Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Basın-Yayın Güncel Konular > Türkiye'den Haberler

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 07-12-2008, 20:10   #1
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Bir de siroz hastası var

Bir de siroz hastası var
Esra Alus

İstanbul Barosu, Ergenekon tutuklusu Asuman Özdemir’in cezaevinde siroz hastalığına yakalandığını açıkladı. Baro, “2. Okkır vakası kapıda. Özdemir için erken uyarı görevimiz” dedi
Tutuklu Asuman Özdemir’in siroz hastası olduğu açıklandı.

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan eski bankacı Asuman Özdemir’in cezaevinde siroz hastalığına yakalandığı ortaya çıktı. İşadamı Kuddusi Okkır da aynı operasyonda tutuklanmış, cezaevinde kansere yakalanmış, tahliye edildikten kısa süre sonra da hayatını kaybetmişti.
İstanbul Barosu, Ergenekon soruşturması kapsamında 27 Haziran 2007’de gözaltına alınan, çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldıktan sonra savcının itirazı üzerine 6 Eylül 2007’de tutuklanan eski bankacı Ayşe Asuman Özdemir’in cezaevinde siroz olduğunu açıkladı.

‘Erken uyarı’
İstanbul Barosu Başkanlığı, “2. Okkır vakası kapıda” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltında bulunan Asuman Özdemir’in, insan hakları ihlaliyle karşılaşmasının ciddi bir olasılık olduğu” ifade edildi.
Açıklamada, şunlar belirtildi: “Ayşe Asuman Özdemir, en temel insan hakkı sayılan yaşama hakkını yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Baromuzdaki rapor içeriğine göre, adı geçen şüpheliye siroz teşhisi konulmuştur. Epilepsi tanısı da bulunan şüpheliye iki ay içinde karaciğer nakli yapılması gerekmektedir.”
Yurttaşların “sağlığının korunması”nı içeren 5275 sayılı yasadaki düzenlemelerin tutuklular için de geçerli olduğu ifade edilen açıklamada, Ergenekon soruşturması sırasında bu düzenlemelerin tümüyle göz ardı edildiği iddia edildi.
Okkır’ın hastalığının seyri bilinmekle birlikte tahliyesinin ölümünden dört gün önce yapılmış olmasının, “İstanbul Barosu’nu Ayşe Asuman Özdemir’in olayında ‘erken uyarı’ görevine sürüklediği” kaydedildi. Ergenekon soruşturması kapsamında 6 Temmuz’da hayatını kaybeden Kuddusi Okkır’ın ölümüyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı soruşturma başlatmıştı.

http://www.milliyet.com.tr/default.a...ticleID=892638
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2008, 20:12   #2
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Bu mektubu sana iade ediyorum/A.Asuman Özdemir
Bir mektup yazdım Yılmaz Erdoğan´a. Zarfa koymadan önce sizlere de yüksek sesle okumak istedim.

Yılmaz Erdoğan
BKM/İstanbul

Bir mektubu okuduktan sonra beğenmeyip, zarfa tekrar koyup göndericisine iade etmenin hoş olmadığını bilmediğimi sanma. Ama bu sefer böyle oldu ve ben yazdığın mektubu, bu mektubumun ekinde sana iade ediyorum.

Benim hiçbir zaman senin gibi romantik bir dilim olamadı. Edebi lafları arka arkaya dizip şiir yazmasını ise hiç bilmem. Ama bu benim hassas olmadığım veya duygusuz olduğum demek değildir.

Seni anladım. Hem de çok iyi anladım.

Aman! Sakın! Mütareke basının anladığı enteller gibi seni anladığımı sanma! Allah beni o durumlara düşürmekten saklasın!

Eğer bir gün görseydim seni bir şehidimizin cenaze töreninde, elinde al bayrakla en önde yürürken, "Bu Vatan Bölünmez" diye bağırken, yazdığın mektubun içindeki maddi hataların hepsini görmezden gelir, sana iade etmezdim. Derdim ki en nihayetinde; " Sanatçı kafasıdır, karışmış biraz."

Ama;

Gönderdiğin kanamalı güvercindi silâhı eline alıp ilk dağa çıkan. Terörü başlatan ve devam ettiren de o oldu. Hatta terörden ekmek dahi yedi. Senin savaş dediğinin adı terördür. Savaş iki devlet arasında olur. Topraklarımız içinde ayrı bir devlet kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı?

Senin kanamalı güvercininin elindeki keleşten çıkan mermi ile kıpkırmızı bir gül yaprağı olup düşerken Mehmetçik sahi sen ve mektupların nerdeydiniz? Biliyor musun; öz be öz Türkçe olarak kaç ana, kaç eş, kaç evlât bağırdı; "Söyleyin Güneşe Bu Sabah Doğmasın!" diye. Sen, sahi o zamanlarda da nerelerdeydin? O Mehmetçik´lerin yüzlerine bakmaya kıyamazdın. Bahar kadar güzeldiler. Ay kadar güzeldiler. Ecelleri senin mektubunda siyasallaşmasını resmen istediğin PKK´nın ta kendisi oldu.

