Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Toplumu Bilinçlendirme Çabaları > Yazılar ve Ağbetik

Yazılar ve Ağbetik Başkalarına ait makale veya ağbetik paylaşımı

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 12-15-2007, 16:03   #1
KünAy
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan SEÇİMİ DOĞRU OKUMAK

SEÇİMİ DOĞRU OKUMAK
8 Ağustos 2007
Selim Somçağ

Muhalefet hâlâ 22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin nasıl olup da oylarını bu kadar arttırdığına hayret etmekle meşgul. Bu durum bile bu muhalefetin iktidar olmayı hak etmediğinin, iktidar olsaydı her şeyi yüzüne gözüne bulaştıracağının göstergesi. “Ananı da al git”lere, neredeyse ayaklanmaya dönüşen Ordu fındık mitingine, cemaatin öfke denizi olduğu onlarca şehit cenazesine, dev Cumhuriyet mitinglerine, bir avuç ithalatçı ve finansçı dışında toplumun bütün kesimlerinden yükselen ekonomik şikâyetlere, AKP devrinde iki katına çıkan işsizliğe rağmen AKP’nin oylarının % 34’ten % 47’ye yükselmesi gerçekten ilk bakışta şaşırtıcı. Bu seçimin başka bir ilginç yanı da birçok kişinin çevresinde “Ben AKP’ye oy verdim” diyen bir kişi bile bulamaması. Bu durum o kadar yaygın ki, birçok kişi seçim sonuçlarında geniş çaplı bir manipülasyon yapıldığına inanmaya başladı.

Aslında seçim sonuçlarının da, seçmen davranışının da açıklanamayacak bir tarafı yok. Halkla yakın temasta olması gereken muhalefet partilerinin bu bilmeceyi çoktan çözmüş olmaları gerekirdi.

Mesele özünde ekonomik. 2000 yılından itibaren uygulanan IMF programları Türkiye’de işsizliği üç katına çıkardı, ücretlilerin alım gücünü yarıya, köylününkini üçte birine düşürdü. Bir avuç spekülatör ve ithalatçı dışında bütün Türkiye II. Dünya Savaşı yıllarından bu yana görülmemiş ölçüde yoksullaştı. Buna karşılık, 2002’den itibaren ortaya çıkan ABD kaynaklı küresel para-kredi patlaması sayesinde Türk halkı daha önce Türkiye tarihinde görülmemiş ölçekte borçlandı, eksilen kazancın yerini borç para aldı. Son dört yılda şehirlerde veya köylerde ortadirek veya üstünde olup da ihtiyaç, taşıt, konut kredisi almayan birini bulmak için mumla aramanız lâzım. Şu anda bütün Türkiye’de mülk sahibi köylünün ya tarlası, ya da traktörü ipotekli. Türkiye artık bir borçlular ülkesi.

Bunun seçim sonucuyla bağlantısı açık: Gırtlağına kadar borçlu vatandaş artık döviz kurları veya faizler yükseldiği zaman bankaya olan borcunun kendisini yutacak bir girdaba dönüşeceğini çok iyi biliyor. Eskiden vatandaş döviz fırlayınca benzin, mazot zammından korkardı; şimdi döviz krizi vatandaş için ölüm kalım meselesi oldu. Şubat 2001’deki gibi bir kriz patlarsa evini, arabasını, tarlasını kaybedeceğini, bütün hayatının alt üst olacağını biliyor. İnsanın ilk kaygısı hayatta kalmak, malını, mülkünü, işini, düzenini muhafaza etmektir. Seçim sonucunu bu kaygı belirlemiştir.

