Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Toplumu Bilinçlendirme Çabaları > Edebiyat(Şiir bilen Öyküler)

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 07-05-2011, 13:48   #31
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

- Aman oğlum, demiş, bana bu anlattıklarını sakın kimselere söyleme. Bu sihirli tavuğu olsun kaptırmayalım elimizden.
- Anne ben herkese yardım etmek istiyorum.
- Çok iyi bir fikir ama onun bile yordamı var oğlum.
Keloğlan bu kolay kolay söz dinler mi! Dinlese başına bin bir dert gelir mi? Keloğlan tavuğu annesine bırakıp, koşmuş mahalleye, başlamış bağırmaya:
- Ey ahali. Duyduk duymadık demeyin. Altın yumurtlayan bir tavuğum var. onun nasıl altın yumurtladığını görmek isteyenler bu akşam bize gelsinler.. Gösterimiz herkese açıktır.
- Keloğlan delirmiş, demiş, biri..
- Altın yumurtlayan tavuk mu olurmuş? demiş bir başkası.
- Dünyada olmaz olmaz, demiş yaşlı bir adam.
- Gidip görelim.
Akşam olup, halk toplanınca, keloğlan tavuğunu ortaya çıkartmış:
- Yumurtla tavuğum, yumurtla demiş.
Daha sözünü bitirmeye kalmadan çil çil altınlar yere dökülmeye başlamış tavuktan.. Herkesin gözü şaşkınlıktan dört açılmış ! Keloğlan büyük küçük, kız, erkek demeden bütün yoksullara altınları dağıtmış.
İçlerinden bazıları Keloğlan’ın bu cömertliğini doğru bulmamış, bazıları da hasedinden çatlamış, kendi kendini yemiş. Kimi de sihirli tavuğu nasıl ele geçirebileceğini düşünmeye başlamış.
Geçen sefer kahve değirmenini çalan komşusu, bu kez keloğlan’ın elinden sihirli tavuğu nasıl ele geçirebileceğini düşünmeye başlamış. Çok geçmeden de çaresini bulmuş. Hemen çarşı pazar dolaşıp sihirli tavuğun bir benzerini aramış, sonunda bulmuş. Sonrada havanın kararmasının, herkesin evlerine çekilip, uyumasını beklemiş. İn cin ortadan çekilince de Keloğlan’ın evine varıp bakmış. Onlarda olacakları bilmedikleri için derin bir uykuya dalmışlar. Hırsız hemen tavuğu değiştirip, sevinç içinde evinin yolunu tutmuş.
Keloğlanla anası sabahleyin erkenden uyanmışlar. Uyanır uyanmaz da yumurtlayan tavuklarını görmek için kümesin yolunu tutmuşlar. Tavuğu kümeste görünce gülümsemişler. Keloğlan:
- Ana, demiş, biraz daha altınımız olsun da karnımızı doyuracak bir şeyler alalım.
- İyi olur oğul, demiş anası. Ne kadar çok altınımız olursa, o kadar iyi olur.
- Ne yapacağız o kadar altını ?
- Akşam yaptığımız gibi yok, yoksula yardım ederiz.
Keloğlan gülümsemiş, sonra kümesteki tavuğa:
- Yumurtla tavuğum yumurtla, demiş. Ama tavuk hiç oralı olmamış. ” Gıt gıt” gıdaklarla dolaşmış kümeste.
Keloğlan ne kadar:” Yumurtla tavuğum, yumurtla” dese de, tavuktan hiç bir şey çıkmamış? Ana oğul yalvarmış, yakarmış, tehdit etmiş ama nafile! Sonunda Keloğlan:
- Bu tavuk değiştirilmiş ana, demiş.
Yaşlı kadın üzüntüyle:
- İyi ki sonunda anladın benim akılsız oğlum, demiş. Büyük sözü dinlememenin daha ne kadar zararını göreceksin bakalım ! İşte altın yumurtlayan tavuğumuz da çalındı?
Keloğlan gözleri yaş içinde kalmış. Büyük sözü dinlememenin ne kadar fena bir şey olduğunu daha iyi anlamış:
- Şimdi ne yapacağız ana? demiş.
- Bilmem oğul.
- Sana dünyalar kadar iyiliği dokunan yaşlı adama gitsen..
- İyi olur ana.
- İyilik yaptığın için pişman mısın ?
- Değilim ana.
- Çok iyi.
- Acaba bana yeni bir sihirli armağan verir mi?
- Belki verir !
Uzatmayalım. Keloğlan yeniden yola çıkmış…

Acaba o yaşlı adam Keloğlana yeni bir sihirli armağan verecek mi?
Çocuklar bu masalın devamı için biraz düşünsünler bakalım. Belki bu masalın sonunu, hayal dünyası geniş bir çocuğumuz tamamlar!
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-26-2015, 12:07   #32
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Çoban Keloğlan Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde Keloğlan ile annesi, babasının yaptığı çobanlıkla geçinirlermiş. Günlerden bir gün dağda koyunları otlatırken, babasının yolunu eşkıyalar keser. Birkaç koyun isterler.
Keloğlan’ın babası da; “Bu koyunlar bana emanet” der vermez. Eşkıyalar zorlayınca Keloğlan’ın babası karşı koyar. Bunun üzerine eşkıyalar, onu acımadan öldürürler. Haber hemen köye yayılır. Keloğlan küçük yaşta babasız kalmıştır. Aradan günler geçmiş, ana oğlun geçimleri de zorlaşmış. Keloğlan, düşünmüş taşınmış köylüler yeni çoban da bulamayınca, köyün çobanlığını yapmaya karar vermiş.
Köylülerin; “Sen yapamazsın, okuman gerek” diye ısrar etmelerine rağmen, annesinin de rızasını alarak çobanlığa başlamış. Meğer Keloğlan’ın amacı babasını öldüren eşkıyaları köylülere yakalatmakmış. Sabah erkenden köyün koyunlarını alıp düşmüş yollara. Bir dağın eteklerine gelmiş. Dağın kenarından da dere geçiyormuş. Koyunlar başlamış dereden su içmeye. Keloğlan çok yorgunmuş, kendi kendine; “Şu ağacın gölgesinde biraz dinleneyim,” demiş.
