Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Türkçü Toplumcu Görüş > Milliyetçi-Vatanseverler

Milliyetçi-Vatanseverler Türk Dünyasında varolan ve olmuş milliyetçi şahıs ve oluşumlar

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 10-19-2007, 14:07   #1
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Hüseyin Nihal Atsız (Atsız), 12 Ocak 1905’te İstanbul Kadıköy’de doğdu. Babası bahriye (deniz) subayı Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanımdır.

İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Daha sonra askeri okula yazıldı.

Atsız, Askerî Tıbbiye'nin 3. sınıfında iken, aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)'ın kasti bir şekilde ve gereksiz bir yerde istediği selâmı vermediği için, 4 Mart 1925 tarihinde Askeri Tıbbiyeden çıkarılmıştır.

Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında bir kaç sefer yapmıştır.

1926 yılında İstanbul Dârülfününun Edebiyat Fakültesi'nin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünûnu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır,

Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı Anadolu' da Türklere Ait Yer İsimleri adlı makalenin Türkiyat Mecmuası'nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan M, Fuad Köprülü'nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmî'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır(Divân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati, 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur.

Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimleri sayabiliriz.

Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti’nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Öğretmen Okulu'nu öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931’de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır.

Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır.

Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)'yı çıkarmaya başladı. M. Fuad Köprülü, Zeki V. Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu "Türkçü ve Köycü" dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur.

Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır.

1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galib'in yaptığı haksız hücum üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye (Atsız) ile Pertev Nâilî Boratav'ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velîdî'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de mimlenmiştir.

19 Eylül 1932'de Dr. Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Prof. M. Fuad Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir. Atsız'ı üniversiteden uzaklaştırmak için fırsat arayan Reşid Galib, Atsız Mecmua'nın 17. sayısındaki "Dârülfünûn'un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi" adlı makalesi ile bu fırsatı yakalamış ve Edebiyat Fakültesi Dekanı, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir.

Üniversiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesi'nin Dekanı'nı Tokatlıyan'daki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. Atsız'a bu hadise için hiç bir şekilde tepki gösterilmemiştir.

Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız, Malatya Ortaokulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir, Malatya'da kısa bir müddet (8 Nisan 1933-31 Temmuz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi edebiyat öğretmenline tayin edilmiştir. Atsız'ın Edirne'deki edebiyat öğretmenliği de 3-4 ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir. (11 Eylül 1933-28 Aralık 1933).

Atsız, Edirne'de iken Atsız Mecmua'nın devamı mahiyetindeki "Aylık Türkçü Dergi" olan Orhun(5 Kasım 1933-16 Temmuz 1934, sayı 1-9)'u yayımlamıştır. Orhun dergisinde, Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarının yanlışlarını ağır bir şekilde eleştirdiği için 28 Aralık 1933’te bakanlık emrine alınmıştır. 9. sayısında da Orhun, Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır.

Dokuz ay bakanlık emrinde kalan Atsız, 9 Eylül 1934 tarihinde Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin olunmuştur
Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım ile evlenen Atsız'ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra adlı iki oğlu olmuştur. Atsız Bey, ikinci eşi Bedriye Atsız'dan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır.

Atsız, Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'nda Türkçe öğretmeni olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmuz 1938 tarihinde bu görevinden ihraç edilmiştir.

Bunun üzerine Özel Yüce-Ülkü Lisesi'ne geçen Atsız, burada 1937 yılından 1939 yılının Haziranının sonuna kadar edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Atsız, 19 Mayıs 1939 ile 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur.

Atsız, Boğaziçi Lisesi'nin Türkçe öğretmeni iken Orhun Dergisini (1 Ekim 1943-1 Nisan 1944, sayı:10 ile 16 arası, 7 sayı) yeniden yayınlamaya başlamıştır.

II. Dünya Savaşı sıralarında yerli komünistler faaliyetlerini olağanüstü artırdıkları halde, resmî makamlar bu aşırı hareketlere karşı tedbir almak yerine, seyirci kalmaktaydılar. Atsız, ilgilileri ikaz için Orhun.'un Mart 1944'te yayınlanan 15. sayısında, devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben bir açık mektup yayınlamıştır.

Atsız, bu açık mektupta, Marksistlerin artan faaliyetlerini belirtmekte idi. Aynı zamanda, Orhun dergisi kapatılmadığı takdirde bir sonraki sayısında bu aşırı faaliyetlerin belgeleri ile birlikte örneklerini vereceğini bildiriyordu.

Atsız, Orhun'un kapatılmaması üzerine, Nisan 1944'te yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel'in Marksist faaliyetlerini açıklayarak devrin Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'i istifaya çağırmıştır. Bu ikinci açık mektup, yurt içinde büyük bir millî galeyana sebep olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere bir çok şehirde, komünizm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır.

Bu arada Atsız'a yurdun her köşesinden mektup ve telgrafların gelmesi Ankara'daki yetkilileri tedirgin etmekte idi. Millî Eğitim camiasındaki komünistler sebebi ile kendi partisinin mensupları tarafından dahi sorguya çekilmeye başlanan Hasan Ali Yücel, ilk iş olarak 7 Nisan 1944 tarihinde Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliğine son vermiştir.

Orhun dergisi ise Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatılmış, bu arada Sabahattin Ali de kışkırtılarak Atsız aleyhine hakaret davası açmaya zorlanmıştır. Aleyhine dava açılan Atsız, trenle Ankara'ya gitmiş ve Türkçü gençler tarafından istasyonda karşılanarak bir otelde misafir edilmiştir.

