Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Türk Harsı(Kültürü) ve Tarihi > Gelenek Görenek Töre

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 01-25-2008, 20:56   #1
KEMALİST
Otağ Sorumlusu
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 283
Varsayılan HAYAT AĞACI

Türklerin efsanelerinde yer alan hayat ağacı üzerine bilgisi olan varmı
__________________
UYAN DOSTUM UYAN KARANLIK UYKUNDAN
KEMALİST isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-25-2008, 22:28   #2
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HAYAT AĞACI

Türk kültüründe Ağacın önemi büyük; Orta Asya Türk inançlarına göre Hayat ağacı, Dünyanın merkezini temsil eder. Şaman, gökyüzüne ve yer altına yaptığı seyahatlerde yapraklarını merdiven olarak kullanır. Şamanızmde, İnsanların ağacın 9 dalından yaratıldıgına inanılır ve ağaç, yer ile gök arasında yani, topraktan çıkıp göğe yükselir yani, kutsal olan yere...Ayrıca destanlarda da Ağacın önemini farkedebiliriz; Oguz Kagan destanında, Oğuz Kağan'a Tanrı tarafından bır kız gönderılıyor ve bu kız ağacın içinden çıkıyor burda da ağacın kutsal sayıldıgını görüyoruz.Türk motiflerinde de ağaç ile ilgili bir çok şekil görebilirsiniz.Unutmadan, Ağaca ip bağlamak da şamanizden gelmektedir ve Alevi-Bektaşi inancında hâlâ mevcut, görebiliyoruz bunu...

(Ağaca ip,çaput vs... bağlamaya karşıyım. Hurafeliğinden değil, bu bir kültür,gelenek olarak yaşasın isterim fakat, ağacı kurutuyor. Varsa eğer, ağacın üstündeki yüzlerce çaputu topladığımız bile oldu.)

Ağaç bilgeliği ile ilgili Timur B. Davletov'un bir yazısını da ekliyorum.Konu hakkında, Türkoloji okuyan Tonyukuk kullanıcı adlı arkadaşımızın bilgisi vardır diye düşünüyorum...

HAYAT AĞACI BİLGELİĞİ


"Yeryüzünün her yönünü gösterircesine büyüyen budaklarında çıkan kahverengi tomurcuklar, ardından açılan yemyeşil yaprakların ülkesi ağaç, dünya üzerinde insanoğlundan çok daha eski bir varlığa sahiptir...

Üç yüz bin yıl önce ortaya çıkan ilk çağcıl kişiler, karşıtlıklar felsefesini bile kıskandıracak biçimde ağacın gökyüzünden vuran yıldırımla ateşin kaynağı olduğunu öğrenir. Bu ateşin kaynağı ise ölüm üzerinden insanoğluna sağlanan hayat sıcaklığıdır aslında ...

Zaman içerisinde kişioğlu, ağacın yalnızca odun olmadığını, aynı zamanda uzak bir seyahat esnasında yorucu sıcaklıktan bunalan bir yolcu için, o an gerçekten hayat suyu kadar değerli gölge anlamını ifade ettiğini de öğrenmiştir. Bu da ağacın hayat üzerinden hayat serinliğini sağlamasıdır ...

Ağacın kışın yanarak, yazın ise tüm yeşillik gücüyle yaşayarak kişiye sıcaklık ve serinliğin kaynağını oluşturması kişioğlunun, zaman zaman kendisine hakkından gelinmesi gereken bir düşman olarak algılanmasına kadar varacak doğayla tanışması yolunu açmıştır belki de ...

Bir ustanın elinde yine karşıtlıklar silsilesinden geçerek ölüm üzerinden başka bir biçime bürünmesi ve böylece yeni bir yaşam anlamını bulması da ağaca, insan dünyasında sahip olduğu dönüşüm içinde aslında manevi anlamda ölümsüzlük, ustanın düşüncelerine ise sanatsal sonsuzluk boyutunu katmaktadır.

Dünyanın çoğu kültüründe önemli bir yere sahip ağaç, hayat ağacı ya da onun daha az oranda bilinen ölüm ağacı (hayat ağacının köklerinin yukarı doğru baktığı biçimi) kültleri biçiminde varlığını sürdürmektedir. Aslında bu iki inanış biçimi de Kamlık inancında Dünya ağacında birleşmektedir, çünkü bu ağaçta hem yaşam hem de ölüm bir aradadır. Zaten karşıtlıklar birlikteliğinin ifadesi olan ağaç dünyanın birçok eski kültüründe yer aldığı mitolojik boyuttan inanç vadisine inerek örneğin tektanrılı dinlerde iyilik ve kötülük anlayışına dayalı bilginin öğrenilme kaynağı olarak karşımıza yeniden çıkmaktadır. Bu haliyle hayat ağacı bir anlamda bilge ağacı duruma gelerek Havva ya da Eva olarak biçimine dönüşerek onun üzerinden varlığına devam etmektedir. Ağacın meyvesine dokunduğuna inanılan Eva sözcüğünün anlamının “hayat” olması bu bakımdan çok anlamlıdır aslında...