Ağacın altına uzanmasıyla yorgunluktan uyuması bir olmuş. Bu arada koyunlar da susuzluklarını giderdikten sonra başlamışlar otlanmaya. Karınlarını doyurduktan sonra etrafa yayılmışlar. Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Derken akşam olmuş. Köylüler koyunların gelmediğini görünce telaşlanmışlar.
“Biz ne halt ettik, küçük yaştaki bir çocuğa bu kadar koyunu teslim ettik, inşallah başına bir iş gelmez!” demişler. Gene de içleri rahat etmemiş ve Keloğlan ile koyunları aramaya çıkmışlar. Bu arada Keloğlan, uykusundan büyük bir gürültü duyarak uyanmış. Birde ne görsün! Eşkıyalar etrafta otlayan koyunları topluyorlar.
Keloğlan; “Hey! Ağalar ne yapıyorsunuz? Onlar benim sürüm, bana emanet!” diye bağırmış.
Eşkıyalar; “Geçen yılda biri aynen senin gibi dedi, canından oldu!” diye karşılık vermişler. Keloğlan, bu eşkıyaların, babasının katilleri olduğunu anlamış. Hemen kurnazca plan kurmaya başlamış.
Eşkıyalar, Keloğlan’a yaklaşmış; “Sen şimdi bu koyunları bize vermiyor musun?” demişler.
Keloğlan; “Ağalar, ne haddime! Yeter ki benim de canıma kıymayın. Hatta biraz beklerseniz size bir sürü daha getiririm!” demiş.
Bunun üzerine eşkıyalar; “Canından olmak istemiyorsan çabuk gel!” demişler. Keloğlan, eşkıyaları kandırdığına sevinerek köyün yolunu tutmuş. Amacı, köylüleri getirip eşkıyaları yakalatmakmış. Bir süre yol aldıktan sonra kendisini aramaya çıkan köylülerle karşılaşmış. Heyecanla olanları anlatmış. Köylüler hemen Keloğlan’la birlikte sürünün olduğu yere gitmişler.
Gizlice eşkıyalara yaklaşmışlar ve birden üzerlerine atılarak eşkıyaları kıskıvrak yakalamışlar.
Keloğlan babasının katillerini yakalatmanın sevinciyle köylülere; “Babamın katillerini yakalattım, ben artık çobanlık yapmayacağım, okuluma devam edeceğim.” demiş. Sonra da mutlu bir halde evinin yolunu tutmuş.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-26-2015, 12:38   #33
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Varsayılan Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan ile Sihirli Kuş Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Bir masal ülkesinde Cankız derler, gül yüzlü, güler yüzlü bir kız varmış. Cankız, bir padişah kızıymış. Bir gün gergefini kurmuş, nakış üstüne nakış işliyormuş has bahçede derken, görülmemiş güzellikte, gerdanı kınalı, gözleri zümrüt, gagası mercan bir kuş gelmiş, gergefin üstüne konmuş. Gözlerini kızın gözlerine dikmiş, başlamış içli bir ezgiyle ötmeye.
Cankız, sanki büyülenmiş gibi ayıramamış gözlerini kuştan Neden sonra incili ipek mendilini kaldırıp atmış kuşun üstüne. Kuş, mendili mercan gagasıyla kaptığı gibi “pırr” diye kanat çırpmış, uçup gitmiş. Kız da arkasından bakakalmış. O günden sonra Cankız Sultan, her gün has bahçeye iner, özlem dolu gözlerle kuşu bekler dururmuş. Ama ne çare! Bu göz kamaştırıcı kuş bir daha görünmemiş. Küçük sultan ise kuşu bir türlü aklından çıkaramıyormuş. Kuşun özlemiyle günden güne sararıp solmuş Ülkenin tüm hekimleri, padişah kızının derdine çare bulmaya çalışıyorlarmış.
Haber Keloğlana kadar gelmiş. Keloğlan, dağlar aşmış, dereler geçmiş, çıkınındaki azığı tükettiği bir gün bir garipçe kuş gelmiş, yorgun kanatlarla bir çalı dibine atmış kendini. Keloğlan sevinmiş, “Kısmetim ayağıma geldi tutar, kızartır, yerim” demiş içinden. Usulca sokulmuş. Külahını atmış üstüne, kuşu tutmuş Bir de ne görsün? Ağzında sırma işlemeli incili bir mendil.
Keloğlan şaşmış kalmış. Bu göz alıcı renklerle bezeli kuşu kesip yemeye kıyamamış. Ağzına su akıtmış, “Bu kuş, yuvasına her zaman inci mercan götürüyorsa yaşadık” demiş. İzleyip yuvasını bulmak için kuşu salıvermiş. Kuş uçmuş, Keloğlan koşmuş; kuş uçmuş, Keloğlan koşmuş. Derelerden sel ile, tepelerden yel ile, gitmiş kuşun ardından, başındaki kel ile Sonunda, cennet gibi bin bir renkli bir bahçeye varmışlar. Kuşu kaybetmiş bahçede ama kendini kaybetmemiş Keloğlan Bahçeyi geçmiş, bir altın saray çıkmış karşısına. Saraya girmiş Kimseler yokmuş içeride.
Keloğlan şaşkın, “Buranın elbette bir sahibi vardır” diye geçirmiş içinden. Dönmüş dolaşmış, bir kapıyı açmış. Bir yemek odası görmüş. Ne isterseniz varmış sofrada. Canı çekmiş Keloğlan´ın Elini uzatıp da bir lokma alacak olmuş: “Yerse önce şehzade yer!” diye eline bir kepçe vurmuşlar. Keloğlan’ın eli şişmiş. Ne vuranı görmüş ne söyleyeni. Korkmuş Keloğlan, “Periler sarayı olmasın burası,” diye çıkıp kaçacağı sırada bir kanal sesi çalınmış kulağına. Hemen bir dolaba girip saklanmış. Biraz sonra o gerdanı kınalı, kanadı nakışlı kuş gelmiş Odanın ortasındaki su dolu altın leğenin içine dalmış İnanamayacaksınız ama bir silkinmiş tüylerini dökmüş, civan bir delikanlı olmuş.