Hakaret davasının 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu olaylı geçmiştir. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencisi alınmamış, bu yüzden de devrin Halk Partisi iktidarını şaşırtan büyük öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır.

"Sabahattin Ali-Nihâl Atsız davası" olmaktan çok "Komünistliğe karşı Türkçülük davası" halini alan bu davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Ali'ye "vatan haini" dediği için 6 aya mahkûm edilen Atsız'ın cezası hâkim tarafından "milli tahrik" gerekçesi ile 4 aya indirilmiş ve 4 aylık bu ceza da ertelenmiştir.

Atsız, cezasının ertelenmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken tevkif edilmiştir.

19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde itham eden nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 numaralı sıkıyönetim mahkemesinde yargılanmaya başlamıştır. Aralarında üniversite profesörü, öğretmen, subay, doktor ve üniversite öğrencileri bulunan sanıklar, sorguya çekme adı altında çeşitli işkencelere maruz bırakıldıktan sonra, 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlanmıştır. "Irkçılık-Turancılık davası'' adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart. 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6,5 yıl hapse mahkûm olmuştur.

Atsız, bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararı esastan bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir.

5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (bu dava Prof. Kenan Öner-Hasan Ali Yücel davası adı ile tanınmıştır), 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanmış ve 29 oturum devam eden mahkemede bütün sanıkların beraatına karar verilmiştir.
Nisan 1947'den Temmuz 1949'a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1945-Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi'nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahsın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır.

Atsız'ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu Millî Eğitim Bakanı olunca, Atsız'ı 25 Temmuz 1949'da Süleymaniye Kütüphânesi'ne "uzman" olarak tayin etmiştir.

Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra 21 Eylül 1950’de Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne tayin olmuştur.

4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi'nde vermiş olduğu "Türkiye’nin Kurtuluşu" konulu bir konferans üzerine Cumhuriyet Gazetesi, Atsız'ın aleyhine yalan yayın yapmıştır. Hakkında bakanlık tarafından soruşturma açılan Atsız'ın konuşmasının bilimsel olduğu tespit edilmiştir. Fakat Atsız 13 Mayıs 1952 tarihinde Haydarpaşa Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden "muvakkat" kaydı ile alınarak yine Süleymaniye Kütüphânesi'ndeki görevine tayin edilmiştir.

31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphânesi'ndc çalışan Atsız'ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphânedeki memuriyet olmuştur.

Atsız, 1950-1952 yıllarında yayımlanan haftalık Orkun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962’de kurulan Türkçüler Derneği’nin genel başkanlığını üstlendi. 1964’ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.

Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Gaziantep'e giderken bir işçinin kendisine "idareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar" sözlerine karşılık, "Türk topraklarında yaşayan herkes Türk’tür." demişti.

Atsız bunun üzerine, Ötüken'in Nisan 1967'de yayınlanan 40, sayısından itibaren "Konuşmalar, 1" (Sayı 40), "Konuşmalar, II" (Sayı 41), "Konuşmalar, III" (Sayı 43), "Bağımsız Kürt Devleti Propagandası" (Sayı 43), "Doğu mitinglerinde perde arkası" (Sayı 47) ve "Satılmışlar-Moskof uşakları" (Sayı 48) adlarıyla yayınladığı seri makalelerinde, bölücü Marksistlerin Doğu bölgelerimizde yaptıkları gizli çalışmaları açıklamıştı. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılmıştır. Savcılığın yaptığı ilk soruşturmada Atsız'a hiç bir suçlamada bulunulamamıştır.

Ancak bu yazılar üzerine, Ankara'daki bölücü kuruluşlar tarafından Atsız aleyhine hazırlanmış ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler sokaklarda dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisi'nin bir Diyarbakır Senatörü, senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.

Bu sistemli girişimler sonucunda, Hasan Dinçer'in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir. Sıkıyönetim mahkemelerinde Türk milletinin ve vatanının birliğine ve bölünmezliğine karşı çıkan yıkıcılar, bölücüler, komünistler ve anarşistler muhakeme edilirken, sivil mahkemelerde ise aynı hususlara daha 4-5 yıl önce dikkati çeken Atsız muhakeme edilmiştir.

Uzun duruşmalardan sonra mahkeme, Ötüken'in sahibi Atsız'ı ve sorumlusu Mustafa Kayabek'i 15'er ay hapse mahkûm etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1'lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuştur. Fakat aynı mahkeme 2-1'lik kararda ısrar edince, Yargıtay kararı onaylamıştır. Atsız ve Mustafa Kayabek "Tashih-i karar" isteğinde bulunmuşlar ancak bu istekleri mahkemece kabul edilmemiştir. Böylece mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.

Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesine yazan Atsız'a, Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından ``Cezaevine konulamayacağı" kaydı bulunan rapor verilmiştir. Ancak 4 aylık bir rapor Adlî Tıp tarafından kabul edilmemiş ve "reviri olan cezaevinde kalabilir" şeklinde değiştirilmiştir.

Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız'ı evinden aldırarak Toptaşı Cezaevi'ne sevk etmiştir. 40 kişilik adi suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi'ne nakledilmiştir.

Atsız, kesinleşen 1,5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, Atsız'ın yazılarından, fikirlerinden ve eserlerinden feyiz alan milliyetçi bilim adamları, üniversite mensupları, gençlik kuruluşları, kültür dernekleri vasıtası ile Türk milleti, Cumhurbaşkanına başvurup Atsız'ın affını istemiştir.

Atsız, suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yetkisini kullanarak Atsız'ın cezasını affetmiştir.