Bak sen bir mektup yazdın. Herkes sesini duydu. Peki; sen geçen hafta Gül Hanımın sesini duydun mu? Gül Hanım bir şehit eşi. Senin bahsettiğin o mayınlarda geçtiğimiz günlerde şehit olan binbaşının ardından annesinin "Artık vatan sağ olsun demeyeceğim" demesi üzerine "Hiç kimsenin bu anayı kınamaya hakkı yoktur" başlıklı bir yazı yazdı.

Tabii Gül Hanım senin gibi ince zanaatkâr olmadığından, sesini ancak bizler duyabildik. Ne mütareke basının başköşelerine çıktı, ne de dantel misali entellerden destek alabildi.

"Zemheri soğuğunda ateşler içinde yandım" dediğinde, biz onu çok iyi anladık. Yazdıkları öz Türkçe idi. Sade Türkçe idi. "Elimde kelimeler var" deyip alt alta dizerek şiirimsi havalar katarak, senin gibi satır arası mesajlar iletmeye çalışmadan, açıkça, mertçe yazdı. Gerçek bir Türk kadını idi yazarken.

Kaçak güreşmedi senin gibi.

Ağırbaşlı, vakur, efendi, sözünün ardında duran cesur bir Türk kadını Gül Hanım. Ateşin düştüğü yer Gül Hanım. Yani senin anlayacağın, şehit eşine lâyık bir Türk kadını Gül Hanım.

Sahi, senin bahsettiğin şu kürtçe ağıtlardan birini, birebir tercüme edip yollasana bana.

Yayınlayalım! Gül Hanımın feryadını okuduğumuz gibi onları da okuyalım!

Birkaç tanesinin çevirisi bana denk geldi, biliyorum.

Onlardan olsun ama.

Sakın kıvırtma! Çok iyi kürtçe bildiğinin dersini de vermişsin mektubunda.

Uzun uzun mektubunda yer ayırdığın mayınlardan sadece son bir ayda kaç asker, kaç subay şehit oldu bilir misin?

Dağın tepesine helikopterle indirme yaparken aşağıya atlayan asker, mayının üstüne bastığında, ölüm nasıl gelir bilir misin?

Her şeyi hayal eden beyin gücün, onu da hayal etsin bir kere.

Dağın tepesine o mayınları kim döşedi?

Ya da asfalta?

Veyahut kuş uçmaz kervan geçmez patikalara kimler döşedi o mayınları?

Mektubunda mayınları döşeyenlerin adını koymayarak, mayınlarla gelen ölümlerde orduyu da ne kadar net suçlamışsın!

"Dağa çıkmak yazgı" dediğin an mektubunda, sen de onlardan olmadın mı?

Ya da yazgının mı tarifini bilmezsin?

Aynı cümle içine "kışlada olmak yazgısı" kelimelerini de katarak, kelimelerinle yaptığın oyunu görmedik mi?

Kanlı terör örgütünün eşkıyaları ile bu ülkenin şerefli askerini aynı kefeye koymak seni "aydın -sanatçı" yapıyorsa ve mütareke entellerinden de destek alıyorsan eğer; senin de, entellerinin de boynunadır bu işin vebali.

Masumiyetten bahseden güya masum(!) mektuplar yazarak bu vebale de bizi ortak etmeye kalkma.

Edebiyatçılardan(!) çok büyük destek alan bu mektubu, açık olarak Türk milletine yazana kadar neden dağdaki kızlarınıza bir mektup yazmadın?

Senin aşk ve sevgi dilinin çok iyi olduğunu söylerler. Yazsaydın ya o kızlara;

-" Yakışır mı size âşıktaşlık etmek!

Bir erkek evleneceği kadının yapısında asalet arar!

Nezaket arar!

Namus arar!

Hangi erkek, soğuk dağ gecelerinde eşkıya yatağı ısıtmış, yorgun yosmayı alır?

Bakın bana, evlenmek için sizler gibi dağdan bir kızı mı seçiyorum?"

Cesaretin varsa Yılmaz Erdoğan bu mealde bir mektup yaz. Senin kahramanlığını ben o zaman göreyim.

Önceden gerekli mihraklara haber verilerek desteği sağlanmış, kendi kendine sipariş ettirilmiş mektuplar yazarak, Türk Milletini ve Türk Ordusunu suçlayarak kaybeden sen oldun.

Tarih senin gibi kaybedenlerle dolu.

Velhasıl Yılmaz Erdoğan. Yıktın perdeyi, eyledin viran.

A.Asuman Özdemir…
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2008, 23:38   #3
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Yılmaz Erdğan'ın yazdığı, bu yazınında konu aldığı mektubu yine birçoğunuz biliyorsunuzdur.
Pek samimi görünen ama yukarda Sayın Özdemir'in de belirttiği gibi samimiyetsizlikler mevcut.
14-15 yaşlarında "Kayıp Kentin Yakışıklısı " Kitabını ilk defa okurken pek farkedemedim ama bir kaç okumadan sonra çok bilinen "Sevebilme ihtimali" adlı şiirinde bile çok çok yadırganacak, kızılacak bölümler vardı. Meselâ; "... Otobüs oluyordum bir ülkeden, bir iç ülkeye..."

