Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Atatürk ve Atatürkçülük > Atatürk İlkeleri > Milliyetçilik

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 07-16-2008, 04:40   #1
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan ATATÜRK'ÜN TARİHÇİ KİŞİLİĞİ VE TÜRK TARİHİNİN ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ

ATATÜRK'ÜN TARİHÇİ KİŞİLİĞİ VE TÜRK TARİHİNİN ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ


Kahramanlar, toplumların kaderinin belirlenmesinde önemli rol oynayarak, tarihin akışını etkilerler. Hattâ tarihin kahramanların eseri olduğunu, bu insanlar olmasaydı, tarih diye bir kavramdan bahsetmenin mümkün olamayacağını söyleyenler bile vardır (Turan, 1996:6).

Kahramanlar, kişilik, bilgi ve beceri yönünden diğer insanlardan farklıdırlar. Onlar;

a) Yaptığı işin nereye varacağını, memlekete ne gibi yarar sağlayacağını önceden kestirebilmek,

b) Yalnız bu günü değil, gelecek kuşakları da düşünmek,

c) Çağdaş uygarlığı amaç edinmek,

d) Hayale ve gurura kapılmamak,

e) Uzak görüşlü olmak,

f) Zaman, mekan, imkan faktörlerini en iyi biçimde değerlendirebilmek

(Baydar, 1973:12), gibi özellikleriyle insanları peşlerinden sürüklerler.

Atatürk de tarihin yetiştirdiği büyük kahramanlardan birisidir. O, bir taraftan hürriyet, istiklal, millî birlik ve irade, öbür taraftan da millî şahsiyet, din, kültür, tarih diyerek her ferde hitap etmiş ve herkesi bir inanç altında toplamayı başarmıştır (Kodaman, 1986:30). Bu durum Atatürk'ün büyüklüğünü bariz bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Atatürk'ü diğer kahramanlardan farklı kılan özellikleri de mevcuttur. Bu özelliklerin başında da, Türk Milletini çağdaş uygarlıklar seviyesine ulaştırmak maksadıyla gerçekleştirdiği Türk İnkılâbını, millî, dînî ve avrupaî fikirleri yanına alarak ve onların senteziyle yapabilecek kadar geniş bir ufuk sahibi olması gelmektedir. O, aynı zamanda Anadolu'da tek irade, tek devlet, tek hakimiyet, tek kumandan, tek meclis, tek millet fikirlerinden hareket ederek (Kodaman, 1986:30), o dönemde düşünülmesi bile çok zor bir hareketi başarıya ulaştırmıştır. Dolayısıyla Atatürk, başta karakteri olmak üzere, askerî ve siyasî dehası, kültürü ve değişik konulardaki bilgi birikimi sayesinde, Türk Milletine önderlik yapmış olan bir kahramandır.

Atatürk, tarih konusunda da önemli bir bilgi birikimine sahiptir. O, gerçekleştirdiği büyük inkılâbı, gelecek nesillere tam ve doğru bir şekilde aktarabilmenin, ancak tarih sayesinde mümkün olabileceğine inanıyordu. Bu sebeple tarih ile yakından ilgilenmiş ve çeşitli konuşmalarında bu konuya temas ederek, tarihin önemini vurgulamaya çalışmıştır.

1. Atatürk'ün Tarihçi Yönü, Tarihe Olan İlgisi ve Tarih Bilimi Hakkındaki Düşünceleri

Atatürk, daha 1915 yılında; "Tarih ne güzel aynadır. Tarihin sinesine geçen büyük hadisatta, bu hadiseler içinde amil ve fail olanların etvar ve harekât ve muamelâtı, onların ahlak seciyelerini ne bariz gösterir." (Aksan, 1986:114) sözleriyle, tarihin insanlar üzerindeki etkisine ve insanları doğru tanıma noktasındaki önemine işaret ediyordu. Tarihin kendisi üzerindeki etkisini de 1924 yılında yaptığı bir konuşmadaki; "… Arkadaşlarımızdan biri bana, nereden kuvvet ve ilham aldığımı sordu. Bu suale kısa bir cevap vermek isterim. Diyebilirim ki, bu güne intibahı, düne, maziye medyunuz…" (Aksan, 1986:114) sözleriyle ifade eden Atatürk, şüphesiz bu kuvvet ve ilhamı, çocukluk yıllarından itibaren okuduğu tarih kitapları sayesinde elde etmişti*.