22 Ocak 1974'te Bayrampaşa Cezaevi'nden tahliye edilen Atsız, 1,5 yıllık cezasının 2,5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.
İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üsluba sahip olması yanında, özel hayatında sakin, kibar, mülâyim, nüktedan ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş küçük olursa olsun herkese "Bey" diye hitap ederdi.

Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır .10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız'ı ziyaret eden ikinci bir kriz, 11 Aralık 1975 Perşembe günü Atsız'ı aramızdan alıp götürmüştür.

Yarım asırdır hiç bir kuvvetin Türk milliyetçiliğinin burcundan indiremediği bayraklarından birincisi olan Atsız’a Kurban Bayramı dolayısıyla ziyaret yapmak isteyenler, 13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramının ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii'nde son vazifelerini yerine getirdiler. Kılınan ikindi namazını müteakip Osmanağa Câmii'nden Karacaahmet mezarlığına kadar, onu eller üzerinde taşıdılar.

Türk milliyetçiliğinin öncüsü olan Atsız, aynı zamanda güçlü bir Türkolog’tur. Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk devrini âdeta yaşamışçasına bilir ve severdi. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmış ve Göktürkleri Türk milletine tanıtarak sevdirmiştir. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam'ın devamı olarak Yalnız Adam'ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar'ın 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi’ni zikredebiliriz.

Atsız’ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde defalarca basılmıştır. Türk Ülküsü, 900.Yıldönümü, Türk Tarihinde Meseleler gibi eserlerinin yanı sıra, Dalkavuklar Gecesi ve Z Vitamini adlı iki de mizah romanı da vardır.

(Osman F. Sertkaya’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları -Ankara 1987, nu.847) arasında çıkan Nihal Atsız adlı kitabından alınmıştır.



__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 02-07-2008, 16:28   #2
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan ATSIZ'IN, OĞLU YAĞMURA VASİYETİ!

Yağmur Oğlum;

Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyo-rum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!

Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Ya-hudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.

Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, A-raplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Ro-menler yeni düşmanlarımızdır.

Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanları-mızdır.

Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arna-vutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler i-çerideki düşmanlarımızdır.

Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.

Tanrı yardımcın olsun.