Bu şiirden Erdoğan çocukken Hakkâri'ye gidişini anlatıyor ama gittiği memleketini, Türkiye'den ayrı bir ülke olarak gördüğünü sözde şifreleyerek şiirlerin arasına katıyor.
Bu bir örneğiydi.
Abisi Mustafa Erdoğan, ROJ tv'de çalışıyordu bir ara yanlış hatırlamıyorsam. Yine bir ara kaçırılan askerlerin haberini PKK'lılardan bizlere taşıtıyordu. Gülben Ergen hanımefendinin eşi olur aynı anda.

Samimi olmadıkları gayet ortada. Bu arada bunlar devede sadece kulak...
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:07   #4
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Mektubu o tarihlerde kaleme almış olsa gerek

http://www.gundem.be/go.php?go=31301...n=summary&pg=1
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:11   #5
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Asuman Özdemir - BEN SATMAM SARIMSAK TARLASINI!
Herkes tavrımı merak ediyor!
Merak edenlere bir çift lafım var!

Gidin söyleyin o dostlara(!), biz satmayız,
Sarımsak tarlasını öyle iki dolduruşa…

Her zaman hukukun üstünlüğüne, yasaların içinde yaşamanın huzuruna inanan biri olarak göğsümü gere gere diyorum ki;

“ Ceza hukuku, suçu sabit görülünceye kadar herkesin masum olduğunu vazeder. Yargılama sonucunda suçu işlediği düşünülen zanlının mahkûmiyetine karar verildiği gibi masumiyeti de tescil edilebilir… ”

Bu süreç için de en hassas olması gerekenler yargı, güvenlik güçleri ve basındır. Ama biz de evvelallah en önce basın yargılıyor ve mahkûm ediyor. Her zaman basına verilen gözaltı ifade tutanakları bu sefer verilmiyor, dışarıda bekleyen basın mensuplarının kulağına dedikodular fısıldanıyor. En itibar edilmemesi gereken bu kaynaklar belgeymiş gibi allanıp, pullanıp kamuoyuna sunuluyor. Fısıltılardan bir tanesinin dört ayağından biri yerde olsa yüreğim yanmayacak… Ama ben bu sefer kesinlikle kani oldum. F tipi cemaatin hayal dünyası sıfıra sıfır elde var sıfır…

Ya çocuklar Allah aşkına siz çocukluğunuz da gençliğinizde bir tane dahi olsun macera, polisiye roman okumadınız mı?


Siz de haklısınız!

Dergiye iki abone yapmak bir umreye, gazeteye bir yıllık abone bulmak bir hacca bedeldi.

Çok meşguldünüz çok!

Abone aramaktan, hoca efendinin kitaplarını okumaktan bunları okumaya hiç zamanınız olmadı!

Bunları yazarken kulağım da sevgili Oktay’ın telefonda ki sesi var. Kaç defa bir kahve içmeye davet etti.

“Asuman abla gel Allah aşkına! Bir kahvemizi iç… Hepimiz seni bekliyoruz!”

Dolu bir ajandanın için de yaşamaktan zaman ayırıp gidemedim.

Hani derler ya “hiçbir şey ertelenmemeli...” Ben hep erteledim.

Şimdi;

Say ki ben geldim Oktay!

Say ki ben o kahveni içtim Oktay!

Say ki ben şimdi on kahvenin kırk yıl hatırını sürüyorum Oktay!

Bu kötü günlerin de seninle yiyip içen, şen kahkahalar atan iyi gün dostların(!) yangından mal kaçırır gibi senin yazı verdiğin siteleri terk ediyorlarsa;

Ben terk etmiyorum Oktay!

Senin şube başkanlığını yaptığın derneğin üyeliğinden noter kanalı ile istifa ediyorlarsa;

Ben yarın üye oluyorum Oktay!

Senin gezdiğin mekânlara uğramaz, bir vebalıdan kaçar gibi olmuşlarsa.,

Ben dimdik ayakta, buradayım! Bekliyorum Oktay!

Ö.... Bey ile K…. Bey bana gözlerini devire devire;

“Kararınıza saygı duyarız Asuman Hanım, ama…” diyeceklermiş,

Umurum da bile değil!

İkimiz de çok iyi biliriz önce hak verir konuştuktan sonra o “ama” bağlacının nelere kadir olduğunu…

O yüzden hiç umurum da değil!

İlk fırsatta da ziyaretine geliyorum!

Satılmanın ne demek olduğunu iyi bilirim Oktay!