Türklerde de tarihin derinliklerinden beri inanışların odağını, masal ve destanların konusunu ve hayatın beşiğini oluşturmuştur. Ağaç Türk kültür yaşantısının içerisinde her baharın gelmesiyle dirilen ve her güzün gelmesiyle sönen sonsuz bir hayat sürecini temsil etmekteydi. Belki de hayat ağacı olarak bilinen inanışın özünde bu dünya görüşü yatmaktadır, hayatın sonsuzluğu ...

Türklerde ağaç kutsaldı, ağaç yeşil doğanın simgesiydi. Doğa ise hayatın zaten özüydü...

Güçlü kökleri, geçmişi ve ataları, güçlü gövdesi şimdiki zamanı ve insanların şu anki yaşamını, güçlü budakları ise geleceği ve gelecek kuşakları, gelişmeyi temsil etmekteydi, hayat ağacının. Ağacın bütün üç kısmı da, daha doğrusu evrendeki üç dünya da aslında birbirine eşit bir denge üzerine bağlıydı ve birindeki bozulma hayat ağacının kendisinin de yok olmasına neden olabilirdi ...

Yani, geçmişi olan kişiler yalnızca, bugünü yaşadıktan sonra geleceğe doğru uzanabilirdi ve yalnızca geleceği olan kişiler hem kendilerini hem de atalarını anılarında yaşatabilirdi.

Genel olarak tarihsel bir perspektiften bakıldığında Türklerin yaşadığı bölgeler iklim ve çevre olarak ne tamamen kurak ve örtüsüz ne de tamamen buzul ve soğuktur. Bunun yerine ağaçların meydana getirdiği “yişler” her zaman yaşantımız ve dolayısıyla da kültürümüzle iç içeydi. Ağaçlar sosyal hayatımıza bile biçimlendirmiştir, denilebilir. Türklerde kan kardeşliğinin yanı sıra ağaç kardeşliği müessesesinin varlığı işte buna en iyi örnektir. Bu kurumun temelinde ise hayat ağacı kültü yatmaktaydı. Bu inanış ise her ne kadar basit gelebilse de aslında ekolojik denge bakımından oldukça işlevseldi. Çünkü bu inanışlar üzerinden kişiler hayatın kaynağı olan ağaçları satış için kesmezdi, gereksiz yere yakmazdı. Her bir soy, kardeşliğinin dayandığı ve kutsal hayat ağacı olarak kabul ettiği ağaç cinsini asla kesmezdi, bu ise genel anlamda ağaçların korunmasına hizmet etmekteydi.

Evrendeki Üst, Orta ve Alt dünyayı birleştiren hayat ağacı inanışı Türklerde, ağaç budaklarına çaputlar bağlamak yoluyla dileklerin tutulması geleneğini de kapsamaktadır. Ağaçla konuşulur, onun da tepki verdiği bilinirdi. Artık modern ölçü aygıtlarıyla kolayca saptanabilen ağacın tepki verme olayından atalarımız, bu aletlerden binlerce yıl öncesinde de haberdardı.

Atalarımız için hayatın simgesi olan ağaç, gerçekten de çevrede oksijen sağlayarak, kendisine yüklenen bu anlamı tam anlamıyla hakketmektedir. Böylece, modern bilim anlamında ‘ilkel’ olarak kabul edilen dönemde bile insanların, ağacının bu hayati işlevinden haberdar olmaları bir devrim değil midir? Belki de bize bu böyle gelebilir, oysa geleneksel bir ortamda yaşayan bir kişi için bu, duygularında patlamalara açmayacak kadar olağan bir şeydir, çünkü ağaç hayatın simgesiydi ...

Bununla birlikte hayat ağacı ya da dünya ağacı ne toprağa dayalı sınırları ne ırka dayalı etnik hudutları ne de kültürel ayırımları tanıyan gerçekten evrensel bir inanış olgusudur. Bu bakımdan bu kült dünyanın birçok kültüründe bu denli yaygın ve aynı zamanda aşağı yukarı benzer çizgiler üzerine kuruludur. Sibirya kamları (şamanları), Üst dünya ile Alt dünyanın kesişme ve birleşme yeri olan dünya ağacı üzerinden kendi metafizik yolculuklarını gerçekleştirmektedir.