Keloğlan gördüklerine inanamamış da olanlara akıl erdirmeye çalışırken delikanlı koynundan o incili çevreyi çıkarmış. Hem koklar hem de “Ah sultanım, nerelerdesin? Senin gözlerin de yaşlı mı şimdi?” diye gözyaşlarını silermiş. Bir süre ağlayıp söylendikten sonra yine kuş olmuş “pırr” demiş, uçup gitmiş. Keloğlan´ın ağzı açık kalmış. Hemen dolaptan fırlamış, kendini bu perili saraydan dışarı atmış. Arkasına bile bakmadan oradan kaçmış Sihirli bahçeyi geçmiş, alaca karanlıkları aşmış, düze ulaşmış. Az gitmiş, uz gitmiş; dere tepe düz gitmiş. Derken bir yerlere gelince bakmış ki bir kalabalık, bir kıyamet. Sokulmuş Keloğlan da ne oluyor, diye. Burası bir hamammış. Ülkenin padişahı, kızı Cankız Sultan´ın derdine çare bulamamış da bu hamamı yaptırmış.
Dört bir yana da haber salmış “Her kimin başından ilginç olay geçmişse gelsin anlatsın, hamamda da bedava yıkansın.” demiş. Keloğlan, başından geçen hikâyeyi Padişah’a anlatmış. Padişah; “Hamamı sana bağışladım. Ne olur bana oranın yerini göster!” diye yalvarmış Keloğlana. Böylece sihirli kuşu bulmak için yola koyulmuşlar, az gitmişler uz gitmişler; sonunda Keloğlan bin bir renkli o sihirli bahçeyi bulmuş. Altın sarayı Cankız Sultan´a göstermiş. Altın Saraya girmek istemişler ama Cankız, Keloğlan´ı tehlikeye atmak istememiş. Helalleşip ayrılmış; Cankız altın saraya girmiş, dolaba saklanmış. Biraz sonra, sihirli kuş gelmiş, silkinmiş, çok yakışıklı bir genç olmuş. Sultanın mendilini çıkararak “Bu mendili işleyen eller sağ mı? Bir daha sultanımın yüzünü görebilecek miyim?” diye ağlayıp mendille gözyaşlarını silmiş. Kız hemen koşmuş, delikanlının kollarına atılmış. Meğer bu delikanlı da insan soyundanmış. O da bir padişah oğluymuş. Masal buya nasıl olmuşsa perilerin ağına düşmüş. Bir daha da kurtulamamış tılsımlarından; Onu seven bir ihsan eli, eline değinceye dek bozulmamış tılsım. Sultan ona sevgiyle sarılınca tılsım bozulmuş, periler ülkesinden birlikte kaçmışlar. Kırk gün kırk gece düğünlerini yapmışlar ve mutlu bir yaşamları olmuş.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-27-2015, 11:30   #34
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan Mücevher Ağacı Masalı
Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. Başında saç yokmuş ama aklı deryalar denizler kadarmış. Bir ara birisi Keloğlana bir mücevher ağacının varlığından bahsetmiş. Keloğlan bunu duyarda durur mu?
Keloğlan hemen düşmüş yollara ve gide gide yolu bir ormana düşmüş. Keloğlan sağına bakmış ağaç, soluna bakmış ağaç, gitmiş gitmiş hep ağaç. Orman içinde epey bir yol kat eden Keloğlan, ormanda yolunu kaybetmemiş genç bir kızla karşılaşmış. Keloğlan sormuş:
“ Güzel kız, ormanda kayboldun mu? Anan, baban nerde? Hangi köydensin? Söyle de seni köyüne götüreyim. “ Bunun üzerine genç kız şöyle demiş:
“ Hop hop! Ne soru yağmuruna tutarsın beni! Ortada sincap yok, kuyruğu yok, sincabın ağırlığını tahmin etmeye çalışıyorsun. Sincap iki kilo gelse sana ne, dört kilo gelse bana ne? Gelelim çimenin faydalarına: Bu ormanda kaybolmadım. Anam, babam evdedir. Yapraklı Köyü’ndenim. Ormanın ne tarafında kalır bilir misin? “
“ Yapraklı mı? Adını hiç duymadım. Ormanın ne tarafında kalır, ne bileyim? “
“ Hani az önce seni köyüne götüreyim falan diyordun da. “
“ Ha, doğru ya, öyle dediydim. Seni bu koca ormanda yalnız görünce öyle şaşırdım ki, ne dediğimi bilemedim. Deyiverdim işte. Hem kız adın ne senin, söyleyiver de bileyim. Konuşma tarzın güzel de, bir acayibime gitti. “
“ Yaşa, konuşma tarzım bir kulağından girip ötekinden çıkmamış. O zaman söylediklerim iki kulağına küpe olsun. Benim adım Fatma ama erkek Fatma diye bilirler beni. Anadolu’da Fatma çoktur ama erkek Fatma deyince bir ben hafızalara düşerim. “
“ Fatma. Hem erkek hem Fatma! Nasıl oluyor bu iş?“
“ İnce iş. “
Daha sonra Keloğlan başından takkesini çıkararak şöyle demiş:
“ Fatma, söyle bakalım, ben kimim? “ Bunun üzerine Fatma sağ kaşını yukarı kaldırarak bir süre Keloğlan’ı süzmüş: “ Dur bakalım! Yoksa sen şu Keloğlan mısın? “
“ Peh, nasıl da bildin.
“Bildim işte!”
“Bu ormanda ne arıyorsun?”