Gidip söylesinler seni satan o dostlarına(!),
Ben satmam sarımsak tarlasını hayali kararlara…


Temyizin sonuna kadar da bekleyeceğim!
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:11   #6
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

ALDATILMAK!
Son aylarda gazetemizde yavaş yavaş siyaset yazarlığından ailenizin hanım hanımcık yazarı olmaya terfi ettim. Ben hayatımdan memnunum. Eğer benim bu tarzımdan memnun olmayanlar varsa şikâyetlerini sevgili dava arkadaşım Kemal Çapraz’a iletsinler. Gayet tabii ki memnuniyetler de bana…

Aile ilişkileri, bozulan yapı, aldatma derken yine size aldatma ile kendi yaşanmışlığımdan bir hikâyem var. Bu seferki arkadaş, dost aldatması… Tecrübesizliğin, hayatın başında oluşun ise sertifikası…

17 yaşında iş hayatına başladığım da 350 personelli bina da beni adam yerine koyan yoktu. Kendime biraz çeki düzen versem adamdan sayılacağım ama ben tımberland ayakkabı üzerine dize kadar beyaz çorap ve atkuyruğu saç, lacivert ya da gri etek üzerine açık pembe, mavi yahut beyaz bluzla işe gidiyordum. Zor iştir o kadar kalabalık iş hayatının içinde arkadaşsız kalmak, derken kadroya 23 yaşında 1.85 boylarında çok güzel bir stajyer kız katıldı. Devlet memuru bir babanın kızı, çok terbiyeli, ağırbaşlı, az konuşan, çok az gülen bu stajyer benle hemen dost oldu. Masalarımız da yan yana, yediğimiz içtiğimiz derseniz ayrı gitmiyor. Gelip geçen onu seyrederken ben de arada bir kısmetimi alıyorum. Bir mutluyum ki, sormayınız! Bu arada bana giyim ve makyaj konusunda da rehberlik ediyor. Derken ben yavaş yavaş üstümde ki öğrenciliği atmaya, kendimi aşmaya bu arada da sigara içmeye başladım.... Sayesinde! Evin ise haberi yok! Ben sabahleyin saat nerede ise 7.30’da odacılarla şubeye girmeye başladım. Maksat mesai başlayana kadar evde içemediğim sigara açığını kapatmak! Amirlerimin de yaşım küçük olduğu için sigara içmeme kızmaları işe erken gelme nedenlerimin bir diğeri. Arkadaşım da yalnız bırakmıyor beni, o da erkenden geliyor. Bir muhabbet ki sormayınız. Arada bir bu muhabbetlere çaycımız bile katılırken Merkez Bankası hesaplarına bakan bir abimiz de aniden bize duhul oldu. Kel kafalı, 35 yaşlarında çok esprili, boyu benden bile kısa, olsa olsa 1.55’lerde bir abimiz. Dostluğumuz düşmanları çatlatıyor dense yeri idi.

Bir yaz akşamı Osmanlıcadan Almancaya sözlük aramak için mesai çıkışı Beyazıt’a sahaflara gittim. Sahaflardan çıkışta otobüs beklerken karşı kaldırımda gördüğüm manzara beni bir an da aptallaştırdı. Abimiz kaldırımın üstünde, arkadaşım, dostum, sırdaşım, ekipdaşım ise caddede, boy dengesini nispeten sağlamış olarak ama el ele, kahkahalarla gülüp bir şeyler anlatarak yürüyorlardı. Utandım! Neden bilmem ama utandım işte! Göğüs boşluğum zehir gibi bir acı ile doldu… Sustum! Her zaman ki gibi… Ne evde ne de şube de kimseye bir şey demedim. Ama artık eskisi gibi değildi dostluğum. Sabahları yapılan sigara kaçamağı sohbetleri ise devam ediyordu. Ben ise o sohbetlerde eski ben değildim. Aradan bir ay geçti geçmedi bana büyük bir sürpriz yaparak elime bir kutu çikolata verdiler ve arkadaşlara ikram etmemi istediler. O hafta sonu nişanlanmışlar! Yine de “ben sizi görmüştüm, böyle bir haberi bekliyordum” diyemedim. Her zaman ki gibi yine sustum… Çok kısacık bir süre sonra da evlendiler. Bize de kutlamak düştü!

Yaz bitti, güz geçti, yılsonu kapanışları yapıldı. Bir yaş daha büyüdük ve o yılın ilk ayının sonlarına doğru bir gün ikisi birden gelmediler. Hasta falandır dediler. İkinci gün ikisinin de istifasını birisi elden getirdi. Servis müdürümüz iki istifayı da dikkatle okudu, uzun uzun düşündü ve birkaç yere telefon açarak abimize (!) ulaşmaya çalıştı. Tabii o zamanlar cep telefonları olmadığından bu iş kolay olmadı ve adrese odacı yollandı. Odacı enteresan bir haberle geri döndü. “Seyahatteymişler!” Hâlbuki son güne kadar ne istifanın ne de seyahatin adını dahi anmamışlardı. Herkes bana sormaya başladı. “Sen bilirsin! Çok samimi arkadaştınız ama? Çok iyi dosttunuz nasıl bilmezsin? ” Verecek hiçbir cevabım yoktu ve kendimi aniden de suçlu hissetmeye başlamıştım. Bu arada düşüncelerinden sıyrılan servis müdürümüz “bana hemen TCMB hesaplarını getirin” dedi. Olay iki saat sonra çözülmüştü. Tam bir yıl boyunca TCMB’na nakit yatması gereken teminatlar ve taahhütler yoktu. Hepsi abimize emanet edilmişti. O ise “hiç” etmişti. Savcılığa suç duyurusunda bile bulunulamadı. Çünkü yasa abimizi değil bankayı tanıyordu!

