Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Toplumu Bilinçlendirme Çabaları > Serbest Kürsü

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 12-23-2009, 23:58   #1
Tanrıkut
Yönetici
 
Tanrıkut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
İletiler: 2,182
Varsayılan Mevlana Türktür

Metin Celâl

MEVLANA YILINI KUTLAMAYACAK MIYIZ?

Yaşar Kemal: "Ben hayatımda 'Kürt yazarıyım' demedim. Türk yazarıysam Türk, Kürt yazarıysam Kürt yazarıyım, ne olmuş yani. Bazıları bunu utanmadan yazıyor. Ben hiç Kürtçe yazmadım. Mevlana'ya da 'bir Türk şairidir' de bakalım. Mevlana, Farsça yazmıştır. Fars edebiyatının başında gelir. Mevlana ne kadar Türk ise ben de o kadar Kürt'üm" demiş (27.01.2007).

Yaşar Kemal, kendi açısından haklı, yazarlar hangi dilde yazıyorlarsa o dilde yaşarlar, oralıdırlar. Yaşar Kemal de Türkçe yazdığı için kendini Türk yazarı olarak görüyor. Ama yaptığı karşılaştırmada Mevlana ile ilgili niteleme, "Mevlana'ya da 'bir Türk şairidir' de bakalım" sözü ne denli doğru tartışmaya değer.

Yıllardır Mevlana'nın milliyeti, Türklüğü tartışılıyor. Özellikle Mevlana'nın dünya çapında önemli olduğunu bilen ve onu sahiplenmek isteyen ülkeler bu tartışmayı açıyor. Çünkü Mevlana'yı sahiplenmek istiyorlar. Örneğin,1973'de, UNESCO'nun Paris'teki merkezinde Türk, Afgan, İranlı, Mısırlı ve Pakistanlı bilim adamlarının katıldığı toplantıda da Mevlana'nın Türk olup olmadığı yolunda tartışılmış ve sonunda bir bilim adamının Mevlana'nın Dünya'ya mal olmuş bir kişilik olduğuna karar verilmiş.

İlginç bir rastlantı ama, bu yıl yine UNESCO'nun kararı ile Mevlana'nın 800. Doğumunu kutluyoruz ve yine aynı iddia dile getiriliyor. İran Kültür Bakanı Muhammed Hüseyin Harandi, "Mevlânâ hiçbir eserini Türkçe yazmadı. Bütün eserleri Farsça. Dolayısıyla Mevlânâ'nın yaş günü kutlamaları için gerçek merkez Türkiye değil, İran olmalıdır" diyor.

İlk bakışta bu iddialar doğru gibi görünüyor ama o yüzyılda (hatta yüzyıllarca) Türkçe'nin Anadolu'da ileri bir şiir dili olarak daha gelişmediğini, Mevlana'nın da bu yüzden şiirlerini Farsça yazdığını biliyorsanız düşünceniz değişir. Mevlana 13. Yüzyılda yaşamış. Doğumu 1207, ölümü 1273. Bir çok yerde olduğu gibi Anadolu'da da edebiyat dili Farsça. Ahmed-i Dai, Ali Şir Nevai, Cem Sultan, Dehhani, Gülşehri, Kadı Burhaneddin, Nefi, Nesimi, Nevi gibi bir çok şairin Farsça divanı var. Konuyla ilgili yazan Dursun Gürlek de o dönemde Farsça'nın edebiyatta yaygın bir şekilde kullanıldığını belirtiyor ve Mevlevi kültürünün önemli temsilcilerinden kabul edilen Refi Cevat Ulunay'dan bir alıntı yapıyor, (2 Mart 1968 Milliyet) "(Mevlana hakkında yapılan uluslararası bir toplantıda) İranlı delege Mevlânâ'nın milliyetinden bahsederek onun Fars kültürü ile yetişmiş olduğunu ve bütün eserlerini, hatta dünyanın en büyük eseri olan "Mesnevi"yi dahi Farsça yazdığını ileri sürerek Mevlânâ'nın İranlı olduğu tezini kat'i bir lisan ile müdafaa ediyor. Mısır delegesi Mevlânâ'nın en büyük ceddinin Hazret-i Ebubekir olduğuna göre Mevlânâ'nın Arap olduğunu iddia ediyor. Afgan delegesi: -Mevlana (Belh)'de doğmuştur, diyor. O halde Belhli, yani Afganlıdır. Bizim delegemiz: -Mevlana'nın Horasan Türklerinden olduğu bütün dünyaca malumdur. Mevlana'nın şiirlerini ve eserlerini Farsça yazması bu lisanın daha zengin ifade kudretine sahip olmasından ileri geliyor. İbn-i Sina da eserlerini Arapça yazardı, İbn-i Sina Arap mıdır? Milliyetin insanla taayyün edeceğini (belirleneceğini) zannedenler, cahil şovenlerdir. Sonra Mevlana Belh'den çıktıktan sonra Konya'da yani yüz de yüz Türk olan bir memlekette tavattun etmiş (yerleşmiş) ve ömrünün sonuna kadar orada kalmış ve orada vefat etmiş. Dahası var: Mevlana Türk olduğunu kendisi söylüyor: Aslem Türkest egerçi göyem (Hinduca söylesem de aslım Türktür.)"