__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-20-2008, 22:12   #3
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ'DAN SEÇME SÖZLER
● Ahlakın meydana gelmesinde en önemli sebep soydur. Bir toplumun ahlakı,
soyunun karışması ile değişebilir.
● Ahlak, millet yapısının temelidir. O olmadan hiç bir şey olmaz.
● Aslında beynelmilelci olan sosyalizmin, Türkiye'deki mümessilleri de milliyetçi
olduklarını söylerler. Hatta Orta Asya'daki atalarımızla ilgimizi inkar edip bu
topraklar üzerinde Hititler'den başlayarak üstüste yığılmış olan etnik döküntülerin karması olduğumuzu ileri sürenler de milliyetçilik davasındadır.
Komünistlikten hüküm giymiş olanlar, Türk Milliyetçiliği'nin kökünü kazımak
için kampanya açmış olan partiler, İslam beynelmilelciliği davası güdenler de
hep milliyetçi olduklarını söylerler. Türkçülük bu türlü ek*** ve yanlış
milliyetçiliklerin hepsini reddeder.
● Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi
hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur.
● Barış, savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir.
● Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk'üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük'dür.
● Bir gün ülkede milliyetçi geçinen politikacılar, yöneticiler, sanatçılar, aydınlar
hiç bir çıkar kaygısına düşmeden, yiğitçe, korkusuzca Türkçü söylemlerde,
Türkçü tavırlarla milletin karşısına çıkarlarsa o gün Türkçülük büyük bir utkuya
yaklaşır.
● Bir millet bağımsızlığını, hürriyetini ve sınırlarını kaybedebilir, hatta yıllar
boyunca başka bir milletin esareti altında yaşamak zorunda kalabilir ama bütün
bu unsurlar o milletin yok olmasına etken olamaz. Ancak kendi dilini kaybetmiş
bir millet yok olmaya mahkumdur.
● Bir millet, büyümek ve iş yapabilmek için kendisinin büyük bir millet olduğu
inancını duymalıdır.
● Bir millete, geçmişini unutturmak, onu yok etmenin ilk şartıdır.
● Bir millet için, büyümekten korkmak kadar ölümcül düşünce olamaz.
● Bir milletin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir.
● Bir topluluktan müşterek ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz
● Biz bin yıl sonrasına hitap ediyoruz.
● Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında
dalkavukluk bulunmasın.
● Bize lazım olan gençlik bir fırka veya zümre gençliği değildir. Biz fırka ve
şahsiyetlerin ebediliğine kani değiliz. Her şeyden üstün, her şeyden önce bir
Türkiye vardır. Biz Türk Gençliği istiyoruz!
● Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve aşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır.
● Bizim için önemli olan, dost kılıklı yabancıların milli ülküyü güya milli çıkar
adına baltalamasının önüne geçmektir.
● Biz Türküz. Tarihimize ve en yakın mazimize dayanarak Türküz der ve bundan haklı bir iftihar duyarız.
● Büyük adam hususi hayatında da yüksek ve temiz olan adamdır. Bir takım
meziyetleri bulunan bir rezil hiç bir zaman büyük değildir.
● Büyümek istemeyen bir millet küçülmeye mahkumdur.
● Davanın adamı olmak gerekir.
● Dil, bir milletin en değerli malıdır.
● Dil; bir milletin sembolüdür. O milleti bir arada tutan ve yok olmasını
engelleyen biricik faktördür.
● Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir.
● Dün sultanlara taptığı zannolunan bu millet, milli mevcudiyetini tehlikede
görünce bir kumandanın emri altına girmiş, hayatını ortaya atarak istiklalini ve
istikbalini kazanmıştır.
● Dün tembelliğinden bahsolunan bu millet, kendine göre en ağır vergileri ödeyen millettir.
● Dünyadaki bütün milletler, yabancı devlet hakimiyetinde kalan soydaşlarını
kendileriyle birleştirmek için silahlı ve silahsız savaşlar yaparlar. Bunun adı
emperyalizm değildir, irredantelizmdir ki makbul bir davranıştır.
● Dünyaya yayılmaya çalışmak, dünyadan silinmek korkusunun tepkisidir.
● Emperyalizm bir milletin başka milletleri hükmü altına alması demektir.
● En büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.
● Eskiden Türkler arasında bir ayrılık konusunda Sünnilik-Şiilik meselesi de artık bahis konusu sayılmaz. Bunların hepsi Müslüman Türk'dür ve Müslümanlığı
anlayıştaki içtihat farkları, artık Türkler arasında ikilik doğuramaz.
● Eski topraklarımızı kurtarmak isteğimiz emperyalizm ise emperyalistiz.
Türkistan'ı, İdil-Ural'ı, Azerbaycan'ı, Kafkasya'yı, Kırım'ı ve Türkler'in yaşadığı
başka yerleri is!temek emperyalizm ise kutlu bir düşüncedir.
● Fedakarlık insanları da, milletleri de asilleştirir, kahramanlaştırır.
● Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz.
● Gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelmanın yolunu kapatamayacaklardır.
● Hakkımızı, atalar mirasını istiyoruz. Alacağız da…
● Haritalarda ırkımızın yaşadığı yerlere baktık, milletimize fenalık ede!nleri
tarihte okuduk ve milli kini ateşten damgalar gibi kalbimize yazdık.
● Hayvan nevileri arasında bir kör sıçan vardır ki günde kendi ağırlığının iki üç
misli yemek yemezse ölür. Yunanistan, galiba o kör sıçanın neslinden
gelmektedir.
● Hem duyguya, hem de düşünceye dayanan milli şuur, bir milletin manevi
kuvvetlerinden en önemlisidir.
● Her iman ahlaka yürüyeceğine göre, Türkçülük’de de sağlam bir ahlakın
bulunması birinci şarttır.
● Herkes barıştan söz ettiği halde herkes savaşıyor. Çünkü herkes kendi yarınını, öbür gününü, daha uzak geleceğini emniyete almak istiyor. Çünkü kimse kimseye güvenmiyor. Çünkü herkes birbirinden korkuyor.
● Her Türkçü, bulunduğu yerin görevini inançla yaparsa, Türkçülük ülküsü
sağlamlaşır. Türklük güçlenir.
● Irkî asaletimiz, enerjimiz ve insanlık meziyetlerimize dünya milletleri ve
büyükleri hayran kalırken, bizim kendi milletimizi hiçe saymamız ve kendi
kabiliyetlerimizden ümit kesmemiz eğer fena bir kasda makrunsa alçaklık,
böyle bir niyete matuf olmadan inanılmış ise kör gözlü bir budalalıktır.
● İki millet arasındaki gerginlik ikisi arasında kalmıyorsa bunun sebebi, o ikisi
arasındaki savaş sonunda doğacak durumun şu veya bu milletleri de başka
açılardan ilgilendirecek nitelik taşımasıdır.
● İktisadi doktrinler çabuk değişir, değişmeyen prensipler, milliyetçilik
prensipleridir.
● İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz.
● İlk düşüneceğimiz şey: Türkiye'de Türk Kültürü'nü hakim kılmak, yabancı