Keloğlan üstünde altınlar, elmaslar, zümrütler dolu olan mücevher ağacını bulmak ve onları toplayıp, fakirlere dağıtmak istediğini söylemiş. Bunun üzerine Fatma:
“ O topladıklarının bir kısmını kendine ayıracaksın, değil mi? “ diye sormuş. Keloğlan:
“ Yok, öyle şey yok. Bir tekini bile kendime ayırsam elime yapışır. “ “ Ben de seninle gelsem, kendime bir kese altın, elmas, zümrüt alabilir miyim? “ “ İstersen al, sana karışmam ama benimle gelmene anan, baban izin verir mi? “
“ Bunun kolayı var. Bizim köye gideriz, izin isteriz. Hem köydekiler meşhur Keloğlan’ı görürler. “ Köyde, Keloğlan coşkulu bir şekilde karşılanmış. Eğlenceler düzenlenmiş, ziyafetler verilmiş. Fatma’nın Keloğlan’la gitmesi için, izin çıkmış. Keloğlan dönüşte bu köye uğrayacağına dair köylülere söz vermiş. Köyden ayrıldıktan sonra, Fatma’nın elinde çuval olması, Keloğlan’ın dikkatini çekmiş. Keloğlan sormuş:
“ Fatma, o çuval nedir? Neden onu götürüyorsun? “ “ Mücevher Ağacı’ndan kendime ayıracaklarımı buna dolduracaktım. “
“ Ne, buna mı? Ama bu dünyanın mücevherini alır, taşıması sorun olur. Bu dolunca belki geriye bir avuç mücevher kalır. “
“ Tamam işte. Sen de o bir avuç mücevheri bizim köyde dağıtırsın. Hem dünyada benden fakir insan bulamazsın. Tek dikili fidanım bile yok. Evlenecek yaşa geldim, çeyiz bohçamda bir parça kumaş yok. Bohça bomboş. Çuval mücevher dolu olunca bana tüy gibi hafif gelir. “ Keloğlan, Fatma’nın uyanıklığına ve sirke gibi keskin zekâsına hayran kalmış. Keloğlan ile Fatma, dağ-taş yürümüşler, kasabalardan, köylerden geçmişler, soğuk sulardan içmişler ve sonunda içinde mücevher ağacının bulunduğu toprakların yakınındaki bir köye gelmişler.
Keloğlan köydekilere durumu anlatmış. Köydekiler, buna çok sevinmişler. Keloğlan ve Fatma’nın yanına yol gösterici olarak Hasan’ı verip, hemen yola çıkmasını öğütlemişler. Keloğlan dönüş yolunda nasılsa bu köyden geçecekmiş. Keloğlan’ın bu köyde dağıtacağı mücevherler şimdiden göz kamaştırmış. Mücevher Ağacı bu köye çok yakınmış ama bu köyden birinin mücevherleri dalından koparması yasakmış, çünkü o zaman Mücevher Ağacı’nın kuruyacağına inanıyorlarmış. Köydekiler, her gittikleri yerde Mücevher Ağacı’nı anlatırlar, yerini tarif ederlermiş. Mücevherler toplandıkça yenisi çıkarmış. Keloğlan, oradaki köyden Hasan’ı aldıktan sonra, Fatma ile birlikte yola çıkmışlar. Üçü birlikte ileri doğru yürümüşler. Daha sonra bir dereye varmışlar.
Köylü Hasan: “ İşte geldik. Bu derenin adı Hırçın Dere. Dereyi geçtik miydi, tamam.
Fatma: “ Hırçın Dere dedin de, bu derenin neresi hırçın? Sakin sakin akıp gidiyor.”
Köylü Hasan: “ Fatma, sen onun adına aldanma. Adı hırçındır ama akışı hırçın değildir. Sessizce akıp gider. Kendimi bildim bileli adı hep Hırçın Dere’dir. Eskiler adına öyle demişler. Korkmayın, bu derenin en derin yeri diz boyunu geçmez. “ Derenin karşı kıyısına ulaştıklarında; “Mücevher Ağacı, biraz ileride. Bundan sonra yola bensiz devam edeceksiniz. Patika yol, sizi Mücevher Ağacı’na götürür. Dönüş yolunda başka yol aramayın. Bu, zaman kaybı olur. İlla ki, bizim köyden geçeceksiniz. Ee beni de bolca görürsünüz. Her attığım adımın hakkını isterim. Size boşuna kılavuzluk yapmadım değil mi?” der.
Bunun üzerine Keloğlan:
“ Tamam, Hasan Ağa. Sana bolca, sizin köydekilere azarca dağıtacağız. Sonrasında geriye bana ne kalacak da, fakirlere dağıtacağım. “
Köylü Hasan: “ İyi dedin, Keloğlan. Yalnız benden duymuş olma, ben ve bizimkiler senin elinde ne varsa sahipleniriz ama toplayıcının yanındakine karışmayız. Ondan hak iddia etmeyiz. Fatma’nın elindekiler firesiz geçer. Bilmem durumu anladın mı? “ Fatma’nın elindeki çuvalı Keloğlan’a gösterip gülümsediğini gören köylü Hasan:
“ Bak Keloğlan, Fatma işin gerçeğini anlamış, sor da sana anlatsın. Yolunuz açık, çuvallarınız dolu olsun. Hemen düşün yola erken dönesiniz, sizin için yoruldum beni de göresiniz
Geceler geceleri gündüzler heceleri kovalamış. Sonunda, Keloğlan ile Fatma, Mücevher Ağacı’na varmışlar. Mücevher Ağacı’nın dalları zümrüt, elmas ve yakutla doluymuş. Keloğlan’ın takkesini çıkararak Mücevher Ağacı’nın karşısına oturmasına aldırmayan Fatma, yanında getirdiği çuvalı açarak alt dallardaki mücevherleri toplamaya başlamış. Dikkatle Fatma’yı izleyen Keloğlan, Fatma’nın ne kadar hızlı hareket ettiğini görünce şaşırıp kalmış.