Atatürk, kendi ifadesine göre, mektep sıralarındaki derslerinden itibaren tarih okumasını sevmiş ve hayatının her devrinde muhtelif tarih kitapları ve meseleleri ile meşgul olmuştu (Afet İnan, 1968:191). Bu da Onun tarihe olan ilgisini en açık bir şekilde ortaya koyuyordu.

Atatürk, özellikle batıda yeni çıkmış antropoloji, arkeoloji, eskiçağ, tarih ve dil konularındaki kitapları okur, okuduğu konularla ilgili, o sahaların uzmanlarına danışır, tartışır ve bilgi edinirdi (Dilaçar, 1975:475). Gerek okuduğu kitaplar arasında tarih hakkında yazılmış olanların fazlalığı, gerekse düzenlediği toplantılarda tarihçilerle sık sık tarihî konularda görüş alış verişinde bulunması, Onun bu bilime olan ilgisinin bir başka göstergesiydi.

Atatürk, bilhassa siyasî hayatının çeşitli safhalarında tarih bilgisinden daima en geniş manasıyla faydalanmış ve gerek Büyük Millet Meclisinde gerekse halk toplantılarında söz söylerken, tarihî mevzular Onun en heyecanlı hitabelerini teşkil etmişti (Afet İnan, 1968:192). Bu durumu Onun tarihe olan ilgisinden başka bir şekilde izah etmek mümkün görünmemektedir.

Bu ilginin bir sonucu olarak da Atatürk, bir tarihçi gibi sık sık tarih sohbetlerine katılıyor** ve buralarda yaptığı konuşmalarla, tarih hakkındaki düşüncelerini ifade ediyordu. Özellikle "Tarih yazmak yapmak kadar mühimdir, yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır." (Aksan, 1986:115) ve "Tarih hakikatleri tarif eden bir sanat değil bir ilim olmalıdır." (Gündüz, 1973:184) sözleriyle de, tarih ilminin hangi istikamette ilerlemesi gerektiğine dair görüşlerini açık bir şekilde ortaya koymuştu.

"Tarih bir milletin nelere müsait olduğunu ve neler başarmaya muktedir bulunduğunu gösteren en doğru bir kılavuzdur." (Aksan, 1986:115) sözüyle, tarihin bir millet için ne kadar mühim bir hazine olduğuna işaret eden Atatürk, tarihin önemini en iyi şekilde kavramıştı. O, "Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendisinde gerekli kudreti bulacaktır." diyerek de, hem gelecek nesillerin istenilen vasıflarda yetiştirilebilmeleri için mutlaka tarihi iyi ve doğru bir şekilde öğrenmeleri gerektiğine dair düşüncelerini ifade ediyor, hem de onların tarihin önemini kavramasını sağlamaya çalışıyordu.

2. Atatürk'ün Türk Tarihi (Millî Tarih) Hakkındaki Düşünceleri

Tarih, toplumların ve olayların değişkenliklerine uyarak sürekli değişen bir bilim dalıdır. Özellikle büyük inkılâplar, büyük felaketler ve buhranlar, tarih ilminin ilerlemesi ve tarih görüşünün değişmesine sebep olurlar (Kodaman, 1982:3). Millî Mücadele döneminde Türk Milleti de, büyük felaketlerle karşılaşmış ve sıkıntılar çekmişti.

