Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Basın-Yayın Güncel Konular > Türkiye'den Haberler

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 11-12-2008, 01:50   #1
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,177
Varsayılan Ergenekon'da ilk ifade

Ergenekon'da ilk ifade
"İmha kararı veren mahkeme bile o bombaları görmedi"

Ergenekon davasının bir numaralı sanığı emekli astsubay Oktay Yıldırım, ifade verdi ve savcılar tarafından çapraz sorgulandı. Yıldırım, Ümraniye’de ele geçirilen bombaların kendisine ait olmadığını ileri sürdü

Ergenekon davasının 12’inci duruşması sanıkların sorgulanmasıyla başladı. İddianamedeki sıralamaya göre bir numaralı sanık Oktay Yıldırım 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de ele geçirilen el bombaları ve patlayıcı maddelerle ilgili ifade verdi.

Yıldırım’ın savunmasında şunları söyledi:

“1985-2005 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev aldım. 15 yaşında üniformayı giydim ve ordu aileme dönüştü. 1989-1999’a kadar geçen süreyi terörle mücadeleye adadım. Bir sınır ötesin operasyonda sol bacağımdan ciddi şekilde yaralandım. 2001-2003 yılları arasında fizik tedavi gördüm. 2005’te TSK’dan harp malülü bir gazi olarak emekli oldum. Burada olmaktan gurur duyuyorum.

Ortak kaygımız var

Muzaffer Tekin benim arkadaşımdır. İddia edilen alçakça saldırıyı yaptığına hiç inanmadım. Hastalandığında hastanede ziyaretine gittim. Kendisini ziyarete gidenlerin yüzde 90’ı, bugün tutuklu ve tutuksuz sanık olarak, o zaman videoya çekilenlerdir. Emekli olduktan sonra yazdığım yazıları Cumhuriyetçiler, Milliyetçiler ve Kemalistler ilgiyle takip etti. Ancak ikinci Cumhuriyetçiler, din tüccarları, neoliberallar ve İslamcı çevrelerde tehditle karşılandı. Burada bulunanların siyasi fikirleri farklı da olsa ortak kaygısı, ulusal duruş, Misak-ı Milli ve üniter devlete olan inançtır.

Bana bombaları sormadılar

Bombaların tutuklu sanık Mehmet Demirtaş’ın evinde bulunduğu iddia edildi. Ancak Mehmet Demirtaş evin sahibi değildir. Evin sahibi Ali Yiğit ve babası Şevki Yiğit’tir. Mehmet Demirtaş 1994-1995 yılları arasında askerimdi. Mehmet bir gün yeğeni Ali’nin bir manav dükkanı açtığını söyledi. İlk ziyaretimi bir Atatürk posteri vermeye gittiğimde gerçekleştirdim. Toplam iki ya da üç defa ziyarette bulundum. Kendisi Ümraniye’de bombaların bulunduğu evin kiracısıydı. Ancak iddianamede bombaların Mehmet Demirtaş’ın evinde bulunduğu ve bana ait olduğu söyleniyor. Ben ne emniyette ne de daha önce bu Ümraniye’de bahsi geçen bombaları görmedim. Beni tutuklayan mahkeme iki dakika sürdü. Bana bu bombalar sorulmadı biliyor musunuz? Avukatım Ahmet Dülger’in hakime ‘Bombaları sormayı unuttunuz efendim’ demesi üzerine hakim tekrar salona çağırarak bahsi geçen bombaları sordu. Bombalarla ilişkilendirilmemin nedeni Ali Yiğit ve babası Şevki Yiğit’in verdiği ifadelerdir.

İzleri bardaktan almışlardır

Bombalarla ilgili olarak iddianamede şeffaf bir bant üzerinde parmak izimin yer aldığı söyleniyor. Parmak izimin çıktığı bant nerede. Emniyet sorgum sırasında 3 gün çay içtim. Çay bardağının üzerindeki parmak izim alınamaz mı? 13 Haziran 2002’de bu bombalar hakim tarafından görülmeden imhasına karar veriliyor. Evin çatısında bulunduğu iddia edilen bombaların üzerinde benim izime rastlanıyor ancak benim hakkımda iddiada bulunan Ali Yiğit’in parmak izine rastlanamıyor.

Şemdinli’den yaralı çıktım

1997-1999 yılları arasında Ümraniye’deki bombaları Şemdinli’den getirdiğim söyleniyor. Efendim 1999 yılında ben Şemdinli’den iki koltuk değneğiyle çıktım. O bölgede subay ve astsubayların eşyaları uyuşturucu madde kaçakçılığı da düşünülerek dönüşlerinden daha sonra Durak Jandarma Karakolu’nda detaylıca aranır. Bu bombaların 1999’dan Şemdinli’den çıkması mümkün değil.”