Kriz korkusu neden AKP’nin değirmenine su taşımıştır? Birincisi, halk ekonomik sorunların sebepleri hakkında cahil bırakılmıştır. Amerika’nın güdümündeki medya bu konuda daimî bir dezenformasyon merkezidir. Türkiye’de hâlâ millî çevrelerde bile 21 Şubat 2001 krizinin Cumhurbaşkanı Sezer’le Ecevit arasındaki tartışmadan kaynaklandığı iddia edilebilmektedir. Medya, hükümet ve ABD güdümündeki bütün güç odakları devamlı son dönemdeki döviz bolluğunun tek parti iktidarının ürünü olduğu yolunda yalan propaganda yapmışlardır. Vatandaş bunun % 10 ihtimalle doğru olduğuna inansa bile oy kullanırken bunu gözardı etmesi çok zordur, çünkü artık hayatı ipotek altındadır. Nitekim seçimden önce bankalardaki döviz hesaplarının 6 milyar dolar artması epeyce bir vatandaşın “Seçimden sonra koalisyon olursa kriz çıkar” masalına kandığının açık delilidir. Tabiî burada asıl sorumluluk iki büyük muhalefet partisi olan CHP ve MHP’dedir. Bu iki parti Amerikancı medyanın yaydığı IMF programının ve AKP iktidarının ekonomik başarısı masallarını çürütmek için dörtbuçuk yıl boyunca kıllarını bile kıpırdatmamışlardır.

İkinci ve daha önemli etken şudur: Halk aslında durumundan memnun değildir, 2000 yılı öncesinin özlemini duymaktadır. Geliriyle geçinmek varken kimse borç yükü altına girmek istemez. Geliri düştüğü için borçlanmak zorunda kalan vatandaş hayatıyla kumar oynadığının, bıçak sırtında gittiğinin farkındadır. Ancak mevcut düzenin aleyhinde oy kullanması için karşısına güvenilir bir seçenek çıkması gerekiyordu. İşte muhalefet partilerinin asıl günahı bu görevden kaçmaları, IMF programına bağlı kalacaklarını ilân etmeleridir. Bu durumda halk dörtbuçuk yıldır IMF programını “başarıyla”, yani döviz krizi yaratmadan götürdüğü görülmüş, denenmiş olan AKP iktidarı varken, hiçbir iktidar başarısı görülmemiş olan Baykal CHP’sine ve 2001 krizinin mimarları arasında bulunan Bahçeli’nin MHP’sine niye oy versin? Aslı ve denenmişi varken, niye IMFcilikte bile rüştünü ispat edememiş olanların koalisyonunu tercih etsin? 22 Temmuz 2007 seçimlerinde ortaya çıkan tablonun açıklaması budur.

Gelelim “Çevremizde kimse oy AKP’ye vermediği halde bu kadar oy nereden çıktı?” paradoksuna... Bunun da çözümü basit: Bütün medya karartmasına rağmen halkın çoğu AKP’nin ABD ve AB karşısında tavizci bir tutum sergilediğinin, terörle mücadele konusunda kararlılık göstermediğinin farkındadır. Dev Cumhuriyet mitingleri ve TSK-AKP gerginliği de halkın gözünde AKP’yi bir ölçüde “sakıncalı” parti konumuna getirmiştir. Bu yüzden borç belasına AKP’ye oy verenlerden bilinçli kesim utancından, bilinçsiz kesim de “Ne olur ne olmaz” korkusundan AKP’ye oy verdiğini gizlemektedir.

Bu sonucun başlıca sorumlusu seçim kampanyasında ABD’ye, AB’ye ve IMF’ye bağlılıklarını her fırsatta ortaya koyan, mevcut IMF politikalarına herhangi bir alternatif üretmeden sadece programın sonuçlarını eleştiren, böylece inandırıcılıktan uzaklaşarak ikiyüzlü konumuna düşen muhalefettir. CHP yönetimi farkında olmayabilir; ama artık köylerde bile vatandaşlar IMF’nin dayattığı düşük kur politikası, vergi geliriyle faiz ödeme politikası sona ermedikçe işsizliğin azalmayacağının farkındadır. Dolayısıyla iktidara gelirse makroekonomik politikalara dokunmayacağını açıklayan CHP’nin işsizliği 5 yıl içinde yarıya indireceği vaadine hiç kimse inanmamıştır. MHP’nin ekonomi konusunda zaten hiçbir zaman dişe dokunur bir şey söylemediği malûm. Fakat CHP’nin seçimden önce ekonomi vitrinine Amerikancı sağ liberal İlhan Kesici ve Kemal Derviş döneminde Hazinenin başına atanmış olan Faik Öztrak’ı yerleştirmesine benzer şekilde, MHP’nin de vitrinine başka bir Amerikancı sağ liberal olan Mithat Melen’i getirmesi yeterince açıklayıcıdır. İki parti de bu yapıdaki vitrinlerle ABD’ye ve Türkiye’deki ABD güdümlü güç odaklarına “Biz milliyetçilik yapıyor gibi görünsek de sakın korkmayın, aslında biz de IMFciyiz” mesajını vermişlerdir. Seçim sonrasında Bahçeli’nin AKP’nin başarısından TSK’yı sorumlu gösteren açıklamasını da buraya not edelim.