Hasan Ali Yücel, Mevlana'dan çevirdiği Rubailer'in (Türkiye İş Bankası Kültür Yay.) başına almış bu rubaiyi. Tamamı şöyle; "Yabancı bellemeyin, ben de bu eldenim. Sizin diyarınızda kendi ocağımı aramaktayım. Düşman gibi görünüyorsam da düşman değilim. Hintçe söylüyorum ama aslım Türktür." Mevlana israrla Türk olduğunu söylüyor ama 800 yıldır bazılarını tatmin edemiyor. Oysa biz "Ne mutlu Türküm diyene!" sözüne uyarak "Türküm" diyebilen herkesin Türk sayılacağını sanıyorduk! Dünya şiirinin en önemli eserlerinden Leyla ile Mecnun'un şairi, Türk şiirini yüzyıllarca etkilemiş, Türkçe divanı olan Fuzuli'yi nasıl başka milletlere hediye ettilerse Mevlana'ya da aynı şeyi yapmak istiyorlar.

Mevlana'nın Türk olup olmadığı tartışması yetmiyor ki iş daha da ileri götürülüyor, Türk düşmanı olduğu, hatta Moğol ajanlığı yaptığı bile iddia ediliyor. Prof. Dr. Mikail Bayram bu düşünceyi ileri sürenlerdenmiş. "Ceviz Kabuğu" programında (27.04.2002) özet olarak "Mevlana o dönemde Moğolların yanında yer alarak Türkmenlerle mücadele etmiştir. Hacı Bektaş'a, Nasrettin Hoca'ya ağır hakaretlerde bulunmuştur. Bütün bunları yaparken hedefi, Moğollara hizmet etmektir. Moğollar da kendisine para veriyorlar. Moğollar Mevlana'yı desteklediler, Mevlana'yı Anadolu'nun şeyhi, "Şeyh-i Rum" yaptılar. Mevlana'ya intisap etmeyenlerin şeyhliğini kabul etmediler, özel bir ferman çıkardılar. Mevlana İrancıdır, İranlıdır ve İranî tasavvufun mümessilidir. Türkçe bilmez. Kendisi Türkçe bilmediği gibi oğulları da, oğlu da Türkçe bilmiyor. İran tasavvufunun Anadolu'daki temsilcisidir" demiş. Prof Bayram yalnız değil, onun gibi düşünenler, hatta Mevlana'nın, Moğollar'a karşı çıktığı için Nasreddin Hoca'yı öldürttüğünü iddia edenler bile var.

Osman Nuri Küçük, "Mevlana ve İktidar: Yöneticilerle İlişkileri ve Moğol Casusluğu İddiaları" (Rûmi Yayınları, Şubat 2007) adlı araştırmasında bu iddiaları tartışıyor. Mevlana'nın eserlerinden yola çıkarak ve o zamanın tarihsel gelişmelerini de sıralayarak tarihsel tutarsızlıkları, yorumların zorlama olduğunu yazıyor. Küçük, yapılan alıntıların da yanlış anlaşıldığını (çarpıtıldığını) örneklerle gösteriyor. Mevlana'nın Moğollarla bir ilişkisi olmamış, konuşup, görüşmemiş. Kronolojik olarak karşılaştırıldığında bir çok tarihsel tutarsızlıklar var, örneğin Moğollara karşı çıktığı için Mevlana'nın öldürttüğü söylenen Nasreddin Hoca'nın Mevlana'dan on yıl sonra, 1285'de ölmesi gibi... Üstelik Mevlana, Moğollar hakkında da hiç de iyi olmayan sözler etmiş. Bu sözleri eserlerinde yer alıyor.