Millî Mücadelenin başarıyla tamamlanmasından sonra Atatürk, sıranın Türk Milletini muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracak inkılâplara geldiğini düşünüyordu. Ona göre, gerçekleştirilecek inkılâpların başarıya ulaşabilmesi ve en önemlisi kalıcı olabilmesi ise, mevcut tarih anlayışı ve görüşünün değişmesi ile yakından alakalıydı. Çünkü inkılâplar, eskiyi yıkarken onun tarihî temellerini en azından sarsıyor, yeniyi ortaya koyarken ise, çok defa ona tarihî temel ve izah tarzı arıyordu. Bu yüzden cumhuriyet döneminde mazinin yeniden yargılanması ve yazılması gerekiyordu. Böylece, gerçekleştirilecek inkılâplar ve konulacak yeni ilkeler açısından tarihe bakılmasına ve yeni sorular sorulmasına zemin hazırlanacaktı (Kodaman, 1982:6).

Atatürk, "Gelecekte Türk milleti ve devleti ne olacak ve nasıl olacak?" sorusuna büyük önem veriyordu. Bir millet yada devletin gelecekte ne olacağı sorusunun cevabını, ancak tarihte ne olduğuna bakarak vermek mümkün olabilirdi. Dolayısıyla bu sorunun cevabı tarihte saklıydı. Türk Milletinin mazide ne olduğunu ve nasıl olduğunu bilmek ise, Türk Milletinin tarihini, yani millî tarihimizi öğrenmekle mümkün idi. Ancak şimdiye kadar ihtiyaç hissedilmediğinden, böyle bir tarih anlayışı mevcut olmamış ve bu yönde bir çalışma da yapılmamıştı.

Halbuki millî bir tarih anlayışına sahip olmanın çeşitli faydaları söz konusu idi. Her şeyden önce, cumhuriyetin ilk yılları Türkiye'de millî bir kimlik oluşturma süreci idi (Bilgin, 1994:114). Dolayısıyla millî tarih anlayışıyla yeni rejiminin Türkiye'de oluşturmaya çalıştığı; gelenekçiliğe ve medreseye karşı cephe almış, her meseleyi fikir açısından objektif olarak ele alabilen ve akılcı özelliklere sahip yeni insan tipinin ( Karpat, 1967:51) meydana getirilmesi daha kolay olabilirdi. Bu sebeple konu, üzerinde ciddiyetle durulması gerekecek kadar önemliydi.

Atatürk, inkılâp nesillerine millî bir bakış açısından ele alınmış tarih anlayışı kazandırabilmek için tarihle meşgul olmak gerektiğini düşünüyordu. Çünkü, Osmanlılar daha çok dînî tarih anlayışını benimsediğinden, Osmanlı tarihçiliği, ananevî İslam tarihini esas alan bir istikamette gelişmişti. Bu sebeple Türk tarihi, Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinden ibaretmiş gibi ele alınmış, dolayısıyla Orta Asya Türk tarihine temas edilmemişti (Kodaman, 1982:4).

Tarihle ciddî bir şekilde meşgul olunarak, bir çok mevzunun yeniden ele alınması gerektiğini düşünen Atatürk, "Biz şimdiye kadar hakikî, ilmî, müspet manasıyla millî bir devir yaşamadık. Binaenaleyh millî bir tarihe malik olamadık. Bu noktayı biraz izah edebilmiş olmak için hep beraber Osmanlı tarihini hatırlayalım. Osmanlı tarihinde bütün gayretler, bütün mesaî milletin arzusu, emelleri ve gerçek ihtiyaçları nokta-i nazarından değil, belki şunun bunun hususî emellerini, ihtiraslarını tatmin nokta-i nazarından vuku bulmuştur." (Baydar, 1973:18) sözleriyle meşgul olunacak tarihin sınırlarını da millî tarih olarak çizmişti.