O nasıl bir yıkılma idi?
O nasıl bir sırtından vurulma idi?
O nasıl bir aldatılma idi?
O nasıl bir satılma idi?
En samimi arkadaşım, en yakın dostum, ekipdaşım dediğim arkadaşım “dolandırıcı” çıkmıştı. Çocuk aklımla günlerce ağladım. Hazmedemedim! Şimdi rahmetli olan servis müdürüm o zaman bana, “Daha çok gençsin kızım. Bunlar bir şey değil! Neler göreceksin neler! Gün gelecek, kalbin nasırlaşacak, ağlamayacaksın!” demişti…

O günden bugüne neler gördüm neler. Kaç kere aldatıldım, satışa getirildim, sırtımdan vuruldum. Ama her seferinde o günkü kahroluşumla bugünkü kahroluşum arasında bir fark olmadı! Kalbim bir türlü nasırlaşmadı. İçimdeki o çocuk hep ağladı.

Eğer bugün karşınızda dimdik durabiliyorsam, içimdeki o çocuğu öldürmeyişimdendir.
İçinizde ki çocuğu öldürmeyiniz!
Varsın birileri size saf hatta aptal desinler!
Ama içinizdeki çocuk öldüğü gün ne ilkeniz kalır ne de dik duruşunuz!

Bugünler de içimde ki çocuk yine ağlıyor.
Yorgunum… Üzgünüm… Kırgınım… Kalbim acıyor…



Ufuk Ötesi Gazetesin de yayınlandı....

A.Asuman ÖZDEMİR
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:12   #7
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

GRUBUM SATTI BENİ HALKIM!

“Grubum Sattı Beni Halkım” demiş baş nazırım kibarca başyazar Özkök’e…

Nasıl olduysa Özkök’te zamanın da bunu yazmayı unutmuş!
Sizi bilmem ama bu unutma olayına ben inandım!
Baş nazırım 1 Mart tezkeresi sırasında grubunun bölünmesi, 76 AKP milletvekilinin “ret” oy vermesi yüzünden terörün bu hale geldiğine bağlamış olayı…

“Hafızayı beşer nisyan ile maluldür” der eskiler.
Kendisi unutmuş olabilir bari biz hatırlatalım…
Pazar akşamı Deniz Bölükbaşı’nı dinledikten sonra anlatmakta zaten farz oldu.
Çok önemli bir dönemi anlatan Bölükbaşı’nın her sözü tarihe geçti.
“Türkiye topraklarının bir bölümünde yapılacak olan savaşın stratejisi”
“Barzani kendinden sonra Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı PKK ile 2. cepheyi açtı”
Bu sözler tarihe geçti.

Oysa tezkere sırasında Barzani mecliste 99 kendine bağlı milletvekili olduğunu ve övünerek tezkerenin geçmeyeceğini söylüyordu.
Tezkere geçerse Barzani’nin aleyhine ne olurdu?

“Türkiye ve ABD beraber girecekleri bu savaşta, strateji ortağa olarak Barzani’nin Kuzey Irak’ta kürt devleti kurmasını engellerdi” diyenler maalesef çok.
O zaman Bölükbaşı’nın anlattıklarının video kayıtlarını bulup bir daha dinleyiniz.
Tam tersi olacaktı.
ABD, Türkiye’nin de desteğini almış olarak daha hızlı olarak kürt devletini kuracaktı. Bu arada otomatikman da resmen tanıyacaktı.
Bunlar olurken ülke topraklarının bir bölümü kan gölüne dönecekti.

Tezkerenin geçmesini istiyor gibi yapan ABD ise bizim ordumuzun ve milletimizin tüm bunları seyretmesini bu arada askeri hava, kara, deniz olanaklarımızı kullanmak ve sayıları takriben 150 bine çıkacak askeri ile doğu ve güneydoğuyu işgal etmek istiyordu. Hatırlarsanız Trabzon’u dahi istediler. Tezkerenin geçmesi de geçmemesi de işine gelen ABD’li uzmanlar Ankara’ya zaten Türkiye’nin kabul edemeyeceği şartlarla gelmişler. Barzani ise tezkerenin geçmemesini bölgede ABD’nin tek stratejik ortağı olmak için istemiyordu. Böylece rüştünü ispat edecekti. ABD için Barzani ise her zaman ki gibi çantada keklik idi.
Bütün bunları o zaman da şimdi de bilen başvekil her zaman ki gibi konuyu saptırıyor. Grubunu tezkere sırasında serbest bırakan da başvekildi. Bütün bunları mecliste konuşturmayan, halkı bilgilendirmeyen de başvekildi ve meclis başkanı idi.