Yıldırım, ifadesinde örnekler vererek iddianamenin çelişkilerle dolu olduğunu söyledi. Bombaların bilinçli olarak imha edildiğini ileri süren Yıldırım, bombaları bulunduğu evde tutulan polis tunanağında da vahim hatalar olduğunu söyledi.

Çapraz sorguya alındı

Savunmasının ardından çapraz sorguya alınan Yıldırım’a savcılar Fikri Karadağ, Kemal Kerinçsiz, Şener Eruygur gibi isimlerle birçok defa telefonla görüştüğü hatırlatarak bu isimlerle arasında nasıl bir ilişkinin olduğu soruldu. Yıldırım soruyu, ”Telefonda kayıtlı olan diğerleriyle nasıl ilişkim olmuşsa bu isimlerle de aynı biçimde olmuştur“ diye yanıtladı.

Atatürk’ün söylediğini yaptım

OKTAY Yıldırım kendisine Güneydoğu şehitlerini anlatan 4 kitap gönderildiğini söyleyen ancak bu kitapların cezaevi yönetimi tarafından yırtıldığını iddia etti: ”Eşimle görüşmemem için yaka paça hastaneye götürüldüm. Üzerim aranırken sakat olan bacağıma bilerek vurdular. Ben Bursa söylevinde Atatürk’ün söylediğini yaptım. Mevcut duruma karşı mızmızlanmadan kalemimle mücadele verdim. Hükümet homofobikus, üretmeyen, yardımla yaşayan, biat eden, siyasi fikrini açıklamayan insan tipi tasarlıyor. Türk milletinin mayasında bu tip insan yoktur.“ Askerliği döneminde terörle mücadele içinde yer aldığını hatırlatan Yıldırım, mahkeme heyetine, “Arkanızdaki yazıyı biz kanımızla yazdık” dedi.

Danıştay saldırısı bana yapılmıştır

Oktay Yıldırım, ifadesinde Danıştay saldırısıyla ilgili olarak şunları söyledi:

“Bu saldırı benim hayat tarzıma yapılan bir saldırıdır. Danıştay saldırısı bana yapılmıştır. Yüksek yargının, Cumhuriyet’in kaybı olduğunu düşünüyorum. Saldırının ardından bu rejimi yıkacağız diye Alparslan Arslan bir ifade veriyor ve bu iddianameye koyuluyor. Önce görüntülerde Oktay Yıldırım’ı uzaktan gördüğünü söylüyor, sonra iddianamede eskiden beri tanırım diye bahsediyor. Sonra savcı soruyor ’Sana bu bombaları kim verdi’ diye. Ergenokon iddianamesinde ilkin Oktay Yıldırım diyor. Üç sayfa sonra Muzaffer Tekin diye devam ediyor, 3-4 sayfa sonra Veli Küçük diyor. En son olarak benim de içinde bulunduğum bir ortamda Hüseyin Görüm’den bombaları aldığını söylüyor. İddia makamı yapılan her telefon görüşmesini önemsiyor ama benim cep telefonumdan Arslan ile görüşüp görüşmediğime ilişkin hiçbir çalışma yapmıyor.”

Uçurtmayı vurmadılar

Ergenekon davasının görüldüğü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampusu’nde Tunç Başaran’ın ünlü filmi ’Uçurtmayı Vurmasınlar’ı anımsatan sahneler yaşandı. Adalet Bakanlığı’nın eğitim öğretim iyileştirmeleri faaliyetleri kapsamında hükümlülere yönelik uçurtma şenliği düzenlendi. İstanbul Uçurtmacılar Derneği tarafından organize edilen şenlikte önceki gün açık ceza infaz kurumunda yatan 21 hükümlüye uçurtma yapma, uçurma dersleri ve konferans verildi. Dün mahkumlar keni yaptıkları uçurtmaları uçurdular.
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-12-2008, 01:56   #2
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,177
Varsayılan Ynt: Ergenekon'da ilk ifade

Evet, bu gün 18 Mart. Çanakkale şehitlerini anma günü ve bu gün birçok yazar Çanakkale muharebeleri ile ilgili bir şeyler yazıyor.

