Tekil İleti gösterimi
Eski 02-27-2010, 15:13   #23
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,311
Varsayılan Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Eline geçirdiği bir odunla Keloğlan’ı kovalamaya başlamış, Keloğlan kaçmış, anası kovalamış, evin etrafını tamamen dönmüşler. Çok yorulmuş anası ve soluksuz düşmüş evin kapısına.
Keloğlan, bir yandan da şöyle konuşurmuş, “Vurup durma bana ana, yakında altın vereceğim sana, şimdi inanmayacaksın belki de, lakin göreceksin gelecek ay geldiğinde”…
Bu sözler kadını hiç tatmin etmemiş: “Hadi oradan, beni bir de kandırmaya utanmıyor musun?”
Keloğlan, ne dediyse de inandıramamış. Nur yüzlü ihtiyarla olan konuşmasını da anlatmış ama, anası, “Bu bir masal”, demiş. Neyse ağzım burnum derken, gelecek ay olmuş.
Keloğlan’ın neşesi yerine gelmiş. Kümesin önüne varmış, beyaz başı, tavuğu yakalamış. “Beyaz başlı tavuk, altın yumurtla artık”, demiş. Beyaz başlı tavuk, birkaç kere gıdaklamış ve on altın yumurtlamış. Anasının gözleri fal taşı gibi açılmış, rüyalarda gezindiğini sanmış. Hep saflığından dolayı, işleri iyi göremeyen Keloğlan’ı alıp kollarının arasına, öpüp sevmiş, sonra da şöyle demiş:
“Oy anasının akıllı oğlancığı, öpsün seni anacığın. Artık fakirlik bitti. Yalnız bunu kimseye söyleme, boş boğazlık etme”.
Sonra pazara koşmuş Keloğlan, istediği kadar yiyecek alıp dönmüş köyüne. Bir sonraki ay gelmiş. Beyaz başlı tavuk yine on altın yumurtlamış. Böyle birkaç sene bolluk içinde yaşamışlar. Köyde İskender adında bir adam varmış. Çekemezin, hasedin tekiymiş. Her nasılsa beyaz başlı tavuğun ayda bir kere altın yumurtladığını öğrenmiş.
Birçok yöntem denemiş, utanmamış, sıkıImamış, tavuğu aşırmak için çok uğraşmış, Fakat becerememiş. Ya tavuk gıdaklamış, ya kocakarı birdenbire evin önüne çıkmış veya Keloğlanla karşılaşmış. Olmamış işte. Düşünmüş taşınmış, Keloğlan’ı kandırmaya karar vermiş. Günlerce Keloğlan’ı takip etmiş, en uygun yerde yakalamış:
“Keloğlan, sana bir şey söylemek istiyorum”, demiş.
“Allah Allah, demiş Keloğlan, senin benimle ne işin ola ki İskender Emmi hayrola”…
“Bir tavuğa ihtiyacım var”, diye belirtmiş isteğini. Keloğlan’ın çok tuhafına gitmiş, gülmüş de. “Memlekette tavuk mu kalmadı emmi, var git işine hele”, diyerek bir de çıkışmış adama Keloğlan. Hemen ne cevap vereceğini düşünmüş İskender. Bulmuş da:
- Beyaz başlı tavuklara bayılırım. O da sadece sende var.
“Yani benim beyaz başlı tavuğumu mu istiyorsun?”
İskender, “Bedava istemiyorum, alacaksın paranı, vereceksin beyaz başlı tavuğumu” demiş.
“Bende satılık tavuk yok”, diye direnmiş Keloğlan. “Çok büyük para vereceğim Keloğlan. Ananla yıllarca bolluk içinde yaşayacağınız kadar büyük para. Hadi, yeter artık, daha da naz etme, kelini öpeyim, gözünü seveyim, beyaz başlı tavuğu göreyim” diye diretmiş İskender.
Fakat, Keloğlan’ın hoşuna gitmiş, çok para lafı. Bayağı meraklanmış, hem de sormuş, “Para, çok para dediğin ne kadar İskender Emmi? Uzatmayalım, pazarlık yapmışlar, bir tavuk fiyatının 400 katı para karşılığı, Keloğlan, beyaz başlı tavuğu anasından gizli olarak adama vermiş. Birkaç gündür beyaz başlı tavuğu göremeyen Keloğlan’ın anası, feryadı basmış. Oraya bakmış bulamamış, buraya bakmış görememiş, siniri tepesine çıkmış.