Yaşamının büyük bir bölümünü Türkiye'de geçirmiş Dünya çapında önemli bir din, felsefe ve edebiyat adamının kendisinin Türk olduğunu söylemesine rağmen Farsça yazdı diye dışlanması, Türklükten çıkarılması, İranlı sayılmasını hiç anlayamıyorum. Mevlana'nın dışlanma çabalarının altında onun hoşgörü felsefesinin, İslamı tasavvufi yorumlamasının da yattığını söylüyorlar. Sünni bakış açısının Mevlana'yı hoş karşılamadığı kanısı hakim. Mevlana'nın mesnetsiz suçlamalarla hedef haline getirilmesinin hem halkın gözündeki büyük itibarının düşürülmesi hem de önümüzdeki seçimlerde milliyetçi oyları kazanmak isteyenlerin bir politikası olduğunu, o nedenle de Mevlana Yılı'nın kutlanmayacağını, bir iki sempozyumla, sema gösterisi ile adet yerini bulsun diye yapılan etkinliklerle geçiştirileceğini kanısı hakim.

33. UNESCO Genel Konferansında Mevlana'nın 2007 yılında doğumunun 800. yıldönümünde anılması kararı alınmış. Kararın alınmasında Kültür Bakanlığı'mızın da girişimleri önemli rol oynamış. Afganistan ve Mısır'dan da söz ediliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen, "Unesco, Mevlana'nın 2007 yılında tüm üye ülkelerde anılması yolunda karar aldı. Bir anlamda 2007 yılı 'Dünya Mevlana Yılı' ilan edildi'' demiş. Unesco 2007'de sadece Mevlana'nın anılmasını önermiyor, uzun bir liste var. Ressam Jean Carzou, bilim adamı Sisakyan, yazar Emilian Stanev, fizikçi Yukawa ve felsefeci Hanus'un 100. doğum yılı, Joseph Conrad'ın 150., kompozitör Orda 200., Buffon Kontu Leclerc'in, oyun yazarı Goldoni'nin 300. doğum yılı, Brancusi'nin 50. ölüm yılı, Eala Hayvanat ve Botanik Bahçesi'nin 100. yılı, Mtskheta Jvari Kilisesi'nin 1500. yılı, Monteverdi'nin Orfeo'sunun ilk icra edilişinin 400. yılı, Rusya Güzel Sanatlar Akademisi'nin 250. yılı, Margilan şehrinin 2000. yılı da listede.

Unesco'nun internet sitesinde bu isimleri anmak için ne yapılacağından söz edilmiyor. Sanıyorum Unesco olarak bir faaliyetleri yok, sadece öneriyorlar. Unesco Türkiye Milli Komisyonu sitesinde anmalarla ilgili hiç bilgi yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Konya Valiliği’nin ve Konya Büyük Şehir Belediyesi'nin internet sitesinde de bilgi yok. Bakanlığın hazırladığını anladığımız mevlanaunesco2007.gov.tr adresli sitede program bölümü boş. Bunlardan herhangi bir şey yapılmayacağı anlamını çıkartabilir miyiz?

2007'nin ilk iki ayı geçti. Henüz bir etkinlik, çalışma yapıldığını görmedik. Zaten henüz bir program yoksa, önümüzdeki aylarda bir şey yapılmasını beklemek de aşırı iyimserlik olur. Mevlana Yılı'nın kutlanmayacağını, geçiştirileceğini söyleyenler haklı gibi görünüyor. Yine de "Mevlana Yılı'nı kutlamayacak mıyız?" diye sormak istiyorum. Belki de Kültür Bakanlığı'nın ya da Konya Belediyesi'nin, Konya Valiliği'nin çalışmaları vardır da biz basın aracılığıyla ya da internetten bu bilgiye ulaşamamışızdır!..
__________________
Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz!
Tanrıkut isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Otağ Cevaplar Son İleti
Mevlana Türbesi, Küçük Kız ve By Çuu Gizemi Şaircan Edebiyat(Şiir bilen Öyküler) 0 07-09-2008 07:59


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 14:58.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56