Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Türk Harsı(Kültürü) ve Tarihi > Gelenek Görenek Töre

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 11-18-2009, 20:07   #1
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Türklerde Ziraat

Türklerde tarla ile ilgili bilgiler:

Türkler, ziraatçi, daha doğrusu ekip biçme yolu ile yaşamlarını kazananlar için, iki söz kullanırdı:
1- Tarıgçı, tarıkçı: Türkçede "ziraatçi" için kullanılan en eski deyiş, bu olsa gerektir. Tar- veya Tar-ı fiil kökünden gelen bu deyiş, Uygur Türklerinden itibaren yazılı metinlerde, sıkça görülmüştür. Aslında ekin anlamına gelen "tarıg" ve tarla anlayışın için kullanılan "tarlag" sözleri de, Göktürk harfleri ile yazılmış yazıtlardan itibaren görülmektedir. Uygur metinlerinde Tarıkçı Beg, yani "ekinci bey" şeklinde öz adlar da geçmektedir. Selçuk çağının başlangıcında, çifçiler için söylenen "tarıgçı" deyişinin yanında, bir de "tarıdaçı", yani "tarım yapan" sözü ortaya çıkar. İlk Moğol metinlerinde de, çiftçiler için, "tariyacin" sözü kullanılırdı. Bu deyişin, Moğollara Uygurlar yolu ile gitmesi kuvvetle ihtimaldir.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-18-2009, 20:21   #2
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

2- Ekinci, "ziraatçi" : Bu söz, Türklerde kullanılan ikinci Türkçe deyiştir. Ekmek fiili, Göktürk çağından beri, göre geldiğimiz eski bir deyimdir. Fakat "ekinci" deyişi, daha çok Batı Türklerinde yayılmış gibi görünmektedir. Harezmşahların başlangıcında Ekinci adını taşıyan bir Türk emiri de, tarih kaynaklarında geçmektedir. Artık bundan sonra ekinci sözü, eski Anadolu metinlerinde umumi bir deyiş haline gelir. XV. yüzyılda söylenmiş bir atasözünde şöyle deniyordu: "Ekinci kırk yılda biter, bezirgan kırk günde" Eski Anadolu Türkleri bununla, ziraatçinin bir tüccardan çok daha zor yetişebileceğini söylemek istiyordu.

Öyle anlaşılıyor ki, Türkler büyük devletler kurduktan sonra, herhalde beyler, tarlalarını "yarıcı" olarak veyahut da başka bir usul ile Türk olmayan yerli halka sürdürüyorlardı. Mısırda Türk olmayan bu "ortakçı" ziraatçilere, Kıpçak Türkleri "Tat" adını veriyorlardı. Aslında Tat deyimi, Türk topraklarında yaşayan, fakat Farsça konuşanlar için söylenen bir sözdü. Azerbaycan lehçesinde de, işçi ve amele sınıfına Tat adı verilmektedir. Bu da bize, Türk devletlerinde Türk olmayanlar için, ne gibi vazifelerin düştüğünü gösteren, açık bir delil olabilir.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-18-2009, 20:55   #3
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

Türklerde Tarla:

Türklerde tarla deyişi ile, bunun karşıladığı düşünce düzeninin kökleri de, çok eski çağlara kadar uzanır. Bu konuda, Türklerin kullandığı deyimler, çok eski ve köklü özellikler gösterir. Göktürk yazısı ile yazılmış yazıtlarda bile bu anlayış, tarlag ve tarlagım, yani "tarlam" deyişleri ile kendini göstermeğe başlamıştır. Bunun yanında, yine Göktürk yazıtlarında, "ekin ekilen yere", ekinlig deyiminin kullanıldığını da görürüz. Selçuk çağının başlarında ise tarla deyimi, daha eski bir söz ile, tarıglag şeklinde karşımıza çıkıyordu. Kaşgarlı Mahmudun söz açtığı bu deyiş, herhalde üzerinde durulması gereken deyişlerden biri olsa gerek. Tarıg-lag isim ve yer eki ile görülen bu önemli deyim, Kutadku-Bilig'de de devam ediyordu. Oğuz Kağan destanındaki, Uygur harfleri ile yazılmış ve yine tarla anlamına gelen "tarlagu" deyişine de, büyük bir önem verilir. Trıgla-gu şeklinden gelmesi muhtemel olan bu deyiş, bize biraz daha geç bir şekil olarak görünmektedir. Metinde, "darlagusız bir yası yir irdi", "tarlasız yazı bir yer idi" denilmektedir. Aslında en sağlam kaynak olan Kaşgarlı Mahmudda da, "tarıglanmak" "ekin sahibi olmak", - tarıtmak " ekincilik etmek, ektirmek" gibi, buna benzer bir çok fiil kökü ile bunlardan türeyen deyişler vardır. Mançu ve Moğol dillerinde de, tarımla ilgili sözlerin çoğunun, tari- fiil kökü ile başladığını görürüz.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-18-2009, 21:15   #4
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