Medyada birtakım “iliştirilmiş” resmî Atatürkçüler vardır. Bunlar bugünlerde harıl harıl Baykal’ı savunmakla meşgul. Baykal giderse CHP’yi öcüler yermiş!. Buradaki taktik de çok bayat: Mustafa Sarıgül’ü öcü yaparak Baykal’ı savunmak, yani ölümü gösterip sıtmaya razı etmek. Bu resmî yazarlar o kadar coşmuş durumda ki, Hürriyet yazarı Emin Çölaşan Baykal’ı savunmak için “Baykal giderse Atatürk’ün bize miras bıraktığı Altı Ok ilkelerinin kaybedeceğini” bile yazdı (26 Temmuz 2007 tarihli Hürriyet. “Altı Okun kaybetmesi” şeklindeki garip ifade yazara aittir.) Çölaşan hatırlamıyor olabilir, ya da belki o gün minik kuş tatildeydi; ama Baykal’ın Ricky Martin’in şarkısıyla podyumda gezerek Tony Blaircilik oynadığı yıllarda CHP’yi “Hâlâ altı okçu musunuz, devletçi misiniz?” diye sorguya çeken TÜSİAD’a “Altı ok bizim babaannemizin çeyiz sandığıdır” cevabını verdiğini ben gayet iyi hatırlıyorum. Altı oka antika eşya muamelesi yapan bu Baykal mı altı okun ve Atatürk’ün mirasının güvencesi? Güldürmeyin bizi sayın minik kuşlu yazar!

Daha söylenecek çok şey var ama yazıyı pehlivan tefrikasına çevirmemek için hemen sonuca geliyorum: Türkiye’nin ekonomik şantajla BOP’a razı edilmek istendiği bir dönemde hâlâ IMFcilik yapan, hâlâ AB’ye onurlu girişten söz eden, “ABD ile stratejik ortaklıkta AKP başarısız oldu, biz daha iyisini yaparız” diyen CHP ve MHP’yi artık milliyetçi ve millî partiler olarak görmek mümkün değildir. Bu partilerin hiçbir şart altında Amerika’nın denetiminden çıkamayacağı artık belli olmuştur. Bunlar majestelerinin iktidarına karşı millî hassasiyete sahip seçmenin enerjisini boşa akıtmaya hizmet eden majestelerinin muhalefetidir.

Bu şartlar altında Türkiye’nin millî güçlerinin yeni bir millî ve milliyetçi, anti-emperyalist ve tam bağımsızlıkçı parti için kolları sıvaması şarttır. Yalnız bu partinin içinde BOPla beraber Türkiye’de “Atatürkçü” diye tedavüle çıkartılan komünist, ateist, tarikatçı, gladyocu, mafyacı, ırkçı, kafatasçı marjinal kesimler yer almamalıdır. Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği bu kesimlerin tekeline bırakarak halkı Atatürk’ten ve milliyetçilikten soğutmak Amerika’nın son numarasıdır. Kurulacak parti bu kesimlerin karanlık geçmişleriyle, Kemalizmle ilgisi olmayan marjinal fikirleri ve provokatif eylemleriyle lekelenirse halkı kucaklayamayacak ve salon partisi olarak kalacaktır.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 04:46.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56