tesirleri silkip atmaktır.
● İnsanları insan yapan, büyük bir düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.
● İnsan meziyet sahibi olmaya mecburdur.
● İstek ve inanç, her güçlüğü devirir.
● Kendimize dönelim. Ahlak, edebiyat, mu***i, giyim, zevk, yemek, eğlence,
hukuk, aile, adet, anane ve her şeyde milli olalım.
● Kıbrıs davası er-geç bir çözüm yoluna girecektir. Nasıl gireceğini bilemiyoruz. Çünkü bizim için Kıbrıs davasının çözümü,ancak Kıbrıs'ın Türkiye'ye
katılmasıyla mümkündür. Bugün bu kadarı olamayacaktır ama, Türkçülük
ülküsüyle yetişen bir gençlik var ki, onlar yarın bu ülküyü gerçekleştirirler.
●Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları
zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de
“Kızılelma” kendis!ine yasak edildiği için marksizm ve kozmopolitizm gibi
zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor.
● Kızılelma ülküsüne “tehlikeli maceracılık” diyenler, bugünkü Araplar ile
Yahudiler'e bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri
vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbrani dilini
diriltip bir konuşma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya
örnek olmuşlardır.
● Kızılelma ülküsünün gerisinde savaşlar ve büyük sıkıntılar görüp de korkanlar
bulunabilir. Kendi rahatı ve keyfi kaçmasın diye insanlık davası (!) güdenler,
ülküyü inkar edenler her zaman, her yerde çıkabilir. Fakat bir milletin içinde
büyük bir çoğunluk milli ülküye inandıktan sonra, geri kalanlar da ister istemez
bu milli akıntıya uymaya mecburdurlar.
● Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım
eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi
gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı?
● Milattan önceki yüzyıllarda Hunlar, çocuklarını, topluma faydalı olabilecek bir
terbiye ile yetiştirirlerdi. Topluma faydası dokunmayacak kadar yaşlanmış
olanlar ise intihar ederlerdi.
● Milletimiz ne fedakarlıkta, ne milletseverlikte, ne yaratıcılıkta ve ne de
müminlikte hiçbir milletten geri değil ve hatta ileridir.
● Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türkler'in dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türkler'in dini müslümanlıktır. Eski
dinimiz olan Şamanlık'dan da bazı unsurlar alarak bir Türk müslümanlığı haline
gelen bu din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur.
● Milletleri millet yapan, uğrunda ölecekleri yüksek ülkülere bağlanmış
olmalarıdır.
● Milletler fedakar fertlerin çokluğu nisbetinde yükselir.
● Milletler, ölebildikleri kadar yaşama hakkına sahiptir.
● Milli ahlak; bizim için cephelerde kan döken, tarlalarda alınteri akıtan ve
nihayet bütçemizi doldurmak için kesesini boşaltan halkımızın, malına ve
canına göz dikmemektir. Onun için çalışmayı, kendimiz için çalışmaktan üstün
tutmaktır.
● Milli benliğe inanmak, Türk Milleti’nin mukaddes haklarına, faziletlerine,
kabiliyetlerine, cevherine ve asaletlerine inanmak demektir.
● Milli benliğimize inanalım. Milletimize tapalım.
● Milli mukaddesatı olamayan millet, millet değil, hayvan sürüsüdür.
● Milli şuur bir ışıktır. Yurdu aydınlatır ve gizli köşelere sinmiş olan bütün
akrepleri açığa çıkararak, karanlıkta iş görenlere engel olur.
● Milli şuur, bir milletin kendini duyması ve bilmesidir.
● Milli şuur, bir milletin yaşama ifadesi, hayat kaynağı ve en kuvvetli silahıdır.
● Milli şuurun uyanık olduğu yerlerde, yabancı unsurların borusu ötmez.
● Milli şuurun uyuşuk veya uyanık olması, milletlerin yaşama kabiliyetleriyle
orantılıdır.
● Milli şuur uyanık olunca başıbozuktan kurmay, vatan haininden profesör,
hekimden dilci, cahilden müverrih, yabancıdan vekil, serseriden ülkücü çıkmaz.
● Milli ülkülerde onun şiir yönü olan bir romantizm bulunmakla beraber ülkü;
aslında gerçeklere dayanan, açık ve kesin amaçları olan bir duygular ve
düşünceler sistemidir.
● Milli ülküler, toplulukların yaratıcı kuvvetidir.
● Milli ülküler, yüzyıllar boyunca değişmeden yaşar
● Milli ülkü yalnız madde üzerine kurulamaz. Milletlerarası ilişkilerde, yalnız
insanlarda bulunup öteki yaratıklarda bulunmayan şeref ve haysiyet
kavramlarının, yani manevi faktörlerin de payı vardır.
● Milliyetçiliğin zamanı geçmez, dünyada milletler ve diller kaldıkça,
milliyetçilik de kalacaktır.
● Milliyetçilik, öyle kuvvetli sosyal bir kanun, öyle müthiş bir hakikattir ki, hiçbir kuvvet onu kaldıramaz, yok edemez.
● Milliyetçilik, toplumların binlerce yıldan beri nice çilelerle, olgunlaşa olgunlaşa vardığı büyük sonuçtur.
● Ne kadar milliyetçi olsak, yine geçmişe bağlıyız. Çünkü; kökü mazide olan atiyiz.
● Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini
düşünür. Böyle bir toplulukta fedakarlık, saygı, nezaket kalmaz. Bencillik,
kabalık, rüşvet, iltimas ve namussuzluğun türküsü alır yürür.
● Ölümsüz hayat olmayacağı gibi, kin olmadan da sevgi olmayacaktır.
● Ölürken gözlerimizde parlayan son ışık, milli mirasın hayali olacaktır.
● Rum demek akrep demektir. Akrep nasıl, kendisine iyilik olsun diye derenin
karşı kıyısına geçiren kaplumbağayı sokmuş ve “ne yapayım, huyum böyle”
demişse, Rum da aynı şekilde Türk düşmanlığı huyu ile yoğurulmuştur.
● Sosyalizm-komünizm maskaralığı, bir hamakat modasıdır, geçecektir.
● Sözlük anlamı “and” ve “uzak hedef” demek olan “ülkü”, topluluğu aynı yolda yürüten bir kuvvettir ki, bu uğurda insanlar birbirlerine karşı içten sözleşmiş gibidirler.
● Şerefliler taviz vermezler. Şerefin tavizi yoktur.
● Tarihi düşmanlar, ancak dışişleri bakanlarının dostudur. Milletin asla…
● Tarihimizle övünmek hakkımızdır.
● Tarihin başlangıcından beri yapılan savaşların hemen hepsinde, dikkatlice
bakılırsa, bir savunma unsuru vardır. İlk saldıran tarafta bile kendini koruma
içgüdüsü az veya çok bellidir.
● Tarihte gerçek olan şeyler, gelecekte de gerçek olabilir.
● Taviz bir fedakarlıktır. Ancak dosta karşı yapılır. Düşmana verilen taviz bir
nevi yenik düşmeden başka bir şey değildir.
● Taviz, dostun gönlünü kazanmak için verilir. Düşmanın bir gönlü yoktur ki;
kazanılsın.
● Taviz hangi düşmanı isteğinden vazgeçirmiş, hangi taviz veren kazançlı
çıkmıştır.
● Tavizin hiç bir güçlüğü çözmediğinin son örneği Kıbrıs meselesidir. Yunanistan