Aradan zaman geçmiş, Fatma çuvalı doldurmuş, çuvalın ağzını bağlamış, çuvalın ipini beline dolamış. Keloğlan ağaca çıkmış, üst dallarda kalmış mücevherleri kesesine ve ceplerine doldurmuş. Dönüş yolunda Keloğlan ile Fatma, Hasan’ın köyüne uğramış. Keloğlan’ın bir karışlık kesesi, bir dakikada boşalmış. Fatma ise, Hasan’dan eşeğini bir avuç elmasa satın almış. Mücevher dolu çuvalı eşeğe yüklemiş.
Keloğlan ile Fatma, günler sonra Fatma’nın köyüne varmış. Bir çuval mücevheri gören köylülerin ağzı kulaklarına kadar açılmış. Yüzlerce köylü, Fatma ile eşeğin etrafına toplanmış. Oynayanlar, zıplayanlar, takla atanlar pek çokmuş. Keloğlan kenarda, kıyıda tek başına kalmış. Buraya ilk geldiğinde iltifat edenler ortada yokmuş. Keloğlan sol eliyle takkesini çıkarıp, sağ eliyle başını kaşımış, sonra iki elini beline dayayıp etrafına bakınmış. Demek bu köyde benim hiç değerim yokmuş, diye düşünmüş. Cebinden çıkardığı iki elması yakınındaki iki köylüye vermiş.
Keloğlan elmas dağıtıyor, diye köylüler bağırmış. Bütün köy halkı, Keloğlan’ın peşine düşmüş. Keloğlan kaçmış, köylüler kovalamış. Keloğlan ormanda izini kaybettirip, köylülerden kurtulmuş. Ertesi gün Fatma’nın yanına gelen Keloğlan birkaç günlüğüne köyüne gideceğini ve oradaki fakirlere mücevher dağıtacağını söylemiş. Eğer yolda fakir görürsem onları da boş geçmem, demiş.
Fatma: “ İyi git de Keloğlan, ceplerindeki bir avuç mücevherden başka neyin var? O kadarı kime yeter. “ demiş.
Keloğlan: “ Var canım, olmaz olur mu? Sen çuvalı doldurur gelirsin de Keloğlan o kadarcık mücevhere kanar mı? Bak mintanımın altı mücevher dolu, demiş ve mintanının üstünü çıkarmış. Yola çıkmadan önce anama iki fanilamı alttan diktirmiş ve içine cepler yaptırmıştım. Ben bu yolculuğa fakirler için çıktım ve onlara destek olacağım. İtiraf et Fatma, sen bile bu ince düşüncemi anlamadın, değil mi? “
Fatma: “ Doğru, ben bile anlamadım. Sana boşuna Keloğlan dememişler. Karlar altındaki bir köye gider, buz satarsın. Güle güle git Keloğlan, fakirlere mücevherleri dağıt, onları sevindir. Ben de bu çuvalın bir kısmını vereyim, fakirlere dağıt, bir kısmını da bu köyde dağıtacağım. Kalan yarım çuval mücevher sana da yeter bana da yeter. “
Keloğlan Şaşkın şaşkın Fatma’ya bakarak; Bu bir evlenme teklifi mi yoksa? Diye sorar.
Fatma; “akıllı insana tarif gerekmez, senden akıllısını hiçbir yerde bulamam demiş .
Keloğlanla Fatma evlenmişler ve yakınlarındaki insanlarla beraber mutlu bir yaşam sürdürmüşler.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-28-2015, 22:38   #35
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan ile Balık Masalı
Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken “imdaat, beni kurtarın!” diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimseyi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık “imdaat beni kurtarın!” diye bağırıyor. Meğersebalık sudan bir şekilde kıyıya vurmuş, kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş. Keloğlan balığı tuttuğu gibi suya atmış.
Balık:
– Keloğlan benim hayatımı kurtardın. Sana minnet borçluyum. Sana hediye vermek istiyorum. Dağdan dönüşte bana uğra sana bir şey söyleyeceğim, der. Keloğlan dağdan döner. Suyun yanına gelir. Balık suyun kenarındadır. Balığa:
– Dönüşte bana uğra demiştin. Geldim, söyle ne diyeceksin?
– Şu dağı görüyor musun?
– Evet görüyorum?
– O dağın arkasında bir torba var. Falan yerde, git onu al, ihtiyacın olunca: Açıl susam açıl! dersin açılır. İhtiyacını karşılarsın. İhtiyacını karşılayınca: Kapan susam kapan! dersin kapanır. Fakat bu sırrı kimseye söyleme ki çaldırırsın, der. Keloğlan dağın arkasındaki torbayı alır. Eve getirir. Eve gelince anasına:
– Ana, ana! Bana bir balık bunu verdi, der. Anası:
– Keloğlum, keleşoğlum! bir balıktan ne beklenir. Nedir onun içindeki diye merak eder.
Keloğlan :
– Açıl susam açıl dersin açılır. Her istediğini verir. Kapan susam kapan deyince kapanır der. Keloğlan anasının yanında bunları söyler ve kocaman bir sofra açılır. Görmediklerini ve yemediklerini yerler. Karınlarını iyice doyururlar.
Keloğlan anasına:
– Ana ben bunu komşulara göstereceğim, der.
Anası:
– Keloğlum, bundan kimsenin haberi olmasın. Sır saklamasını bilmelisin. Yoksa çalarlar der. Keloğlan anasını dinlemez, gider komşuları çağırır, olanları anlatır. Torbayı gösterir açıl susam açıl der her istedikleri gelir. Komşularla birlikte yerler içerler. Kötü komşulardan birisi Keloğlan’ı kıskanır ve torbanın aynısını yapar, Keloğlanın sihirli torbası ile yer değiştirir. Ertesi gün Keloğlan karnı acıkınca torbaya:
– Açıl susam açıl! der torba açılmaz. İki kere daha der yine açılmaz. Keloğlan tekrar ormanın yolunu tutar. Suyun kenarına gelir. Balığa der ki:
– Balık, balık! Senin verdiğin torba birinci gün çalıştı. İkinci gün pıss… der.