Zaten bütün medenî milletler bu şekilde bir tarih anlayışı benimsemişler ve tarih ilminde evvela ilim metotlarını kendi toplumlarında tatbik ederek ileri gitmişlerdi. Dolayısıyla Türkiye'de de millî tarih ile ilgili çalışmalara başlanması şarttı. Ancak önce tarihe millî bir vasıf kazandırılması icap ediyordu. Bu şüphesiz tarih ilminin Türk Milletinin meseleleriyle ilgilenmesiyle mümkün olacaktı. Yani tarih ilmi, millî tarihe, millî kaynaklara ve millî mevzulara yönelecekti.

Atatürk, millî tarih çalışmalarının hangi çerçevede, hangi mevzuları kapsayacak şekilde ve nasıl sürdürülmesi gerektiği konusuna da açıklık getirmiştir. O, bu konuyla ilgili olarak yaptığı bir konuşmada; "…Tetkikat ve tetebbuatımıza zemin olarak alelekser kendi memleketimizi, kendi ananelerimizi, kendi hususiyetlerimizi ve ihtiyaçlarımızı almalıyız… Bir millet için saadet olan bir şey diğer miller için felaket olabilir. Aynı sebep ve şerait birini mesut ettiği halde, diğerini bedbaht edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken, dünyanın her türlü ilminden, keşfiyatından, terakkiyatından istifade edelim, lakin unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz. Milletimizin tarihini, ruhunu, sanatını, sahih, salim, dürüst bir nazarla görmeliyiz…" (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1989:144-145) diyerek, aynı zamanda gerçekleştirilecek olan millî tarih çalışmaları hakkındaki arzularını da ortaya koymuştur.

Atatürk'ün istediği manada millî tarih çalışmalarının sürdürülmesi ve Türk Milletinin bir millî tarihe sahip olabilmesi için ortaya koyduğu en önemli görüş ise şüphesiz Türk Tarih Tezi olmuştur.

Atatürk'ün Türk tarihinin bir bütün olarak ele alınıp, araştırılarak ortaya konulmasını sağlamak maksadıyla ileri sürdüğü Türk Tarih Tezinin ana hatlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Medeniyetin ilk çıkış yeri Orta Asya'dır,

2. Brekisefal ve beyaz ırkın ilk yurdu Orta Asya'dır,

3. Türkler brekisefal ve beyaz ırktan olup, ana yurtları Orta Asya'dır,

4. İlk medeniyetin yaratıcısı Türkler olmuştur,

5. Tarih öncesi devirde, Orta Asya'da meydana gelen büyük ve uzun süren kuraklık yüzünden bu medeniyet dağılmış ve sahibi olan Türkler de Hind'e, Çin'e, Mezopotamya'ya, Anadolu'ya, Kafkasya'ya, Balkanlara ve dünyanın diğer yerlerine göç etmişlerdir. Bu göç esnasında gittikleri yerlere medeniyetlerini götürmüşler ve oralardaki toplumlara öğretmişlerdir. Böylece medeniyet dünyaya Türkler tarafından yayılmıştır.

6. Anadolu'nun ilk yerli halkı olan Hititler, Orta Asya'dan gelmiş Türkler olup, bizim atalarımızdır (Kodaman, 1982:11).

Atatürk tarafından ortaya atılan bu tez ile; Türk tarihinin sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihlerinden ibaret olmadığı vurgulanarak, Türklerin İslamiyet öncesinde de geçmişleri bulunduğu, bunun araştırılarak su yüzüne çıkarılması amaçlanmıştır. Bu tarih tezi ile, Türklerin İslam öncesi devirlerini anmak maksadıyla eski Türk tarihine önem verilmiş ve İslamiyet'i kabul etmeden önce de çeşitli medeniyetler kurdukları ve kendilerine has millî bir hayat sürdükleri önemle belirtilmiştir (Karpat, 1967:53).

Atatürk, ortaya koyduğu Türk Tarih Tezinde yer alan bu görüşlerin daha gerçekçi bir yapıya kavuşturulması hususunda da bizzat önderlik etmiştir. O, bu çerçevede 23 Nisan 1930 tarihinde toplanmış olan Türk Ocakları VI. kurultayında, Türk Ocakları Kanununa; "Türk tarih ve medeniyetini ilmî bir surette tetkik ve tetebbu eylemek vazifesiyle mükellef olmak üzere, bir Türk tarih heyeti teşkil eder." maddesini ekleterek (Orhonlu, 1967:27-28), Türk Ocaklarına bağlı, Türk Tarihi Tetkik Heyeti adlı bir encümen kurdurmuştur.