gibi küçük ve aciz bir devlet bile tavizlere kanmamıştır. Çünkü düşmana taviz
verilmez. düşmana verilen taviz onun cüretini ve iştahını artırır.
● Taviz verene başkaları, kavga çıkarmadığı için belki "aferin" der ama kimse
onu şerefli ve haysiyetli saymaz.
● Taviz vermeyi kabul eden, hele bunda devam eden, yenilmeyi kabul etmiş
demektir.
● Tehlikeler nereden gelirse gelsin ve ne kadar büyük olursa olsun, tek çare ve tek ilacı Türk Ülküsü’dür.
● Topluluklar, fedakar fertlerinin çokluğu nispetinde yükselir.
● Toplumlardaki kişileri birbirine bağlayan nesne, sadece kök birliği, çıkar ve
ihtiyaç değil, bunlarla birlikte ve aynı zamanda ülküdür.
● Turancılık, bütün Türkler'in birleşmesi ülküsüdür.
● Turancılık'la emperyalizmi karıştırmak büyük bir yanlıştır.
● Turancılık romantik bir hayal değildir.
● Turancılık, yani bütün Türkler'i birleştirmek ülküsü, milattan önceki üçüncü
yüzyıldan beri vardır. Türk büyüklerinin, iç huzuru sağladıktan sonra ardında
koştukları tek düşünce her zaman Türk Birliği olmuştur. Ancak İslamiyet bu
düşünceyi bir miktar değiştirmiş İslamlığı koruma kaygısı Türk Birliği
ülküsünü zaman zaman az veya çok ihmal ettirmiştir.
● Türk Ahlakı en eski çağlardan beri toplumcudur. Yani Türkler'de toplumun
menfaati insanlarınkinden üstün tutulur. Bununla beraber kuvvetli şahsiyetler
daima saygı görmüşler ve topluma faydalı olmuşlardır. Ferdiyete değer
vermeyen Türk Ahlakı, şahsiyete saygı göstermiştir.
● Türk bir vazife için yaratılmıştır. O vazife kainat güzelleştiği zaman biter.
● Türkçü; eyyamcı ve dalkavuk olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanırve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir.
● Türkçü; hiç şüphesiz Türk'den olur. Fakat her "Türkçüyüm" diyen Türk, Türkçü değildir. Samimi olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması lazımdır.
● Türkçüler bugünlük ancak Türkçü karakteri olan partileri tutarlar.
Türkçülük'den sapan veya taviz veren hiç bir parti Türkçüler'ce tutulmaz,
tutulamaz. Türkçülüğün ne olduğu açık, seçik ortada bulunduğu için bugünkü
tutumları ile hiç bir parti Türkçü değildir.
● Türkçüler, dayanışmalı yaşamaya mecburdur. Dayanışma, az kuvvetle çok iş
görmenin tek ve değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde, için için bir
çekişme var demektir.
● Türkçüler için İzmir'i kurtarmak için yapılan savaşla Kıbrıs'ı kurtarmak için
yapılacak savaş arasında hiç bir fark yoktur. Çünkü Türk Milleti bir bütün
olduğu için Türkçülük ancak ve yalnız bütün Türkler'i içine alan bir
milliyetçilik davasını ülkü edinir.
● Türkçüler’in ilk işi, görevlerini arınmış gönül ve inanmış yürek ile yapmaktır.
● Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve başka her düşünceyi geride
bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle, fakat bir an durmadan Moskof’a karşı Köprüköy saldırısını yapan Türk alayı gibi ülküye doğru ilerleyiniz. Bu ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an kaybetmeyiniz. Onları mukadderata, tarihin şeref yaprağına ve Tanrı’ya bırakarak yürümekte devam ediniz ve en büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.
● Türkçülük, bir fikir olduğu kadar da inançtır. İnanç olduğu için de tartışmasız, tenkitsiz kabul olunur. Onun tartışılacak ve tenkit olunacak tarafı temeli, esası değil, ayrıntılarıdır.
● Türkçülük bir ülkü, siyaset ise iktidara geçme taktiğidir. Bu sebeple bir ana
inanç ve ana düşünce olan ülkü asla değişmediği halde siyaset yani taktik her
zaman değişir.
● Türkçülük bugün siyasi değildir. Fakat bir gün siyasi bir kuruluş durumuna
gelirse bütün Türkler'i kurtarıp birleştirecek bir program ile ortaya çıkacaktır. O
zaman, şüphesiz çağı, durumu ve ortamı kollamakla beraber bunlara bağlanıp
kalmayacak, bu kaygıların üstüne çıkacaktır.
● Türkçülük, büyük Türk ilinde Türk uruğunun kayıtsız-şartsız hakimiyeti ve
istklali ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması
ülküsüdür.
● Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır. Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şey
vermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor.
● Türkçülük, Türk ırkının ruhunda, kanında, beyninde yaşayan hayat
prensiplerinin fikir haline gelmiş şeklidir.
● Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir.
● Türkçü, milli çıkarları şahısların üstünde tutan, milli mukaddesata ve geçmişe saygı gösteren, görev ahlakı yüksek olan, haksızlıklarla savaşta korkusuz bir insandır.
● Türkçü, milliyetçi Türk soyunun üstünlüğüne inanmış olan kimsedir.
● Türkçü'nün en büyük vazifesi Türklüğe hizmettir.
● Türkçü, ülküdaşları ile olacak bir geçimsizliğin ülküye zarar getireceğini bilir.
● Türk destanlarından çıkan anlama göre, Türklerin ülküsü, fetihler sonunda
büyük ve üstün bir devlet kurarak bu devletin içinde bolluğa ve mutluluğa
kavuşmaktır. Aşağı yukarı, her millet, aynı şekildeki milli gayelerin ardındadır.
Milletlerin çapına, kabiliyetine göre milli ülkülerin ayrıntılarında farklar
olmakla beraber, ana çizgiler bakımından hepsi birbirine benzer: Büyümek ve
rahatlığa kavuşmak!
● Türkler, en eski çağlardan beri kımız, şarap ve rakı içerek sarhoş olurlar; fakat ciddiyetlerini, vakarlarını asla bozmazlar.
● Türkler hem ahlaklı, hem de iradeli bir millettir. Zaten bu ikisi, çok kere birlikte bulunur.
● Türkler, kendi ülkülerine niçin “kızılelma” demiştir, bunun sebebini bilmiyoruz.
Yalnız bu addaki saflık ve tabiilik, Türk ülküsünün çok eski olduğunu
göstermek bakımından manalıdır. Kızılelma adı, ülkünün aydınlardan önce halk
arasında doğduğunu gösterse gerektir.
● Türkler, tarihte oynadıkları rol bakımından, dünyanın birinci milletidir.
● Türkler, Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip
kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan
fertlerin topluluğudur.
● Türklük ve Türkçülük ebedidir.
● Türk Milleti hiçbir şeyi kendi felsefesi ve kendi düşüncesiyle tartmadan körü
körüne kabul etmez. Ancak yaygaralı yavelerle cemiyeti karıştıran ve
bulandıran bezirgan ruhlu milletlerden değildir. Onda büyük ve çelik Türk
sükunu ve kuvveti vardır.
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-20-2008, 22:13   #4
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