Keloğlan sana bir torba daha var, aynı yerde git onu al. Ama kimseye gösterme, sırrını söyleme der. Keloğlan gider aynı yerden ikinci torbayı da alır eve getirir. Anasına:
– Ana ana! Balık bana bir torba daha verdi, der. Keloğlan ikinci torbayı da açar bakar ki bir de ne görsün? Sihirli bir değirmen. Çevirdikçe para çıkarıyor. Anası:
– Keloğlum, bunu bari kimseye gösterme, çalarlar yine parasız kalırız der. Keloğlan balığın da anasının da sözünü dinlemez yine komşuları çağırır. Sihirli değirmenin hünerlerini gösterir. Kötü komşu kötü bir değirmen yaparak, sihirli değirmeni ile yer değiştirir. Ertesi gün Keloğlan değirmeni çevirir çevirir para çıkmaz. Yine ormanın yolunu tutar. Balığa:
– Balık, balık ! Senin verdiğin değirmen birinci gün iyiydi, ikinci gün pıs…. Balık bu sefer kızar:
– Bak Keloğlan, bu son şans. Yine aynı yerde bir torba daha var. Git onu al. Dediklerimi yap der. Keloğlan eve gelir anasına:
– Ana ana! Bak bana balık bir şans daha tanıdı der. Keloğlan üçüncü torbayı da açar ve içine bakarlar ki bir tokmak. Bu tokmak, vur tokmağım vur! deyince çalışır. Dur tokmağım dur deyince durur. Balık bu tokmağı hırsızları cezalandırmak için vermişti. Keloğlan tokmağı anlatmak için komşularına gösterir. Vur tokmağım vur deyince tokmak kötü komşunun başına vurmaya başlar. Onu eşek sudan gelinceye kadar döver.
Keloğlan:
– Demek bütün sihirli torbalarımı sen çaldın? ha! Der.
Kötü komşu:
– Hayır ben çalmadım, dedikçe tokmak vurur.
Sonra:
Evet ben çaldım, toprağın altına gömdüm. Gider bakarlar ki sofra çürümüş, değirmen paslanmış. Bu sırada tokmak Keloğlan’ın başına da vurmaya başlamış. Keloğlan acısından tokmağı nasıl durduracağını unutmuş. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yer. Sır tutmamanın ve anasının, büyüklerin sözünü dinlemememin cezasını çeker. Evet, sizde büyük sözü dinlemez ve gerekli yerde sır tutmazsanız başarılı olamazsınız.

Anadolumuzun zenginliği bitmez tükenmez. Keloğlan, Nasrettin Hoca, Karagöz, Hacivat, Kavuklu, Pişekar vs. gibi kahramanlarımız var oldukça bu zenginlik gelecek kuşaklara bırakıt olacaktır. Anadolu masal ve hikayelerimizi çocuklarımıza anlatım yada okuma ya da görsel olarak aktarmak boyun borcudur...
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-29-2015, 15:30   #36
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan ve Çilli Tavuk Masalı

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, uzak ülkelerden birinde bizim Keloğlan yaşarmış. Keloğlan kelmiş, keleşmiş ama özellikleri pek bir güzelmiş. İnsanlarla ilgilenir,arkadaşlarına iyi davranır, hayvanları sever fakat çalışmaktan pek hoşlanmazmış. Anası ona ne zaman bir iş buyursa bir bahane uydurur, anası kızınca da oraya buraya saklanır dururmuş.
Günlerden bir gün evin kapısının önünde uyuyup dururken kısa boylu bir çocuk yanına yaklaşmış:
– Hişt keloğlan, keleşoğlan, annesini üzen oğlaaannn, diye bağırmış. Keloğlan hemen arkasını dönmüş, uykusuna devam etmiş ve bir rüya görmeye başlamış. Rüyasında uzun bir yolda yürüyormuş, yürürken önce bir tavukla karşılaşıyormuş,
Tavuk;
– Ah keloğlan bir bilsen başıma gelenleri, ne desem ne etsem bilmiyorsun olup bitenleri önce sana anlatayım istersen diyerek, tilkilerin kendi kümesleri önünde nasıl gezdiklerini anlatmış durmuş. Keloğlan tam ona yardım etmek isterken, uyanmış… Uyanmış bir de ne görsün, onların evindeki çilli tavuk tam göbeğinin üstünde oturmuyor mu? Onu kanatlarından tutmuş hemen koşturup kümesin içine koymuş. Çilli horoz neye uğradığını şaşırmış ama keloğlan rüyanın etkisinde olduğu için tilkinin çilli tavuğu götüreceğini düşünmüş.
Birkaç gün sonra aynı rüyayı gören keloğlan kümesteki tek tavukları olan çilli tavuğu alıp, kendi yatağında yatırmaya başlamış. Anası bu işe pek kızmış, ne işi varmış tavuğun yatakta, adam gibi kümese koysaymış ya. Keloğlan gözlerini ne zaman kapasa tilkinin çilli tavuğu kaçırdığını görüyormuş. En sonunda bakmış ki olmayacak, tilkiyi ziyaret etmeye karar vermiş. Tilki bizim keloğlanı görünce çok sevinmiş, onu yuvasına davet etmiş, bizimki tilkinin yuvasına girmiş bir de ne görsün, bütün köyün kümeslerinden çalınan tavuklar tilkinin orada değil mi? Görmüş ama görmemezlikten gelmiş…
Tilki her zamanki gibi bir plan peşindeymiş ama keloğlanın aklının ne kadar çabuk çalıştığını hesaba katmamış. Tilkinin yuvasında biraz oturan keloğlan izin istemiş ama tilki ona izin verir mi hiç? Onun planı keloğlanı da bir kafese kapatıp yemekmiş. Keloğlan önce bir hoplamış, duvarda asılı duran meşaleyi alıp kendi kel kafasına tutmuş, buna bakan tilkinin gözleri kamaşmış, keloğlan bu sırada oradan uzaklaşmış. Tilki onu elinden kaçırdığı için mutsuz, keloğlan ise kahkahalar atacak kadar mutlu kaçarak uzaklaşmış. Daha sonra köylerde tavuğu çalınan ne kadar köylü varsa onları toplayıp gelmiş, köylüler o kadar sinirlilermiş ki, bizim tilki evini barkını bırakıp kaçmış. Bir daha da onu oralarda gören olmamış .