Ayrıca;
Konya’da baş nazırın bağlı olduğu Nakşibendî tarikatı şeyhi Tahir Büyükkörükçü mesajını yalnız baş nazıra değil diğer AKP milletvekillerine de yollamıştı…

“Tarihte, gerektiği zamanlarda biz Türkler, diğer Müslümanlarla savaşmışızdır. Tarih kitaplarına açıp baktığımız zaman bunun örneklerini görürüz. Ama tarihte ve bugüne kadar hiçbir zaman, Hıristiyanlarla birleşip Müslümanlara karşı bir savaşın içine girmedik. Irak Savaşı’nda Amerika’ya vereceğiniz destek, Hıristiyan ile birleşip Müslüman’a savaş açmak ve Hıristiyan’ın savaşını kendi din kardeşlerimize karşı yapmak anlamına gelir. Sen bunu yaparsan, bununla İslam tarihinde kara bir leke olarak yerini alırsın.”

Mesajı alan baş nazır paniklemiş ve telâşa kapılarak üzerinden sorumluğu atmak için grubunu serbest bırakmıştı.

Başyazar Özkök’e “Bugün bölgede ne çekiyorsak AKP grubunun bölünmesi ve 1 Mart tezkeresinin ret edilmesi yüzünden” derken aklı sıra “Grubum Sattı Beni Halkım” diyor…
İnanırsanız!

Şimdi başvekilimize sorma zamanıdır!
O 76 vekil yeniden milletvekili adayı olacaklar mı?
Bu sefer de eski yerlerinden mi olacaklar yoksa bölgeleri değişecek mi?
Rica etsek de isimlerini istesek acaba çok şey mi istemiş oluruz?
Bu arada o vekiller kimin kotasından gelmişti?
Ya da hangi şirketin kotasından?
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:14   #8
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

FOBİ BU FOBİ!

Çok kısa bir aradan sonra yine birlikteyiz.

“Nerelerdeydin?” diye soran dostlar olursa eğer,

Hatırlarsanız takriben bir yıl önce hepinizin önünde Türkiye’ye verdiğim bir söz vardı. Verdiğim sözü tuttum.
Biraz erken ama zamanı geldi ve kapanış hazırlıklarını yapıyorum. Bundan böyle yazılarım da eskisi gibi aksama, gecikme olmayacak yine sık sık beraber olacağız.

Hem dönem çok hassas.

Hem de çok çalışmamız lazım çok.

Kısa zaman da çok işler başarmalıyız…

Bıkmadan usanmadan anlatacağız.

Yakın tarihimizden örnekler vereceğiz.

Meselâ;

Menderes’in her zaman en büyük fobisi İnönü oldu. Yaşadığı gelgitler de, tutarsız kararlarında, ani öfkelenmelerinde, sert tavır, önlem ve hatta yasalar yapmasında hep bu fobisi etkendi. Bu söylediklerim tüm tarihçilerin ortak söylemleridir. Hatta ilk başvekil seçildiği zaman gazeteci-yazar Nezihe Aras kendisi ile söyleşi yapmaya gider. Söyleşinin sonun da Araz makam masasının üzerinde duran risale-i nur’un sebebi hikmetini sorar. Cevabı çok enteresandır.


“-Benim bu seçimlerde de 1946 seçimlerinde de rakibim İnönü idi. Tarihe mal olmuş, Lozan kahramanı, Atatürk’ün silâh arkadaşı, aynı davaya baş koyduğu mümtaz bir şahsiyet ile seçim yarışına girerken benim elimde halka verecek bir şey yoktu. Ben de halka Said-i Nursi ve risale-i nur ile gittim. Onun ve müritlerinin çalışması ile bugün bu makamdayım.”

Menderes tüm saflığı (gerçekten saf bir yönü vardır) belki de o makama en sonun da kavuşmanın heyecanı ile doğruyu söylemişti. O dönem yazar Cemal Kutay, edebiyatçı Necip Fazıl Kısakürek gibi önemli şahsiyetler Said-i Nursi’yi yalnız bırakmamışlar, kurdukları dernekler, yayınladıkları dergi, gazete ve kitaplar ile Anadolu yollarında Menderes’e iktidar olması için destek olmuşlardı. İktidar olduktan sonra da iktidarını koruması için bu destek bazen ABD’yi bazen İngiltere’yi yanlarına alarak devam etti.

Şimdi bu güne bakalım…

Akepe dört buçuk yıldır iktidar.

Bir elinde AB-D’nin istavrozu diğerinde ise risale-i nur!

Bütün devlet kadroları nurcular ile dolduruldu.

Başta RTE olmak üzere fobileri ise Atatürk!

Milyonlar sokaklara dökülmüş “Tam Bağımsız Türkiye” “Atam İzindeyiz” diye miting yaparken, seçim mitinglerinin ilkine Erzurum’dan başlayan RTE, Işın Karaca’nın “İşte Yeni Türkiye” isimli marşını izinsiz olarak kullandığı yetmezmiş gibi, marştan “ATAM İZİNDEYİZ” sözlerini de çıkarıyor.

Fobi bu fobi!

23 Temmuz 2003 tarihinde daha yeni baş nazır iken, Erzurum’da Bakanlar kurulunu toplayan RTE, AB dayatması olan 7. uyum paketini üzerinde “Kemal Paşa “ yazan Mustafa Kemal’in masasına oturarak imzalamıştı. Bu pakette yer alan maddeler tamamen manda ve himayeciliğe yönelikti. Burada alınan kararlar 7 Ağustos tarihin de Resmi Gazete de yayınlanmıştı. Said-i Nursi mandacılığın, himayeciliğin meftunu idi. Veliahttı FG şimdi ABD’nin kollarında..

