oylar hale gelmiştir. Keskin bir virajın tam ortasında yönünü belirlemek isteyen özgür iradenin tercihi buna ipotek koyacaktır ya da Annan Planı ile başlayan süreçte batının iradesi kabul edilerek milli duruş ve Türklük hiçe sayılacaktır. Uluslararası matematik ve strateji hesapları bir yana Türk tarafı için seçimlerin anlamı bu kadar önem taşımaktadır.
Annan Planı
dayatılarak
kabul ettirildi
2004’te son şekli verilen Annan Planı, Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren BM planıdır. Adını, planı ortaya atan Kofi Annan’dan alıyor. Plan, Kıbrıs Adası’nın İngiliz üsleri bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesini öngörüyor. Nisan 2004’te Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından yüzde 65 kabul gördü. Rum tarafı ise planı yüzde 76’lık oranla reddetti.
AKP’nin bakışı farklı
AKP hükümetinin Kıbrıs meselesine bakışını 2004’te dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan kısa ve öz biçimde özetlemişti: “Kıbrıs’ın Türkiye’ye maliyeti yaklaşık bir katrilyon lirayı buluyor.” Başbakan Tayyip Erdoğan da 2008 Mart ayında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ve AB ülkelerine gönderdiği mektupta, Annan Planı’nın Kıbrıs’ta yeni görüşmelerde temel alınmasını istedi. Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’ye göre çözüm, öncelikle Kıbrıslı Türklere çok büyük avantajlar sağlayacak. Ayrıca Türkiye-Yunanistan ve Kıbrıs’ın AB çerçevesinde yapacağı işbirliği ve ortak vizyonu, herkesin vizyonu olacak. Aslında bunların doğru olmadığını Denktaş, dile getirmişti. Ancak buna rağmen dayatmalar sonucu belirledi.
Direnişi kırmak için Denktaş’ı hedef aldılar
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yıllardır batıya karşı direnmesiyle batının hedefi durumuna geldi. Şimdi hedef daha da büyüdü. Mücahit Denktaş’ın bağımsızlık sesini susturamayanların bu seferki hedefleri daha büyük. Türk varlığını ortadan kaldırmak. İşte bunun içinde Kıbrıslılık açılımı yapılmakta. Bu açılımın altında bugünkü KKTC yönetiminin de ısrarla savunmaya çalıştığı birlikte yaşama isteği var. İlk bakışta söylem güzel. Birlikte yaşama isteği. Ada daha önce iki milletin birlikte yaşama arzusundan dolayı ne kadar Türk kanı döküldüğüne şahit olduğu için buna temkinle yaklaşıyor. Mehmet Ali Talat ve ekibi batıya daha ılımlı görünmek adına orta bir yol izlemeye çalışsa da mülk davalarında bile bunun tam tersi sonucun çıkmasından dolayı bir noktadan sonra bu söylemin varlığı altında ezilmeye başladı. Sonuç itibariyle ortak bir Kıbrıslılık kimliği oluşturmak, adada bu üst kimlik adı altında iki milleti bir arada yaşatmak Akdeniz’i kan gölüne çevirmekle eş değer olarak algılanıyor.
Havuç tavizler
Bunu bazı havuç tavizler vermek suretiyle Türk tarafına kabul ettirmek isteyen batı anlayışı seçimler yaklaştığında görüldü ki Talat karşısında farklı bir adayın olmasına bile tahammül edemedi. Türk tarafında yapılacak seçimlerde şimdiden tavrını açıkça ortaya koydu. Hatta AB değil, ABD bile yine okyanus ötesinden göreve hazır olduğunu duyurdu. Türkiye ve KKTC 18 Nisan’da yapılacak seçimler öncesinde AB ve ABD tarafından başta sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısı olmak üzere bir çok diplomatik oyunla cendereye alınmak istiyor. Bu cenderenin kırılması ise ancak Kıbrıs Türk’ünün bağımsız iradeyle yola devam etme kararı almasıyla mümkün görünüyor. Adayı bir haçlı yönetimine ve
denetimine almak isteyen, aynı zamanda Akdeniz’i bir Hıristiyan gölüne çevirmek isteyen Haçlı zihniyetine karşı stratejik derinlik yaratmanın ötesinde bağımsızlık derinliği oluşturmak gerektiği de bugün açıkça ortaya çıkmaktadır. KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti adada ilk darbeyi aslında Annan Planı’nda yiyecekti. Rumların aymazlığı şimdilik bunun önüne geçti. Eğer Türk tarafının iki bağımsız devletten oluşan Kıbrıs adası tezi bu seçimlerde tescillenemezse o zaman Türk varlığının durumu daha da zorlaşacaktır. Bu seçimler Annan Planı ile kirlenen bağımsızlık anlayışının temizlenmesi için de bir fırsat olarak karşımıza çıkmaktadır.


http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr...hp?haber=33998
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56