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 11-30-2015, 12:37   #37
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan Açıl Sofram Açıl Masalı
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok yoksul bir karı-koca varmış. Öyle yoksul, öyle yoksullarmış ki, bir kel oğlancıklarına bile gereği gibi bakamazlarmış. Keloğlan da, inadına, hiçbir şeye aldırış etmeyen bir insanmış.
Günün birinde, Keloğlan’ın annesi oğluna seslenmiş:
— “Hadi, Keloğlan, al şu darıları değirmene götür, öğüt de getir, ekmek yapayım, akşama yiyelim.”
Keloğlan darı çuvalını yüklenmiş. Tam değirmene geldiği sırada bakmış keklikler yiyecek arayıp duruyorlar.
— “Bunları da Tanrı yarattı!” deyip darıları kekliklere saçmış.
Akşama eve döndüğünde anasına;
— “Değirmenci yoktu, darıları bıraktım geldim, ana.” demiş.
Ertesi sabah gene değirmene yollanmış. Darıları saçtığı yere gelince elindeki değneği hızla yere çalmış. Bir de bakmış karşısına bir dev dikilmiş. Keloğlan, hiç korkmadan, deve bağırmış:
— “Tez ver darılarımı! Onları sen yedirdin kekliklere. Ben şimdi ne diyeceğim anama?”
Keloğlan’ın bu aldırmazlığı devin pek hoşuna gitmiş.
— “Al şu sofrayı. Acıkınca: “Açıl, sofram, açıl!” der. Karnını doyurursun.” demiş, Keloğlan’a bir tepsi vermiş.
Keloğlan: “Açıl, sofram, açıl!” deyince, sofranın üstünde en seçme yemekler belirmemiş mi!Keloğlan tıka-basa karnını doyurmuş.
Gelgelelim bir gün, nasıl olmuş sa olmuş, hırsızlar Keloğlan’ın sofrasını çalmışlar. Bunun üzerine Keloğlan gene değirmen yoluna düşmüş. Artık alıştı ya; vurmuş değneğini yere. Bu kez de sofra değil, bir eşek vermiş. Keloğlan eşeğin başını tutup çevirince, hayvandan altınlar dökülmeye başlamış. Sonra Keloğlan eşeğine binmiş, hamama gitmiş. Eşeği kapıya bağlamış Hamamcıya da: “Sakın eşeğin başını çevirme!” diyerek sıkıca tembih etmiş ama, adam eşeğin başını çevirmiş. Altınları görünce aklı başından gitmiş Eşeği değiştirmiş, başkasını bağlamış.
Keloğlan doğru gene değirmen yoluna. Devi bulmuş, olanları anlatmış. Bu kez dev ona bir topuz vermiş.
— “Bir şölen ver… Hamamcıyı da, bütün tanıdıklarını da çağır…” demiş.
Şölenden sonra, konuklar giderken, topuz içlerinden birini kıstırmış.
— “Çabuk, sofrayı geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya.
Adam bakmış ki kurtuluş yok, gitmiş getirmiş sofrayı.
Topuz, hamamcıyı da kıstırmış.
— “Çabuk, çaldığın eşeği geri getir!” diyerekten başlamış adamın kafasına kafasına vurmaya. Getirinceye kadar yakasını bırakmamış.
Keloğlan padişahın kızıyla evlenmiş. Bu sofrayla eşek sayesinde karısıyla, annesiyle uzun yıllar yaşamışlar. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 12-01-2015, 18:15   #38
kobali
Bölüm Sorumlusu
 
kobali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
Bulunduğu yer: Antalya
İletiler: 1,312
Post Cevap: KELOĞLAN HİKAYELERİ

Keloğlan ile Sihirli Değnek Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir memleketin birinde bir ihtiyar ana, ihtiyar ananın da bir kel oğlu varmış. İhtiyar anacığıyla küçük bir kulübede yaşarlarmış. Keloğlan her gün dağdan topladığı odunları sırtlar, kente götürüp satar, aldığı para ile ana-oğul kıt kanaat yaşayıp giderlermiş.
Bir gün Keloğlan yine odun topluyormuş. «Anacığıma daha iyi yiyecekler alayım.» diye düşünmüş. Her gün topladığı odunun iki katını toplamış. Sırtlamış, yola koyulmuş.
O gün hava pek sıcakmış. Sıcak bir yandan, ağır yük bir yandan, Keloğlan iyice bunalmış. Dibinden soğuk bir su kaynayan çınarın altından geçiyormuş. Suyun serinliği yüzüne vurmuş. Bir soluk almak için yükünü yere bırakmış, derin bir «Oooof!» çekmiş.
İşte tam o sırada, suyun kaynadığı yerden bir kara adam çıkmış karşısına. Adamın bir dudağı yerde, bir dudağı gökteymiş. Ödü kopmuş Keloğlan’ın!
— «Benden ne istiyorsun?» diye bağırmış adama. Korkudan tir tir titriyormuş.
Adam, tatlılıkla: «Beni sen çağırdın.» demiş.
Keloğlan: «Ben kimseyi çağırmadım, sırtım acıdı da bir «Ooof!» çektim.» deyince adam: «Benim adım Of’tur, çağırdın da geldim işte.» demiş, Keloğlan’a bir kutu uzatmış: «Al bu kutuyu, senin olsun. Sakın ona «Açıl, kutum!» demeyesin.» dedikten sonra gözden kaybolmuş.