Mustafa Kemal Atatürk’te Erzurum kongresini 23 Temmuz’da toplamış 7 Ağustos tarihin de dağılmıştı. Enteresan ama ne demiştik?

Fobi bu fobi!

Benim anlayamadığım Erzurum halkının bütün bunları anımsamaması hatta 28 Ekim 2004 (dikkat buyurunuz efendim. Bu sefer tarih Cumhuriyet Bayramı arifesi) tarihin de kendine soru yönelten Erzurumlu çiftçiye;

“-Yahu, bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak?” demesini unutması ve meydanı doldurmaları…

“ATAM İZİNDEYİZ” sözlerinin marştan çıkarıldığını öğrenen Erzurum halkı tepki koymaya hazırlanırken Ankara’dan gelen 200 bin YTL havale bedelinin Erzurumspor kasasına girdiğini duyduktan sonra susması…

Erzurumlu Atatürk ve Tam Bağımsız Türkiye sevdalıları orada az değilsiniz biliyorum. Lütfen ama lütfen anlatınız bunları etrafınızda ki unutanlara, susanlara…

Ahde vefa bekliyor Atatürk ve silâh arkadaşları. Daha dün toprağa koyduğumuz altı şehit (bugün yedi oldu maalesef) ve ondan önce toprağa düşen binlercesi de bekliyor…

Yakışmaz bekletmek Erzurumluya!
__________________
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:15   #9
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Sevgili Dostlarımız,


Değerli zamanınızı almamak umudu ile size Ulusal Köy Kütüphaneleri Projemizi tanıtmak istiyoruz.

9 Eylül 2006 tarihinde projemizi başlattığımız zaman, başaracağımızın yürek inancı olmasına rağmen belirli bir yol kat etmeden, başta büyüklerimiz olmak üzere geniş kitlelere tanıtmak istemedik.

Beş kişilik proje yönetim grubu dâhil olmak üzere on bir kişi ile yola çıktığımız tarihten bu güne 253 gün geçti. Biz bu kadar kısa bir sürede 3117 kişiye ulaşırken, duyarlı halkımıza yaptığımız duyurularla onlardan evlerinde okumadıkları ÖSS hazırlık, OKS, ansiklopedi, Nutuk, tarih kitapları, 1000 Temel Eser, bilimsel kitaplar, çeviriler, masal, hikâye ve romanları istedik. “Şikâyet edip, hayıflanmak yerine hep beraber biz tüm köylerimizin ve köy okullarımızın kütüphanelerini kurarız ve bu da “Türk Milleti’nin Başarısı Olur” dedik.”

Bizlerin duyarlılığı, bizi duyanların duyarlılığı oldu. 253 günün sonunda;

71 İl, 218 İlçe; 900 Köy ile 483 Okula ulaştık.

İnternet sitemizden de görüleceği üzere tamamen şeffaf olan proje çalışmamızda gelen kitapları en kutsal emanetimiz kabul edip, en kısa zamanda okullarımıza ve köylerimize yolladık. Bugüne kadar bizden talep yapan 483 okul ve köyün 210 tanesine kütüphanelerini kurduk. Bu çalışmalarımızı yaparken bağlı oldukları İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine haber vererek, teslim ve tesellüm belgelerine kadar takip ederek, kitap bağışlayan vatandaşlarımız bize geri döndüğünde bağışlarının nerede olduklarının cevaplarını veriyoruz. Gelmeye devam eden talepleri sitemizin “Desteklenecekler”, talepleri tamamlananlar ise “Desteklenenler” bağış yapan vatandaşlarımızı ise “Destek Verenler” bölümünden takip edebilirsiniz. Periyodik aralıklarla yapılan kargo sevkıyatları sonucu kurulan kütüphaneler “Desteklenenler” bölümüne işlenmektedir. Hali hazırda 273 adet “Desteklenecek Kütüphaneler” listemizde mevcut olup bunlara sıra ile ulaşmaya çalışıyoruz.

Ayrıca talep eden köy ve köy okullarımıza kırtasiye, bilgisayar, oyuncak ve giysi yardımları da göndermekteyiz. Bunlar da vatandaşlarımız tarafından sağlanmakta olup kullanılmayan yeni malzemeler ya da satın alıp bize yolladıklarıdır. Kütüphanesiz köy ve okul kalmasın diye yola çıktığımız bu projeyi tamamladıktan sonra hedefimiz bilgisayarsız köy ve okul kalmasın olup ikinci projemizi bu isimle başlatacağız.

Sürat Kargo tarafından bağışçılarımızın emanetleri merkezimize ulaşmakta, burada kayıt altına alınan kitaplar bilahare depo çıkışı yapılarak okullara sevk edilmektedir. Ayrıca İstanbul, Ankara, Kayseri, Malatya, Konya, Bodrum, İzmir, Gaziantep, Denizli, Çanakkale, Ayvacık, Adana, Muğla, Marmaris, Oğuzeli, Serik, Çerkezköy temsilciliklerimiz olup, bu bölgelerden yapılan bağışlarda temsilcilerimiz bağışları gidip adresten tutanakla teslim almakta ve merkezimize yollamaktadır. Her geçen gün temsilcilerimiz artmakta bu da bağışçılar için kolaylık oluyor. Bir telefon ile temsilcimize ulaşan bağışçılarımızı hem yormuyoruz hem de bizlerle tanışmış oluyorlar.