"Ekin" ve "Ekinlig" :

Selçuk çağının başlangıcından itibaren, Batı Türkleri, ekmek fiilinden gelen sözleri, tarımak ile ilgili sözlerden daha çok kullanmağa başlamıştı. Bizim "Ne ekersen onu biçersin" atasözünün karşılığı olarak, Kutadgu-Bilig'de "Negü yerge ekse, yana ol orug" deniyordu. Oğuzlar, ekin ekilen yer ve çiftlik anlayışına, daha çok ekin deyişini kullanıyorlardı. Kaşgarlı Mahmud da bunun üzerinde durmakta ve bu sözün Oğuzca olduğunu söylemektedir. Eski Anadoluda ise bu deyişlerin yerini, artık "ekinlik" sözü almıştı. Doğal olarak bunun yanında, daha yaygın bir görünüşle, tarla sözü de devam ediyordu. Türk sözlüklerinde, "toprak" ile çeşitlerini gösteren pek çok deyiş de vardır. Bunların en eskilerinden biri olan, "sakız toprak" deyişini örnekleyebiliriz. Toprak, şimdi olduğu gibi, eskiden de ekilen tarla anlamında kullanılmıştı. Bu sözün ayrıca "sosyal" bir anlayışı da vardır. Bir Kırgız atasözünde, "Çocuğun iyi ve yararlı olursa, toprağın da bereketli olur" denmesi, konuyu yeterince açıklamaktadır. Ayrıca Oğuzların ekine, "aşlık" yani, yemek demeleri de, Türklerin yaşam temelini nereye bağladığını gösteren bir delildir.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-18-2009, 21:24   #5
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

YAZI VE TARLA:

1. Türklerde "ekilmiş" ve "ekilmemiş" yer arasında yapılan ayırma:

Bugünkü türkçemizde, ekilmemiş yer anlamında kullanılan "kır", "yazı" gibi deyişleri biliyoruz. Bunlar, eskiden de aşağı yukarı aynı anlamları taşıyordu. Bununla beraber sonlarına birer ek getirilerek yapılmış "kıra", ekilmiş yer ve "yazak", atlak yeri gibi anlayışlar karşılığı olarak kullanılan yeni deyimler de yok değildi. Fakat bunlar, çok eski bir yapıya sahip olan deyişlerdir. Bununla beraber eski Türkçede de, çorak, koçur ve sızık gibi sözler, ekilmemiş veya ekilemeyen yerler için kullanılan, genel deyimlerdi. Kaşgarlı Mahmud'un tebiz ve Kıpçak lehçelerinin tüvün gibi henüz daha incelenmesi gereken deyişleri de, bunların yanında yer alır.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-18-2009, 21:36   #6
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

2. Çöl:

Çöl sözü, çok eski Türkçe bir deyiştir. Bu sebeple çöl sözü ile ekilmemiş yer arasında fark vardır. Bunları, birbirinden ayırmak lazımdır. Bu sebeple Türkler, ancak Gobi Çölü gibi gerçek çöllere çöl demişlerdir. Örneğin ot bulunmayan yerleri, "taz yer" daz yer veya kel yer demekle, çöllerden ayırmışlardır. Anadoluda kullanılan, yas, yoz yer, gen yer, bor, ören, taylan, şorak, çorak gibi aslı türkçe olan deyişleri de, bunlara ilave edebiliriz.

Gobi çölünün adı da aslında, Avrupalılar tarafından yanlış söylenmiş ve bu yanlış yazılışı ile de, bize kadar gelmiştir. Göbinin gerçek söylenişi "Govu" dur. Moğollar bugün bile bu çöle "Govu" demektedir. Anlamı ise "Boş ve inançsız" demektir. Pelliot'nun Gobi adının kökünü Türkçe "kovu-k" sözünde araması, herhalde boş bir arayış olmasa gerektir.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-22-2009, 19:11   #7
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

2. Tarlaya "tohum saçma" ve "serpme" işi:

Batı Türklerinde ekmek sözü, "tarlaya tohum saçma" işini ifade eder. Harezmşahlar çağında ise, saçtı uruknı deyişi, yine "tarlaya tohumu saçtı" anlamına kullanılıyordu. Anadoluda da, böyle deyişler vardır. Ortaasyanın bir çok lehçelerinde ise, tohum ekmek için serpmek sözü kullanılır. Hatta buradan, "tohum ekme makinesi "için bile, "sepkiç" denmiştir. Yine Ortaasya Türk ağızlarında, kendi kendine olan bitkilerle, ayrı bir teknikle ekilen bitkilerin ekimini birbirinden ayırmak için, aydama, aydalama deyimi de kullanılır. Bu deyiş, daha çok, "çalışmak" ve "işlemek" işi ile ilgili bir söz olsa gerektir. Çünkü Anadoluda, Eskişehir çevrelerinde de, tenbel kişilere aydama derler. Kırgızlar da bu sözü, aynı anlayış karşılığı kullanırlar.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-22-2009, 21:24   #8
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

YAZLIK VE GÜZLÜK EKİN:

1. Türklerde, "yazlık ve güzlük" ekin anlayışı:

Yazlık ekin için, Anadoluda olduğu gibi, diğer Türklerde de hemen hemen aynı deyiş kullanılır. Bizim yalnızca yazlık dediğimiz gibi, Kırgız Türkleri de yazlık ekine "cazdık", yani yazlık derler. Bu köke dayanan, daha bir çok yeni deyişler de meydana gelmiştir.