Atatürk, Türk Ocaklarının 15 Nisan 1931'de kapanması üzerine de hemen harekete geçmiş ve Türk tarihinin araştırılması çalışmalarına ara verilmemesi için aynı tarihte, Türk Tarihi Tetkik Cemiyetini, 14 Haziran 1935 tarihinde de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini kurdurmuştur. Böylelikle ileri sürdüğü görüşlerle birlikte Türk tarihinin, ilmî yönden bütün gerçekleriyle ortaya çıkarılmasını sağlamaya çalışmıştır.

3. Atatürk'ün Türk Tarihinin Öğretimi İle İlgili Düşünceleri

Tarih öğretimi, ilkokuldan üniversiteye kadar uzanan bir süreçte, insanların, dolayısıyla toplumların değişim ve gelişimini sağlar. Bu anlamda insan ve toplumun gelişimini amaç edinmiştir (Paykoç, 1991:8). Tarih öğretiminin bu özelliğinin yanında değişik faydaları da söz konusudur. Bu çerçevede, özellikle yeni nesillerin istenilen vasıflarda yetiştirilebilmesi için, kendisine sıkça başvurulan bir obje durumundadır.

Günümüzde tarihin hangi amaca hizmet etmek için öğretileceği hususu önemlidir. Bu noktada tarihin; miras olarak, ahlakî eğitim için ve günümüz dünyasını anlamak için öğretildiği görülmektedir (Safran, 1994:1). Ancak her ülkede tarih öğretiminin kapsam ve hedefi tarih öğretim programlarıyla belirlenir. Bu çerçevede, cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'de de, Osmanlı Devleti'nden kalan tarih anlayışı ve tarih kitaplarının, yeni nesillerin Türk tarihini tam olarak öğrenmesine imkan vermeyecek nitelikte olması sebebiyle, tarih öğretim programları büyük bir ciddiyet ve sorumluluk içerisinde ele alınmıştır (Safran, 1993:14). Bunda şüphesiz Atatürk'ün düşünce ve çalışmalarının büyük etkisi vardır.

Türk tarihinin nasıl öğretilmesi gerektiği hususuna büyük önem veren Atatürk, bunun millî tarih çerçevesinde olması için de yoğun çaba sarf etmiştir. Bu konudaki çalışmaların bir an önce tamamlanması hususundaki direktifleri neticesinde de, 1931 yılında, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından, Atatürk'ün ortaya attığı Türk Tarih Tezinin esasları çerçevesinde, okullarda okutulmak üzere dört ciltlik bir tarih kitabı yazılmıştır (Dilaçar, 1975:468).

Yazılan bu kitabın okullarda okutulmasıyla, yeni nesillerin millî tarih şuuru içerisinde yetiştirilmesini amaçlayan Atatürk, bu anlayışla yetiştirilecek olan gelecek kuşakların, cumhuriyet ile onun ilke ve inkılâplarına sahip çıkacağını düşünüyordu.

Cumhuriyetin bütün ilke ve inkılâplarıyla ilelebet yaşayabilmesi için, kültürel yönden de gerekli çalışmaların yapılmasına gayret eden Atatürk, Türk tarihinin, millî tarih anlayışına uygun öğretilmesinin buna katkı sağlayacağını düşünüyordu. Bu sebeple, Türk tarihinin millî tarih çerçevesinde öğretilmesi gerektiğine dair düşüncelerini açıkça ortaya koymuş ve bunu uygulatmıştır.

Yrd.Doç.Dr. Cengiz DÖNMEZ
http://www.yenidenergenekon.com/18-a...e-dusunceleri/
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 12:07.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56