Ben Çanakkale ile ilgili bir şey yazmayacaktım, zaten iki saat kadar önce 19 Mart’a girdik. Ama gazeteleri okuyunca ve internette şöyle bir dolaşınca, utanmazlığı, liyakatsizliği ve riyakarlığı yeniden görünce yazmaya karar verdim.

Sadece bu gün yazılanlardan veya konuşulanlardan bahsetmiyorum, dün, bir önceki gün, geçen ay hatta geçen yıl.

Utanırım, Çanakkale’den dem vurup kahramanlık satırları yazmaya. Layık olamamaktan utanırım. O insanların adlarını ağzıma almaktan utanırım.

Benim ülkemin Tarih Kurumu başkanı, “Ermeni soykırımı diye bir şey yoktur” dediği için, Avrupalı dostlarınız(?) tarafından suçlu ilan edilip hakkında soruşturma başlatılacak.

Öte yanda bir belediye başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi huzurunda binlerce masum insanı katletmiş, köyler yakıp yollar kesmiş, bir terör örgütü hakkında “ben onları terör örgütü olarak kabul etmiyorum” diyebilecek.



Okullarınızda, başvuru makamı olarak Avrupalı dostlarınız(?) olmak üzere, teröristlerin başı için imza kampanyaları açılacak.



Sınırlarınız yabancı dostlarınıza(?) kiraya verilecek.



Sokaklarınızda pervasızca, bölücü örgütlerin paçavraları, gözlerinize sokulurcasına, bayrak diye açılacak.



Kırmızı çizgileriniz, sopa yapılıp kafanızda kırılacak.



O da yetmez, askerlerinizin kafalarına, sizin ise akıllarınıza, ruhlarınıza ve yüreklerinize çuvallar geçirilecek.



Koca Kıbrıs, onca şehide ve akan kana rağmen, gözlerinizin önünde ve onayınızla satılacak.



Bir papaz çıkacak, senin ülkende, yasama, yürütme ve yargı erki senin ve meclisinin elinde olduğu halde kendi bağımsız mahkemesini kuracak, hüküm verecek.



Mebus seçtiğin adamlar, “Askerler Ankara’dan çıksın” diyecek. Askerlerin susacak ve sen de susacaksın, iki kelime yazmayacaksın.



“Artık şu Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü bırakın” diyen Avrupalı dostlarını(?), ağzından çıkanları herkese duyurmak için yazacak ve yayınlayacaksın.



Teröristlerin gelip “ben suçsuzum, bir şey yapmadım” beyanını esas kabul edip serbest bırakacaksın, ama Türk askerlerini ve komutanlarını saçma sapan gerekçelerle “çete” diye suçlayacaksın.



Şehit olmuş bir askerin arkasından çocuğunun döktüğü gözyaşlarını, arka sayfa köşelerinde verirken, yatak odasında bilmem kimle basılan aşüftenin, bilmem neresinin ebatlarını baş sayfanda vereceksin.



Ve bu millet bu basını takiple, on yıl önce kaç çeşit elma üretiyordu, şimdi kaç çeşit üretiyor olduğu, ülkenin neden buğday ithal eder duruma düştüğü veya artık domatesin neden kokusunun olmadığı gibi konuları merak dahi etmeyecek.



Montrö anlaşmasına rağmen, Karadeniz’e amerikan savaş gemilerinin girmesi için yapılan girişimlere direnmeyeceksin.



Aşiret ağaları sana meydan okuyacak sen sadece, gazetelerdeki malum haberleri okuyacak veya yazacaksın.



Sınırların alenen tartışılacak, “hasta adam” haritaları kendi üniversitelerinde tebliğ edilecek ve sen buna susacaksın.



Sonra utanmadan kalkacaksın, Çanakkale’den bahsedeceksin. Seyit onbaşının adını ağzına alırken yaşasa idi yüzüne tüküreceğini aklına bile getirmeden.

Atatürk’ten bahsederken, yaşasaydı eğer yüz elli’likler listesinin, yüz elli binlikler listesi olma ve kendinin de o listenin içinde olabileceği ihtimali ile minik kafanı yormadan.

Utanmadan, sıkılmadan, yüzün kızarmadan o şehitlerin sana canları pahasına verdiği egemenliğin nasıl peş keş çekildiğini bile bile, onların adını ağzına alacaksın.

Hala, Çanakkale geçilmedi diyebiliyor olmak nasıl büyük bir riyadır ben anlayamadım. Anlayan biri varsa ve eğer dili varırsa çıksın anlatsın da biz de öğrenelim.



18 MART - Oktay Yıldırım
“VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5014
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 19:43.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56