Selçuk çağının başlangıcında, "ilkbahar başında ekilen ekine" ise, baldır tarıg derlerdi. Buradaki baldır sözü, şimdilerde bizim kullandığımız "bıldır" yani, bir önceki, geçen seneki deyişinin aslıdır. Eski türkçede ise baldır sözü, değişik olarak, "bir şeyin ilk çağında işlenen iş " anlamına geliyordu. Yazlık ekimin, yılın başlangıcında yapılması, herhalde böyle adlandırılmasına yol açmıştı. Çünkü, "Eski Türklerde yılbaşı, otların yeşermesi ve ilkbaharın gelmesi (21 Mart) ile başlardı". Türk kültür tarihinde, bu çok önemli bir kural ve inanıştır. Hatta Çin kaynaklarına göre Türkler, yaşlarını bile, bu tarihe göre hesap ederlerdi. Yaş, aslında "taze ot, yeşil" demektir. "Yirmi yaş gördüm", demek de, yine Çin tarihlerine göre "yirmi yaşındayım", anlamına geliyordu. Eski Türkler, ilkbaharda doğan kuzuya da, "Baldır kozu" derlerdi.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-22-2009, 21:32   #9
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

2. Güzlük ekin:

Güzlük ekin ise, büsbütün önemli ve ayrı bir konudur. Anadoluda bir çok yerlerde kışa yakın ekilen ekinlere, "dondurma, doğdurma" denilir. Bu deyişin aynını, Ortaasyada da "tonğdurma" şeklinde buluyoruz. Deyişlerin aynı olmasına rağmen, sözlerin anlayışlarında önemli bir değişiklik vardır. Aslında dondurma, güzün ekilen ekin demek değildir. Bu deyimin içinde "toprağı dondurma" anlamı da vardır. Esas anlayışı ise, "ilkbaharda ekilmek üzere güzün sürülen ve kışın dondurulan toprak", demektir. Bu iş için de, "güzün sürülen toprak çok mahsul verir" gibi, atasözü niteliğinde sözler söylenmiştir.

Aslında Ortaasyada bugün bile "güzlük ekin"e küzdük, yani "güzlük" denir.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-22-2009, 22:33   #10
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,320
Post Cevap: Türklerde Ziraat

TOHUM VE EKİNİN YEŞERMESİ:

1. Anadoluda tohum ile ilgili eski Türk gelenekleri:

Tohum anlamına gelen en eski Türk deyişi, ekin (evin) sözüdür. Bu deyiş, Uygur çağından itibaren, belki daha önce başlar ve bugüne kadar gelir. Uygurlar, hamile kadınlara da, "evinglig" derlerdi. Anadolunun bir çok yerinde evin, buğday tanesinin içi ve özü için söylenir.

Anadoluda, yine çok yaygın olarak kullanılan diğer eski bir Türk deyişi de, urlug sözüdür. Tohumluk anlamına gelir. Aslında tohum karşılığı olan esas türkçe deyim, ur sözüdür. Bu da değerini, Göktürk çağından itibaren almağa başlar.

Dirsik, dırsık gibi Anadoluda görülen deyişlerin kökleri de pek anlaşılmıyor. Bazı eski Türk sözlüklerinde, tohum, tohumluk, ur anlamına gelen, bir "tüvürşük" sözü de görüyoruz. Bunların aralarında bir benzerlik varsa da, ilgileri hakkında, şimdilik bir şey söylemek, mümkün değildir.

Tana, tene sözleri ise, aslen farsça olmasına rağmen, türkçeye tohum anlamına çok erken çağlarda girmiştir. Bununla beraber Kaşgarlı Mahmud bu deyişin daha çok Uç ve Argu dilleri gibi İran etkileri bulunan Türk lehçelerinde kullanıldığına da, işaret ediyor. Fakat yine aynı söz, aynı anlayış için de, Kıpçak Türk Lehçelerinde de tana şeklinde görülmeğe başlar. Bugünkü Kırgızlar da tohuma, yine danı derler.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Cevaplar Son İleti
Türklerde Kımız kobali Türk Mutfağı 12 04-10-2009 17:22
Türklerde Peynir. kobali Türk Mutfağı 1 04-09-2009 11:26
Türklerde Yelpaze kobali Giyim Kuşam 1 04-06-2009 15:06
Türklerde ayna kobali Giyim Kuşam 6 01-05-2009 17:03


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 08:43.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56