Çeşitli ağaçlardan em yapılmakta ve bu anlamda hayat ağacı inanışı gerçek yaşamda da, özellikle hastalananlar için hayat vermekte ya da hayat güçlerini pekiştirmekteydi. Yani, görüldüğü gibi eski kültürümüzde inanış ve gerçek hayat aslında birbiriyle iç içe ve etkileşim halindeydi. Günümüzde ise maalesef ...

Belki de, evrenin ana ekseni olan hayat ağacı inanışına göre bizler şuanda yaşamımızın yalnızca güz mevsimini yaşamaktayız ve bir zaman geçtikten sonra Güneşin yükselmesiyle içimizdeki ağaçlar da uyanacak ve yeşermeye başlayacaktır ... "

Timur B. Davletov
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-26-2008, 22:03   #3
Oğuz Yabgu
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 518
Oğuz Yabgu - MSN üzeri İleti gönder
Varsayılan Ynt: HAYAT AĞACI

Benim bunların üzerine ekleyebileceğim pek bir şey yok aslında. Türk'ÇE ve yazar güzel noktalara değinmişler.

Ağaç Türk felsefi yaklaşımında bahsedildiği gibi hayatı, hatta bengi bir hayatı temsil ediyor. Bu Anadolu Türklüğünde unutulmaya başlamıştır ama kültürümüzde "7 Ata" bilinci bulunmaktadır. Ve bu tabloya döküldüğünde genellikle ağaç biçiminde yansıtılmıştır. Yani geçmişimizle bağlarımızı kuran bir manayı da yüklenmiştir. Daha doğrusu geçmişle bugünü ve geleceği birlikte bağlayan, bütünleştiren bir olgudur.

Şamanizm, aslında bize ait olmayan ama kenarından girdiğimiz bir inanç sistemidir. Çaput bağlamak gibi bazı adetleri buradan edindik. Yalnız geçmişten getirdiğimiz bütün unsurların Şamanizmle bağdaştırılmasını yanlış görüyorum. Türkler kendi inançları içinde (Kökteñri) ve felsefi bakışlarında, doğadaki pek çok varlığa mânâ yükledikleri bilinmektedir. Dağ keçisi, çeşitli kuşlar, Bozkurt, geyik, güneş, renkler gibi pek çok unsurun yüklenmiş olduğu anlamlar bulunmaktaydı. Genellikle yüklenen mânâ, o varlığın özelliklerinden yola çıkılarak verilmiştir. İşte "ağaç" da bana göre böyle bir varlıktır. Bunların bütünü ise Türk felsefesini, yani dünya ve hayat görüşünü yansıtır aslında. Bunların şaman inancından mı, yaksa Türk yaşam biçimi ve inancından mı kaynaklandığını belki şöyle anlayabiliriz. Mogol, Tunguz, mançu gibi Şamanist toplumlarda Geyiğin, Dağ keçisinin, Bozkurt'un bir mânası var mı? Büyük ihtimalle yoktur. Moğollarda zaten Kurt değil, köpek milli semboldür. İlk defa moğollarda Cengiz Han soyunu Kurda dayandırmıştır. Zaten annesi Türktür ve Türk boylarını kendisine yakınlaştırmak istemektedir. Bazı ortaklıklar bulunsa bile, Orta Asya'da hakim kültür hep Türk kültürü olmuştur. Bu sebeple etkilenme çoğunlukla bizden onlara yönünde gerçekleşir. İsimlerinden ünvanlarına kadar pek çok unsurları Türkçedir bu yüzden. "Cengiz" güya moğolca bir isimdir. Halbuki aslı Türkçe "Teñgiz" den gelir. Yaniz "deniz". "Altan" moğolca bir telaffuzdur ama aslı Türkçedeki "altun" dur. "Altan" aynı zamanda Türkçe bir isimdir tabi. Anlamı kızıl tan, sabahtır. Güneşin ilk doğduğu zaman dilimi.

Konuyu biraz dağıttım galiba ama zaten ağaç kavramı benden önce de oldukça iyi değerlendirilmiş. Ben de bunların üstüne başka şeyler ekleyim dedim : )
__________________
Ben Oğuz Yabgu ertim. Amtı körteçi siz, Tonyukuk boltım! Kök Türk'ke tarkat kılıntım : )
Oğuz Yabgu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 01-26-2008, 23:38   #4
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: HAYAT AĞACI

Değerli Tonyukuk verdiğin bilgiler için sağol


Anlaşılan; söylemek istediğin çok şey var ki, böyle bir hâl aldı. Aslında bir karışıklık yok ama şu şamanizm ve bahsettiğimiz sembolleri nesnel şekilde açıklarsan, bilgiler aktarırsan memnun olurum. Madem için dolu...

__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 15:07.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56