“Ah Keloğlan, vah Keloğlan, kara günler kapıda oğlan, beyaz başlı tavuk nerede? Acaba tilki mi kapıp götürdü? Keloğlan gerçeği söylemiş. “Oldu bir kere ana”, demiş. Sattım bir kere. Hem de 400 tavuk parası aldım. Belini tuta tuta bir sopa kapmış yaşlı kadın, Keloğlan’ın peşine düşmüş. Ahıra girmiş Keloğlan, ardından anası. Dört dönmüşler. Kadının feri kesilmiş, sopayı bırakmış. Olduğu yere devrilmiş. Keloğlan, anasına çok acımış, İskender Emmisine gıcık kapmış, o hırsla evden kaçmış, gide gide köy dışına çıkmış. içli içli ağlamış… Derken, Nur Dede, karşısına çıkmış.
“Ah toy evladım, ne var yine? Nedendir böyle içli içli dertlenişin? Dök derdini bana, bir çözüm bulayım sana”.
Dökmüş içini Nur Dede’ye, “Şansım bir türlü yüzüme gülmüyor Nur Dede. Anam ağlıyor evde, bakamaz oldum yüzüne. Kendime değil, yaşlı anama acıyorum, yaptım bir kere hata, binip gideceğim buralardan yağız bir ata”. Çok acımış Keloğlan’a Nur Dede. “Anan için bir yol daha göstereceğim sana. Sizin evin aşağısında, bir su gözesi var. Çok şifaIı bir sudur, haberin ola. İnce (verem) ve taun (veba) hastalığına çok iyi gelir. Su satarak anana bakarsın. Yalnız, bu kere akıllı ol, kimseye bahsetme.”
Böyle demiş adam ve bir anda kaybolmuş. Keloğlan, koşa koşa eve gelmiş. “Ana, kurban ana, bir müjdem var sana. Oralı olmamış anası.
“Yine canımı sıkma be Keloğlan. Senin müjdenden ne olur? Bu saflık sende olduktan sonra, ne desen boş …
Keloğlan, “Öyle deme ana, bu sefer kimseye söylemeyeceğim” demiş. Anası, “Neymiş? Hadi gevezelik etme de söyle şu müjde dediğin şeyi”.
Başlamış anlatmaya oğlu. “Bizim şu aşağıda bir su gözesi var ya ana, işte o su çok şifalıymış, ince hastalık ve tauna iyi gelirmiş. Kova kova satacağım, evimizi istediğin yiyeceklerle dolduracağım.
Kadının hoşuna gitmiş:
“Bu kere olsun ağzını sıkı tut. Hadi bekleme, ilk siftahını bu gün yap. eşeği ahırdan çıkar, güğümleri doldur kovalarla pazarda sat.
Keloğlan, eşeğinin yuları elinde, inmiş suyun gözüne. Kapları doldurmuş, yürümüş gitmiş pazara. Herkes kendisine gülermiş. “Bu aptal çocuğun yapmadığı iş bir bu kaldıydı”, demişler. Keloğlan, tellal gibi başlamış bağırmaya: “Duyduk duymadık demeyin, Keloğlan suyunu deneyin, toundan, inceden kurtulun!”
Halk bir anda başına toplanmış. Biri sataşmış, “Kimi kandırıyorsun sen? Hiç su satılır mı? Nerede görülmüş bu?”
Keloğlan, adamı duymamış bile, ilan etmeye devam etmiş. Kasaba’nın Kadısı oradan geçermiş, Keloğlan’ın nidasını duyunca, yanına yaklaşıp demiş ki, “Halkı kandırmaktan dolayı, seni cezalandırırım Keloğlan. Hadi, pılını pırtını topla ve köyüne dön. Keloğlan, “Denemesi bedava Kadı Efendi”, demiş. “İstersen, bir tas iç”.
Ahalinin gözleri, ikisinin de üzerindeymiş. Bakalım bu işin sonu nereye varacakmış?
Kadı: “Yok yahu” demiş, “önce sen iç bakalım, hem ben göreyim, hem de ahali. Ne bilelim, belki zehirli su sa-tacaksın. Hadi dikle tası kafana”.
Kadı madı dinlememiş Keloğlan, patavatsızca karşılık vermiş. “Oldu mu Kadı Efendi. Biz, insanları kandıracak kadar kötü müyüz? Hem ben, ne inceden, ne de taundan şikayetçiyim. Ne diye içeyim ki?”.
Herkes kıkır kıkır gülerken, Kadının tepesi atmış, “Böyle ağzına geldiği gibi konuşma Keloğlan. Bana edebinle konuş. Kim söyledi sana bu suyun şifalı olduğunu? Kendin hekim misin? Aklın bu işlere ermez senin. Bu insanların sağlığı da benden sorulur”.
Sonra seni hapse atarım bak.
Saf oğlanın saflığı gitmiş, aksiliği gelmiş üstüne. “Peki sen doktor musun Kadı Efendi” diye söylenmeye devam etmiş. “Nereden biliyorsun bu suyun hastalıklara iyi gelmediğini. iftira atma bana, beddua ederim sana”.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56