● Türk Milleti için en insanca, en yüksek düşünce tutsak yaşayan soydaşlarını
kurtarmak için yapacağı savaştır.
● Türk Milleti; kahraman askerler, büyük devletler ırkı ve milletidir.
● Türk Milleti’nin aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman, Kağan
arslan gibi önünde durulmadığını bütün tarih ve dünya bilir.
● Türk Milleti, üç bin yıldan beri vardır. O’nun varoluşu, büyüklüğü, gücü, tarihe damgasını vuruşu, yalnız milli karakteriyle mümkün olabilmiştir.
● Türk olmak, için mutlaka müslüman olmaya lüzum yoktur. Çünkü bugünkü
Türkler arasında birkaç yüz bin Şaman, birkaç yüz bin Hıristiyan ve hatta birkaç bin Musevi Türk (Karayımlar) de vardır. Din ayrılığı yüzünden bunları
Türklük'den çıkarmaya hakkımız yoktur.
● Türk tarihi, iki yanı kahramanlık, şan ve ahlak heykelleriyle süslü uzun ve ulu
bir yoldur. Bu yolun her adımında Türk’ün göğsünü kabartacak, başını
dikleştirecek ve üstünlüğünü belirtecek bir kahraman, Türklük için nöbet
beklemektedir. Bu kahramanların çoğunu, biz tarihin yolunu aydınlatan ışıkları
altında görebiliyor, onlardan kafalarımıza bilgi, gönüllerimize güç ve iman
alıyoruz.
● Türk’ü, gerçek olarak, Türk’den başkası sevemez.
● Ülkücülük büyüklük davasıdır, büyümek isteyen kişilerin ülküsü vardır.
● Ülkücülük, Türk sevgisi ve Türk menfaatini gözeten bir olgudur.
● Ülkü; ilk önce, insanların gönüllerinde, gönüllerin derinliklerinde doğar ve
kendini önce destanlarda gösterir. Sonra şuura geçer, büyük kılavuzlar
tarafından açıklanır. Daha sonra da büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek
için büyük hamleler yapar. Bu hamleler sırasında da ülkülü millet,
kahramanların ardından gönül isteği ile koşar. Bütün bu uğraşmalar arasında da
millet yürür, önce manen sonra maddetten ilerler, olgunlaşır, erginleşir.
● Ülküler, gerçekle hayalin karışmasından doğmuş olan, düne bakarak yarını
arayan, milletlere hız veren ve uğrunda ölünen büyük dileklerdir.
● Ülküler için “maddi faydası nedir?”, “uygulanabilir mi?” diye düşünmek doğru
değildir. Hiçbir inanç riyazi mantığa vurulmaz. Tanrı’nın varlığı da riyazi
metod ile isbat edilememiştir. Fakat yüz milyonlarca insan ona inanmakta ve bu inançtan güç almaktadır. Ülküler de böyledir.
● Ülküsüz millet, şuursuz insan gibidir.
● Ülküsüz topluluk ye!rinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır.
● Ülkü yolunda yürüyen millet, kendisinde başka milletlere karşı mevcut aşağılık duygusunu atmıştır. Kendisine inandığı ve hiçbir şeyden korkmadığı için
düşmanlarının çokluğundan, tekliğinden ürkmez.
● Ülkü yolunda yürüyen milletler başka milletleri hem korkutur, hem kendisine
hayran bırakır.
● Ümit, en sonra terk olunan şeydir.Ümitlerimiz kırık değildir. Uğrunda
çalışanlar, ızdırap çekenler, ölenler bulundukça Türkçülük mutlaka zafer
olacaktır.
● Yabancı hakimiyetler altında kırılan, sürülen milyonlarca ırkdaşımızın
bulunması bize vazifemizin büyüklüğünü ve şerefini hatırlatsın.
● Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da
yapar. Daha çok manaya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur.
● Yaşayıp yükselmek, ahlaklı ve iradesi sağlam milletlerin hakkıdır.
● Yerinde kullanıldığı zaman bir hastayı diriltecek olan ilaç, yanlış kullanılırsa
insanı öldürebilir. O zaman suç ilaçta değil, yanlış kullanandadır.
● Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.
● Yüksel ki yerin bu yer değildir. Dünyaya gelmek hüner değildir.
● Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir.
● Zaman, en adil hakimdir.
● Zaman kazanmak üzere geçici bir zaman için verilen taviz, taviz değil, karşı
saldırı için bir gerilme ve gerilemeden ibarettir. Böyle bir düşünceyle yapılmayan, karşıdakini durdurmak, daha ileri gitmesini önlemek için verilen
taviz yenilmektir. Bunun başka adı yoktur.
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-22-2008, 23:59   #5
hun_turk58
Member
 