Tamamen gönüllülük esasına dayanan bu projede hiçbir şekilde AB-D desteği alınmamakta, yabancı fonlar kabul edilmemekte, nakit bağış kabul edilmemekte olup, projemiz tamamlandığında başarı ise tamamen Türk Milletinin olacaktır. Bu konuda çok hassas davranıp isimlerimizi proje grubu dâhil asla öne çıkarmadık, Duyarlı vatandaşlarımızın kitap bağışları ile yürüyen bu çalışmada Ulusal Köy Kütüphaneleri Projesi ismini her zaman önde tuttuk.

Temel olarak ana fikri bir Aydınlanma Projesi olan bu çalışmamızdan haberdar olmanızı, çevrenizde ki dostlarınıza arkadaşlarınıza katılımcı olmaları konusunda duyurmanızı, okulların kapanmak üzere olduğu şu günlerde yukarıda bahsettiğimiz kullanmayacakları kitaplar ile yeni giysi, oyuncak ve ikinci el bilgisayarlarını bağışlamaları konusunda projemize yönlendirmenizi, sitemizi ziyaret ederek bizlerden manevi desteğinizi esirgememenizi, rica ederiz efendim.


Derin Saygılarımızla,


Gazi GÜDER A. Asuman ÖZDEMİR
Başkan Kurucu Üye
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 07-13-2008, 00:17   #10
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: Bir de siroz hastası var

Asuman Özemir - YETER ARTIK!
Yeter artık!

Din bu kadar istismar edilmez!

Ne Akepe’ye oy verenlerin cenneti garanti ne de Ahmet Özal’a oy verecekler bir evliyanın oğluna oy vermiş olacak!

Güya babasının mezarını bir evliya inşa etmiş. Kamera kayıtlarında mermerler işleniyor ama işleyen yaşlı, aksakallı Bursa’lı ihtiyar gözükmüyormuş…

Haberi gördükten sonra dedim ki “ya Malatya’dan bağımsız aday ya da DP veya AKP’den aday olmak için kapıları zorluyor…”

Artık Ahmet Özal’ın sırlar kapısına yakışacak bu hikâyesi Samanyolu televizyonun da program olduktan sonra da nereden aday olursa F tipi cemaatin oyları çantada keklik demektir.

Ondan sonra ver elini meclis…

Zaten ailece bir işleri olduğu zaman anneleri hemen gazetelerde boy gösterir.

“Rahmetli eşimi zehirlediler. Bir tutam saçı ben de, saklıyorum.”

Benim kafamın da “trak, beni bırak” dediği yerde burası oluyor.
Yıllardır anlata anlata bitiremediğin aşkın ölmüş, saçını başını yolman gerekirken, mevtadan bir tutam saç kesmek kimin aklına gelir?

O nasıl bir tutam saç ki, yıllardır aileye hizmet ediyor.

Bayan Özal’ın her zehirlenme muhabbeti sonrası veya öncesi Ahmet Özal ya falan bakan ile ya da filan başbakan yardımcısı ile görüşmüş oluyor biz de haberini okuyoruz.

Tıp ve teknoloji bu kadar ilerlemiş, artık bu tip araştırmalar çocuk oyuncağı olmuş… Neredeyse mahalle dispanserine verseniz yapılacak bir test sonucu gerçek ortaya çıkacak iken neden yapılmaz?

Haydi, Türkiye’de yaptırmıyorsunuz, yurt dışında yaptırınız! Yıllar önce bunu adını hatırlayamadığım bir yazar sormuştu da aileden “yurtdışında çok ama çok pahalı” cevabı gelmişti…

“Devlete ve millete yıllarca hizmet etmiş bir memur, bir başbakan ve bir cumhurbaşkanı için biz bunu yaparız ve tahlil masraflarını aramızda millet olarak toplarız” diye bir kampanya başlatsak bu sefer ailenin cevabının “Böyle bir yardım kampanyası ailemize yakışmaz” olacağından adım gibi eminim.

Bu düpedüz adam kandırmacadır.

Tıpkı bir evliyanın babasının mezarını inşa etmesi hikâyesi gibi…

Filmi çıkarır burnuma dayarlarsa ne mi olur?

Amerikanya kumandalı “Sırlar Kapısını” izleyip inananlara bir şey diyemem ama Hollywood bu teknolojiyi keşfedeli nerdeyse yarım asrı geçti. O filmleri seyrederek büyüdük herhalde…

Bizim parmak kadar çocuklar bile video filmlerini kesip biçerek değişiklikler yaparak mucizeler yaratıyor…

Yeter artık! Yeter!

Milletin masum duyguları ile bu kadar oynanmaz, sömürülmez…

http://www.kemalistdusunce.com/forumdisplay.php?f=43
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 21:40.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56