Keloğlan kente varmış, odununu satmış, anacığına iyi yiyecekler almış, köyüne gelmiş. Anası, oğluna elindeki kutunun ne olduğunu sorunca Keloğlan başından geçenleri anlatmış.
— «Yalnız,» demiş, «sakın bu kutuya: «Açıl, kutum!» deme.» diye sıkı tenbih etti adam bana.»
Keloğlan bu sözü söyler söylemez, kutu açılıvermiş, her türlü yiyecek bulunan bir sofra serilivermiş ortaya. Ana-oğul yemişler doyasıya. Sofra açık durmuş bir süre. Neden sonra Keloğlan’ın aklına «Kapan, kutum!» demek gelmiş.
Bu sözü söyler söylemez kapanıvermiş kutu kendiliğinden, yemekler de kutunun içine girmiş hepten.
Keloğlan yine oduna gidiyormuş ama, artık yiyecek almıyormuş kazandığı para ile. Giyecek, ev eşyası alıyormuş; biraz da para biriktiriyormuş. Ana-oğul acıktıkça: «Açıl, kutum.» diyorlarmış kutuya, hemen önlerine kocaman bir sofra serili veriyormuş.
Gel zaman, git zaman… Keloğlan’ın aklına padişahı yemfeğe çağırmak esmiş bir gün.
Anası: «Olmaz, oğlum, padişah bu kulübeye gelmez, oğlum!» demiş durmuş ama, söz dinletememiş.
Keloğlan: «İlle de padişahı yemeğe çağır!» deyip tutturmuş.
Kadıncağız çaresiz kalmış, gitmiş saraya. Padişahı yemeğe çağırmış kulübelerine. Padişah bu çağrıya şaşmış ama, merak da etmiş.
—«Gelelim!» demiş.
Bir akşam padişah, vezirini yanına alıp gelmiş kulübeye. Keloğlan yere bir hasır sermiş, minderler koymuş, ağırlamış padişahı. Sonra kutusunu getirmiş, orta yere koymuş:
—«Açıl, kutum!» demiş.
Yine kocaman bir sofra çıkmış
ortaya. Her türlü yemek varmış içinde. Yemişler, içmişler. Padişahla veziri bu yoksul evde bu denli güzel bir sofranın bulunmasına şaşmışlar, imrenmişler kutuya.
Herkes doyunca, Keloğlan: «Kapan, kutum!» demiş.
Sofra kendiliğinden toplanıp kutuya girmiş. Saraya gitme vakti gelince konuklar ayağa kalkmışlar. Kapıdan çıkarlarken, vezir rafta duran kutuyu gizlice aşırmış, koltuğunun altına koyup çıkmış.
Neden sonra, Keloğlan’la annesi kutunun çalındığını anlamışlar, başlamışlar ağlamaya, dövünmeye. Keloğlan ertesi sabah yine ağlayarak yola koyulmuş. Gitmiş koca çınarın altına. İçini çekerek: «Ooof!» demiş.
O kapkara adam yine çıkmış karşısına.
—«Ne istiyorsun?» diye sormuş.
Keloğlan başından geçenleri anlatmış. Bu kez kara adam ona bir değnek vermiş.
—«Sakın buna «Tık, değnek!» deme!» diye tembih etmiş, kaybolmuş.
Keloğlan eve gelmiş, olup bitenleri anasına anlatmış, sonra da: «Buna «Tık, değnek!» demeyeceğiz!» demiş.
Bu sözü söyler söylemez değnek yerinden fırlamış, inmiş Keloğlan’ın sırtına. Başlamış onu pataklamaya.
Keloğlan, iyi bir dayak yedikten sonra: «Dur, değnek!» demeyi akıl etmiş de kurtulmuş dayaktan; yoksa öldürecekmiş onu sihirli değnek.
Keloğlan dayağı yedikten sonra biraz düşünmüş.
—«Ha! İş kolaylaştı şimdi!» demiş kendi kendine.
Sarayın yolunu tutmuş. Saray kapıcıları Keloğlan’ı içeri sokmak istememişler. Keloğlan da: «Tık, değnekl!» deyivermiş. Değnek inmiş kapıcıların kafasına, sırtına. Bir ona, bir buna vuruyormuş. Bakmışlar olmayacak, dayaktan ölecekler, yalvarmışlar Keloğlan’a:
—«İçeri girebilirsin.» demişler.
O da, sihirli değneğini durdurmuş, dalmış içeri. Doğru padişahın odasına. Bakmış padişahla veziri oturuyorlar.
—«Tık, değnek!» demiş hemen.
Değnek görevini yapmaya koyulmuş, bir padişaha, bir vezire… Bir padişaha, bir vezire. Bakmışlar olmayacak. Keloğlan’a yalvarmışlar, ne istediğini sormuşlar.
Keloğlan: «Kutuyu vermezseniz değnek durmaz.» demiş.
Vermişler kutuyu; o da, durdurmuş değneği. Kutuyu, değneği almış, çıkmış saraydan.
Aradan günler geçmiş. Keloğlan o kulübede yaşamaktan bıkmış. Yine gitmiş koca çınarın altına, derinden bir «Ooof!» çekmiş. Kara adam yine çıkmış karşısına. Bu kez biraz sertmiş:
—«Yine mi geldin? Başına neler geldi?» diye sormuş.
Keloğlan: «Kulübede yaşamaktan bıktım artık. Daha iyi bir ev istiyorum.» demiş. Adam da ona bir eşek vermiş.
—«Sakın buna: «Anır, eşeğim!» demeyesin.» demiş, kaybolmuş.
Keloğlan, eşeği eve getirmiş. Artık büyünün içyüzünü biliyor ya.
—«Anır, eşeğim!» demiş.
Eşek anırmaya başlamış. Her anırmada ağzından bir altın fırlamış. Kısa zamanda zengin olmuş Keloğlan. Kente gitmiş, kendine güzel bir köşk yaptırmış. Anasıyla birlikte yerleşmiş içine.
__________________
ÖNCE VATAN
kobali isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 12:06.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56