Üyelik tarihi: Nov 2008
İletiler: 38
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Hüseyin Nihal Atsızı bilmeden önce,Türk Milliyetçiliğini,Ülkücülük olarak bilinen MHP'cilik olarak bilirdim.Benim düşüncelerim ,MHP ci milliytçiliğe uymadıgı için,ailemde CHP ye oy attıgı için,CHP de sol düşünceli bir parti olarak bilindiğinden,bende kendimi Türk Solcusu olarak tanımlardım.Atsız'ı tanımak,öğrenmek benim düşüncelerimde yalnız olmadıgımı anlamamı sagladı.Meger Bir Atsız varmış.Ve de Türkçülük...

Umarım Milletimiz,Türkçülüğü iyi şekilde anlayacak.Birçok ilde dernkler kurulmlalı.Antalya da dernekleşme faliyetleri var.Birkaç ilde zaten vardı.Umarım,bu fikir doğru birşekilde millete tanıtılır.

Paylaşımını için teşkkürler Sayın Türk'çe....

hun_turk58 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-23-2008, 01:21   #6
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Alıntı:
hun_turk58 Rumuzlu Üyeden Alıntı
Hüseyin Nihal Atsızı bilmeden önce,Türk Milliyetçiliğini,Ülkücülük olarak bilinen MHP'cilik olarak bilirdim.Benim düşüncelerim ,MHP ci milliytçiliğe uymadıgı için,ailemde CHP ye oy attıgı için,CHP de sol düşünceli bir parti olarak bilindiğinden,bende kendimi Türk Solcusu olarak tanımlardım.Atsız'ı tanımak,öğrenmek benim düşüncelerimde yalnız olmadıgımı anlamamı sagladı.Meger Bir Atsız varmış.Ve de Türkçülük...

Umarım Milletimiz,Türkçülüğü iyi şekilde anlayacak.Birçok ilde dernkler kurulmlalı.Antalya da dernekleşme faliyetleri var.Birkaç ilde zaten vardı.Umarım,bu fikir doğru birşekilde millete tanıtılır.

Paylaşımını için teşkkürler Sayın Türk'çe....

Sayın Hun Türk,

Hemen belirtelim; "Ne sağ, ne sol önce bağımsızlık" sözünü önemseyelim.
CHP yahut başka bir fırkanın önemi de yok, Türkçülük siyaset üstüdür.
Dernekleşme ise, görünürde çok iyi bir hareket fakat bazı derneklerin sadece aylık toplamak için kurulu olması, bundan başka bir iş yapmamaları şaşırtıcı ve üzücü. Bugün, uyanturk olarak, üye sayımız olmasına rağmen daha fazla iş yaptığımıza, daha fazla hizmet ettiğimize eminim.
Atsızı anlamanız da memnun edici ama ayrıntıları var ki, tam bir muamma, bir sır kendisi. Çok iyi tanımak ve açıklamak gerekli. Hâlâ Atsız konusunda birşey bilmediğimi sayarım.
Ama sayfamızda Atsızı çok iyi anlatacak büyüklerimizin varlığınıda belirtmek isterim.

Bu konuda Sayın Kahvecioğlu'nun yardımcı olacağını düşünüyorum.
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-23-2008, 06:48   #7
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Bu dermeleyi içeren bir sunum yapsak iyi olur.
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-23-2008, 21:52   #8
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Alıntı:
Tanrıkut Rumuzlu Üyeden Alıntı
Bu dermeleyi içeren bir sunum yapsak iyi olur.
3 Mayıs Türkçüler günündeki ziyarette çekimleri anımsarsınız muhtemelen.
Benzer bir çekim yapıp, Atsızın şiirlerini ve sözlerini okuyalım. Biraz teknik bilgisi olan arkadaşlar süs verirler.
Atsızın kabri başında bu işi yapacak arkadaşlar, Kahvecioğlu ve Tardu kattiyen benimle olur diye düşünüyorum.
Yanılıyor muyum?
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-11-2008, 01:57   #9
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ'ın Uçmağa Varışının 33. Yıl Dönümü





SONA DOĞRU

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,
Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,
Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
Herkese bir özleyişle yaşar... Ben de öylece

Altaylar’ın ve Tanrıdağ’ın çevresindeyim.
Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
Son menzilin hüzün dolu kâşanesindeyim.
Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...






Bugün, tüm Türkçülerin fikirlerinden etkilendiği, feyz aldığı, Türkçülüğün mimarı olan Ulu Türkçü Hüseyin Nihâl ATSIZ'ın uçmağa varışının 33. yıl dönümü...( 12 Aralık 1975 Perşembe! )

Manevi huzurunda saygı ile eğiliyorum.

Türk Irkı Sağolsun!
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-11-2008, 02:02   #10
ASLIM
Türkçü Toplumcu
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
İletiler: 429
Varsayılan Ynt: HÜSEYİN NİHÂL ATSIZ (ATSIZ ATA)

Büyük Türkçü'yü saygı ve rahmetle anıyor, manevi huzurunda saygı ile eğiliyorum...
__________________
"Bağımsızlık benim karakterimdir!..."
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
ASLIM isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 07:34.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56